Beyaz Geceler
Beyaz Geceler Dostoyevski’nin en hafif, en saf, en lirik kitabıdır. Saflık kelimesiyle karmaşık ve karışık olmayan bir şeyi kastediyorum. Kitap sözü de okuyucuyu yanıltmasın: Dostoyevski Beyaz Geceler’i bir gazetede yayımlanacak basit ve çoşkulu bir hikâye olarak tasarlamıştı. Hikâye saflık ve yalınlığını, kahramanlarının hep aynı kumaştan ve renkten yapılmasından alır. Onlara, dile getirdikleri sözlere hemen inanırız. Bir şeye inanan, sonra aynı güçle tam tersine inanan tipik Dostoyevski kahramanları yok bu kitapta. Bu bakımdan Beyaz Geceler Dostoyevski’nin en özel, en ayrıksı kitabı. Burada bizi etkileyen şey kitabın ve kahramanlarının bu saflığından gelen hafiflik, bir çeşit çocuksu dürüstlük ve bizi yormayan melodramlardan alabileceğimiz bir mutluluk duygusu.
Baskılar32
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.

Beyaz Geceler
İş Bankası Kültür Yayınları - Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (402)Bu kitap artık yorulduğunu saklayamayanlara gelsin. Yolda yürürken gideceği yeri unutan, nefes almak isteyip, alamayanlara gelsin. Gerçek yalnızlara, sadece gün dolduranlara... -Bir hayalperestin hatıralarından-
Beyaz Geceler, Dostoyevski'nin tam anlamıyla kabul görmediği bir dönemde (1848) ortaya koyduğu bir uzun öykü. Bu öykünün kahramanı Petersburg'da yaşayan ve kendisini Hayalperest olarak tanıtan yanlız bir genç adam ve Nastenka adında saf ve genç bir kız. Konu ise Hayalperest'in Nastenka için taşıdığı karşılıksız aşk ve Nastenka'nın ise başka birine aşık olması. Kitaba, "Sevgili okur" şeklinde bir hitapla başlanması suretiyle gösterilen okuyucunun dikkatini çekme çabası, sanki kitabın çok da sürükleyici ve okunması kolay olmadığının bir habercisi gibi... Hikâyenin "Hayalperest" ağzından aktarılan bölümlerini takip etmek, uzun cümleler ve yoğun betimlemelerden hoşlanmayan (benim gibi) okuyucu için gerçekten zor. Okurken, konuşma sırası Nastenka'ya gelsin diye kıvrandım açıkçası... Hikaye bir tiyatro oyunu şeklinde yazılmış olsa, okunması daha kolay olabilirdi (Nitekim, bu hikaye aynı isimli bir radyo tiyatrosuna uyarlanmış; dinlemek isteyenler web'den bulabilir). Nastenka, başka bir aşkın yolunu gözlerken, Hayalperest'in çektiği sancılar oldukça hüzün verici.
"... Yoksa O, bir nebze olsun Senin kalbine yakın olabilmek için mi yaratıldı?" ---SPOILER ALERT--- Hayalperest ve Nastenka'yı ayrı ayrı anlıyor, üzülüyorum. Kız başta "bana aşık olmayın... Bu imkânsız, sizi temin ederim." diye haklı olarak uyarıyor ve anlatıcımız söz veriyor ama hepimizin bildiği gibi; 'kalbimizi kime vereceğimize karar veremeyiz' Tüm bunları düşününce Hayalperest'e kızamıyorum ve aynı şekilde hakkım olmadığını bilerekten Nastenka'nın aşık olduğu adama sırtını dönmemesine sızlanamıyorum (öyle yapmam haddime de olmazdı aksine fikri değişseydi külâhları değişirdik) Bu kısa hikayede eleştirebileceğim tek nokta gelen itiraftan sonrası için olabilir. Nastenka'nın o ani yürek parçalayan umutsuz acıyla sağlıklı düşünemeyip "Onu hâlâ seviyor olsam da, eğer o beni bıraktıysa, beni unuttuysa..." diyerekten anlatıcımızın hislerine karşılık verebileceğini dile getirmesi oldu. Kendini kandırdı... Oysa ben de onun kadar bunu gerçekleştiremeyeceğini iyi biliyordum. Çünkü sırf biri sizi sevdiği için eskiyi unutup yeni birini sevmeye başlayamazsınız. Öyle yapabileceğini iddia edenlerde zannımca 'hoşlantı ve aşkı' birbirine karıştırmış demektir. O yüzden sonu olması gerektiği gibi bitti. "Gittikçe üzerime bir haller geldi, otursam oturamıyorum, okusam okuyamıyorum, çalışsam çalışamıyorum, bazen gülüyor ve büyükanneme inadına bir şey yapıyor, diğer bir zamansa ağlıyordum."
