Gölgesizler
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, tıpkı Kafka gibi sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar... Yazma serüvenini hayatı kelime kelime genişletmek olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştüre...
Baskılar4
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (212)Hasan Ali Toptaş'ın farklı bir tarzı var. Anlamakta zorlandığım bir kitap oldu. Kitabı bitirdikten sonra filmini izledim daha çok oturdu kafamda. Kitabı okuduktan sonra kesinlikle filmini izlemenizi öneririm. Sahi kar neden yağar? https://www.youtube.com/watch?reload=9&v=io5n-VLCIdw
Gerçek mi kurgu mu anlayamadığım sahneler...Anlatımı harika bir postmodern roman... Toptaş varoluş sancısını biraz da kırdaki adam çeksin demiş sanki : )
Türkçeyi tamamen her türlü güzelliğini kullanarak ama asla kelime oyunu yapmayarak yazdığı Gölgesizler ile tanıştım bir yerden. Hasan Ali Toptaş'ı hiç okumayana, ilk kitap olarak bu eserle başlamamasını öneririm. Çünkü önce yazarın daha kolay kitaplarını deneyimleyip, o kendine has yazım diline ve edebiyat ruhuna alışmanız gerekir. Gölgesizler eseri akıcı olsa da anlaşılması daha doğrusu sindirmesi o kadar kolay lokma değildir. Kurgusu efsanedir ki zaten kurgusunun esrarına kapılan bir filmi de çekilmiştir. Müthiş bir hayal gücüyle yazılmış. Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bu postmodern romanda varlık-yokluk sorunları ve zaman-mekan ilişkisi ele alınmıştır. Romanda ikili bir anlatım söz konusu. İki farklı yer ve iki farklı zamanda yaşanan olaylar anlatılıyor fakat okurken sanki aynı zamanda ve yerde yaşanıyormuş hissi veriyor. Okuduğum diğer Hasan Ali Toptaş romanlarından biraz farklıydı fakat farklı tatlar arayanlara tavsiyemdir.
Yazarın okuduğum ilk kitabı; ama okurken yabancılık hissetmedim ve zorlanmadım. Kitap işleyişi, mekanlar arası gidiş-gelişi ya da kitabı gözüyle okuduğumuz kişilerin değişmesi kafa karıştırıcı gibi görünse de; aslında değil. Olaylar ilerleyip, kitabı bitirdiğinizde her şeyi, bütün olan biteni anlıyorsunuz. Hasan Ali Topbaş, her karakterle bir edip olayların içine almış aslında okuyucuyu... Bazen de dışarıdan baktırmış. Bu yüzden her karakterle empati yapmak, anlamak çok daha kolay olmuş. Hatta bir zaman sonra olayları ya da olacakları tahmin edebilir hale geliyorsunuz. Ben övgülerden dolayı beklentimi yüksek tutarak başlayan biri olarak gayet memnum kalktım kitabın başından. Yazarın diğer eserlerini de en kısa zamanda okumaya çalışacağım.
Filme de uyarlanmış Hasan Ali Toptaş kitabı. Hasan Ali Toptaş deyince akla dili kullanma becerisi , yalın dili geliyor. Bu kadar sakin bir dille bu denli insanı gizem denizi içinde yuzduren, ürperten bir yazar daha olabilir mi ki ? Hasan Ali Toptaş 'in bu eseriyle bile edebiyat tarihimize adını altın harflerle yazdırdığı şüphe götürmez bir gerçek. Böyle bir zat nasıl olur da daha fazla ön plana çıkmaz, anlaşılır değil. Eserine gelecek olursak, varın yokun sorgulandığı, kayboluslarin ardına düşen bir olay örgüsü, esrarengiz bir cinayet , bir doğum vakasi.. Ne ararsan var kitapta. Taşra insanının nabzını tutmuş, eserinde köy kent arası olaylar silsilesini bizlere aktarmış. Değişik karakterlerin ağzından konuşmuş yazar eserinde. Bu şekilde değişik teknikler kullanması bile ustalığa işaret. Kitabın dili o kadar yalin ki tek solukta okunacak nitelikte ama bu kadar yalin dille bizi bu denli heyecana sürüklemesi , ürpertmesi beni çok etkiledi. Gizem beni içine çekti. Acaba sorusu bir an için aklımdan düşmedi. Gerçekten her yönü ile elit bir kitap.