Beyaz Geceler, Başkasının Karısı, Noel Ağacı ve Nikah, Haysiyetli Hırsız, Yufka Yürekli isimli beş trajikomik öykünün derlendiği eserde ortak tema, insani duyguların uç noktalarda ele alınması. Aslında olaylar gayet sıradan fakat Dostoyevski karakterleri öyle bir duygusal coşkunlukla işlemiş ki onur, gurur, kıskançlık veya açgözlülükleriyle içinden çıkılmaz hallere düşüyorlar. Esere adını veren ve bana göre içlerinde en etkileyici hikaye olan Beyaz Geceler, yalnızlığı ve insanın sevgi açlığını oldukça başarılı betimlese de asıl bir şehre bağlanma konusunda nadide bir örnek olsa gerek. Petersburg’u evleri, sokakları hatta kuytularıyla öylesine sevgiyle anlatmış ki insanın gidip göresi hatta gidip tanışası geliyor. Tekrarların çokluğu sebebiyle ortalamanın altında kalan Başkasının Karısı öyküsü ise konusuyla değilse de “gördüğünüz gibi bir ruhsal bunalım geçiriyorum, mazur görün lütfen...” cümlesiyle favorim oldu. Böyle zarif delirmek herkesin harcı değil.:)
Hüzünlü, okudukça ruhumun dinlendiğini hissettiğim bir kitaptı. Kısa ama çok şey anlatan, gereksiz detaylara girmeyen bu romanda en dikkat çeken yön erkek karakterin yaşadığı umutsuz aşk değildi, o aşk sayesinde kaçırdıklarını fark etmesiydi. Mutlaka okuyun.
Diyaloğa ağırlık verilmiş, edebi lezzetten uzak bir kitap. Tiyatro teksti gibi...
Dostoyevski nin iki kısa öyküsünden oluşan bu kitabında 'Beyaz Geceler' ismindeki ilk kısım oldukça güzel. bitişi çok çarpıcı. bir acı bırakıp içinizde kapanıyor perde
Dostoyevski'yi ilk bu kitabı ile tanımadık istedim, hem kısa hem de çok merak ettiğim bir kitabıydı.Dostoyevski dilini merak edenler bu hafif roman ile başlayabilirler.Açıkçası beğendim ilginç bir hal içinde olan baş kahramanı gözğmde canlandırdım.Bu arada tavsiyem iletişim yayınevidir.sonu şaşırtıcı edicilerdendir.Nastenka bizi şaşırtır demedi demeyin :)
Kitap kısa iki öyküden oluşuyor. Kitaba da ismini veren Beyaz Geceler'i okurken tiyatro izliyor hissine kapıldım. O kadar içten ve samimi bir dille yazılmıştı. Yalnız Dostoyeski'yle Suç ve Ceza kitabıyla tanışmış biri olarak farklı anlatım tarzıyla şaşırttı beni yazar bu kadar sade bir anlatım beklemiyordum. İkinci öykü olan Uysal Kız da aynı içtenlikle yazılmış. İçini döken birinin günlüğü gibiydi. Okurken keyif aldım. Okumayanlara tavsiye ederim. :)
Dostoyevski kitaplarında öyle karakterler yaratır ki; herkes herkes kadar haklıdır ve herkes de herkes kadar haksız.Bazı kitaplarında "suçsuz ve temiz" özel karakterler bulunsa da çoğunluk olarak herkes kirlidir. İnsan olmak çünkü bir kirlenme halidir. Bu kısa roman veya novella diyebileceğimiz eser ise tam anlamıyla herkesin suçlu ve herkesin suçsuz olduğu bir başyapıt. Okumam üzerinden çok uzun zaman geçmesine rağmen "Ahh Nastenka!.." çığlığını hiç unutamadım.
Bu kitap sayesinde Dostoyevski'nin diğer kitaplarını da okumak istiyorum ;) Madam Bovary'den sonra içimde klasiklere karşı bir çekine vardı bu kitap bütün korkumu alıp götürdü. Beklentilerimi aşan insanın kolayca kendini kaptırabileceği güzel bir kitaptı <3
Kitabı Elif önermişti sanırım o yüzden pek sallayamayacağım kitaba. Ama bir numara yok kitapta. Zaten Dostoyevski' nin çaylaklık dönemlerine ait bir hikaye bu. Bir adam var, kıyıda köşede kalmış bir adam ama herkes gibi söyleyecek bir şeyleri var onun da ve bunları söyleyecek hatunu bulunca da başlıyor konuşmaya. Hatuna cümlelerden başka verebilecek bir şeyi olmadığından konuştukça konuşuyor ki bu bağlamda kendime çok yakın hissettim bu karakteri. Para, araba, popülarite, yakışıklılık vs. yoksa, olanlardan gidersin hatuna. Sonuçta tüm ilişkiler karşılıklı faydacılık üzerine kurulur. İşte adamımız da konuşabilen biri ki sonuçta Dostoyevski konuşturuyor adamı, kız da etkileniyor haliyle ve iletişimde kalıyor adamımızla. Adam anlatıyor kız dinliyor, kız çok güzel olduğundan adam kadar güzel konuşmasına gerek kalmıyor haliyle adamı kendine bağlamak için ki adam zaten kadına hasret o da ayrı konu. Hikaye bundan ibaret, bu iki genç insanın birbirleriyle tanışıp buluşmaları ve aralarında geçen konuşmalarından. Tıpkı Kürk Mantolu Madonna' da olduğu gibi bunda da kimilerine göre muazzam bir aşk anlatılıyor olabilir, oysaki hikaye basit her zamanki gibi. Pek fazla seçeneği olmayan bir adamın güzel bir kadına karşı duyduğu hayranlığı -mecburen- fedakarlıkla göstermesinden ibaret o tutkulu aşk denilen şey iki kitapta da. Kürk Mantolu Madonna da benzersiz bir üslup ve dil kullanımı var ki zaten o kitabı özel yapan o yoksa hikayesinde bir numara yok. -SPOİLER- Bu iki aşık(!) insandan birisinin elinde bir seçenek daha olduğundan ve dahası o seçeneğin elinde cümlelerden daha fazlası bulunduğundan tercih edilen de o oluyor tabii tıpkı gerçek hayatta olduğu ve olması gerektiği gibi. -SPOİLER- Vasat altı bir hikayeydi bana göre. Ne anlatılan aşk hikayesinde, ne karakterlerde ne de üslupta övgüye değer çok bir şey yok. Basit bir hikaye. Tabii şunu da unutmamak gerek, Dostoyevski standartları için basit diyorum. Yoksa karakterlerin ruh hallerinin yansıtılmaları, hikayedeki gerçekçilik övgüye fazlasıyla layık ancak Dostoyevski gibi bir adamı övmek için doğru kitap bu değil. Bundan çok daha üst seviyede işler yapmış bir yazar Dostoyevski.
İlk 50 sayfasında sıkıldım ama yazar Dostoyevski olduğundan devam ettim, iyi ki de devam etmişim. Sonu insanın içine oturuyor , özellikle de bunu yaşayan biriyseniz
bu kitabın olay örgüsünü bildiğini düşündüğüm-ki kız dostoyevski uzmanı-bir arkadaşıma, ona aşık olduğumu kitaptaki karakterlerle alegori yaparak anlatmaya çalışmıştım.kız meğer ki kitabı okumamış.o gece sırf beni anlamak için kitabı okumuştu.
Dostoyevski'nin Beyaz Geceler adlı romanı ve Başkasının Karısı adlı öyküsünün bir arada yer aldığı kitap Türk filmi tadında. Özellikle Beyaz Geceler romanını okurken zihnimde Kartal Tibet ve Hülya Koçyiğit canlandı. Başkasının Karısı öyküsü ise yanlış anlama ve yanlış anlaşılma üzerine kurulu klasik bir komedi hikayesi.
böyle insanın ta içine dokunuyor.. Dostoyevski candır.
Konusu çok klasik fakat Dostoyevski öyle zarif ve güzel bir üslupla anlatmış ki hikaye bambaşka bir boyut kazanmış. Bu kırık aşk hikayesinin tatlı hüznü uzun süre hafızamda yer edecek gibi.
Kitabı beğendim.Kahramanımızın adı yok ama zaten buna gerek de yok,kendi kurduğu hayallerle yaşayan yalnız bir adam.Nastenka ile tanışır ona aşık olur.Dört gün boyunca yaptıkları tek şey bir banka oturup birbirlerini dinlemek olur.Birbirlerine kendi hayatlarını anlatırlar.Ama kitabın sonunda yapılan tercihler kahramanımıza üzülmemize sebep oluyor.Sadece dört günü anlatan bu kitap okurken beni sıkmadı.Hikâyenin ve karakterlerin naifliği çok hoştu bence.Zaten Dostoyevski benim en sevdiğim yazarlardan biridir.Karakterlerin psikolojik tahlillerini okuyucuya anlatabilme yeteneğine her zaman hayran kalmışımdır..
Dostoyevski'nin eseri olarak büyük beklentiyle okumamak lazım. bunu da beğenmediğim için söylemiyorum aksine güzel iç sızlatan akıcı bir üslupla yazılmış hoş bir öykü ancak önsözde de söylendiği gibi lirik bir havası var. Dostoyevski'nin diğer kitaplarından ve karmaşık yapısından uzak ve tüy gibi hafif. ama bu okunurluk zevkini azaltmıyor. okunmayı kesinlikle hakediyor
Beni çok etkiledi.. Nastenka sen nasıl bir insafsızsın -.-
Kürk Mantolu Madonna'yı yakın bir zamanda okuyup çok beğenmiştim. İnternette kitap ve yazarı hakkında araştırma yaparken, Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'yı yazarken Dotoyevski'nin Beyaz Geceler'inden etkilendiğini okudum bir yerde. Şansıma zaten evde olan bu kitabı hemen okumaya başladım. Karakterlerin ve atmosferin birbirine çok benzediği aşikar. Kendisinin böyle bir demeci var mı bilmiyorum ama bence gerçekten etkilenmiş. Kendi adıma önce Kürk Mantolu Madonna'yı okumuş biri olarak bu kitaptan fazla etkilendiğimi söyleyemeyeceğim.





