Hasan Ali Toptaş'ın okuduğum ilk romanı oldu Gölgesizler. yaptığım ön araştırmada kitabın okuyucu tarafından çok beğenildiğini gördüm. Yönetmen Ümit Ünal tarafından aynı adla sinemaya aktarıldığını da bu araştırma sayesinde öğrendim; izledim, beğendim. Kitaba ve yorumlara dönecek olursak, Hasan Ali Toptaş için 'Doğu'nun Kafkası' diye anılan bir yazar. Bir kitabını okuyup aksini eleştirmem ya da bir kıyasa gitmem komik görünse de batı romancısı ve Türk romancısı hakkında "Gölgesizler" nezdinde bir kaç lakırdı etmek istiyorum. Varoluşçuluk batıda filizlenen bir akım. 19.yy. de yaşanan hızlı sanayileşmeye karşın toplumsal ve bireysel hayatta yaşanan toplumsal ve bireysel sıkıntılar bu akımın gelişmesinde ana etken. Varlığını toplum düzeninde bir yere konumlandırmaya çalışan bireyin varoluş çabasının diğer adı varolşçuluk. Bir ispat davası ya da . Batı yazın insanı bu davanın yılmaz savunucusu. Beslendiği kaynağın dini ve soyuttan sıyrılıp daha maddeci bir eksene yayılması onun çabalarının esin kaynağı. O davasını varoluşunu anlamlandırma, onu yeniden-yeniden-yeniden üretme çabasına koşullandırmış durumda. Bu öylesine güçlü bir eylem ki sanat- sanayiyi, sanayi sanatı, ve ikisi birlikte toplum düzenini şekillendirme konusunda yarış halindeler. Bu dizginlemez çaba Batı yı her anlamda yukarı taşıyan bir dürtü. Oysa Türk roman insanı bu çabaya daha çok yokuluş üzerinden anlamlandırma gayretinde ya da bilinçaltında bu var . Varlığını kantılmak için giriştiği ba davada nedendir bilinmez çapayı hep yokoluş limanına atıyor ve bize bu minvalde masallar anlatyor. Ve ürkek Türk romancısı. Kafka Dava da çok şey yaşamaz. Altı üstü yıllarca sürüp gidecek bir davanın tarafıdır. Ancak canlı kanlı bir taraftır. Ne yaşadıysa diri diri anlatır okuyucuya. Başka , ikinci bir ağız kullanmaz. Somut bir varlık davasıdır onunki. Dönüşümde de hakeza öyledir. Halbuki Türk Romancısı buna cesaret edemez. O ya bir düşün içindedir, ya hayalin. Kaypaktır biraz. Hep uzak ülkelerin uzak masalları gibidir anlattıkları. Kendimize bir türlü masalda yer bulamayız. hep onların , o düşsel adamların hikayesidir ninni gibi dinlediğimiz. Ayrıca çok olay yaşanır, kaç yokoluşa şahit oluruz bir kitapta. Bu israf değilde nedir? belkdie bizde insan hayatının ucuz oluşudur bilinçaltımıza işleyen , o yüzden yok etmekte bu kadar ustayızdır. Kimbilir?
I-na-nil-maz bir kitap... Harika bir uslup, karmasikligin icinde sadelik, duru ama bir o kadar da cilginca ilerleyen sayfalar... Yasananlar gercek mi? Yoksa aslinda ruyalar mi gercek? Golgelerimiz kim aslinda? Kac golgemiz var? Ya Paralel hayatlar gercekten var ise??? Ya da gecmis sandigimiz aslinda gelecek ise ??? vay ki ne vay degil mi??? "Ayni yolda yurumekten baska caresi olmayan tuhaf birer yaratikti insanlar; tekrarin, tekrarlananin ortusu oldugunu anlayamadan, ayni el sallayislarin, ayni guluslerin, ayni yuruyuslerin ya da ayni oturuslarin icinden gece gece, damaklarina bulasan bir seruven tadiyla donup dolasip ayni noktada yasiyorlardi " E ben daha ne diyeyim... Oturun okuyun derim
çevremde okuyanların bayıldığı benimse yetersiz buldulduğum bir hikaye.mükemmel olmaya bir kaç tık kalmış ama olamamış.anlatı dili etkileyici.sürükleyicilik orta.
Gölgesizler,Hasan Ali Toptaş ile tanışma kitabım oldu.İyi ki de tanımışım dedim.Kitabın başlarında biraz tedirgindim ama bırakmayıp devam ettiğim için çok memnunum.Kesinlikle tavsiye ederim.
Tahminimin ötesinde farklı bir yorumdu
ben bu kadar ağır ilerleyen bir kitap daha okumadım bir Nuri Bilge Ceylan filmi denilebilir.
bir değerlendirme apılmayacak kadar içten, hüzünvari, muazzam bir kitaptı. hasan ali abimiz..
Her cümlesi düşünülmüş ve ustaca işlenmiş. Hasan Ali Toptaş'ı ana dilinde okuyabildiğimiz için çok şanslıyız bence.
Kurgulari ve uslubu ile yine kendine hayran birakti beni. Hani kitabi okurken karakterlerden bir(ler)i olursunuz ya bu kitapta tum karakterlere disaridan bakabiliyorsunuz hatta bir an kendinize bile.
Hiç düşünmeden tavsiye edebileceğim bir Türk yazar ve romanı. "Kar neden yağar, kar?"
Ben bu kitaba yorum yapamam. Müthiş sarsıldım sadece, bunu bilin yeter.
okurken beni yer yer sıksa da, okurken hiçbirşey anlamasam da, karmakarışık olsa da okunmaya değer... aynalı fatma hikayesi çok ilginç :) yazarın dilini sevdim bu arada... okurken okuyucuyu boğmuyor... hasan ali toptaş'ın ne 'şişirilen' elif şafak'tan, ne de 'nobelli(!)' orhan pamuk'tan hiçbir farkı yok hatta fazlası bile var...
Farklı bir üslup, dil çok iyi kullanılmış, cümleler etkileyici, kurgu farklı ama akıcı değil hatta sıkıcı oluyor bazen
Hasan Ali Toptaş kesinlikle okunması gereken bir yazar, okuduğum ilk kitabıydı ve şok oldum. Üslubu, kelimelere hakimiyeti mükemmel. Bu aynı zamanda kıtabı beğenmeme sebebim de. Çok ürkütücü, korkutucu bir konu seyri var ve insanın iliklerine iliklerine uğurusuzluk, mutsuzluk işliyor. Buna rağmen piyasadaki ucuz aşk romanlarımsı roman bile denemeyecek şeyler okunacağına sonuna kadar tercih edilmelidir.
Müthiş; büyüleyici; tam benlik, Hasan Ali'ye hayranlığımı başlatan eser; aşık olunası ama olunmayası mı?
Neden bu kadar geç tanıştım diyorum. Sorular, aforizmalara arasında giden, yoklu ve hiçlik üzerine muhteşem bir kitap. kelimelere, tasvirleri parmağında oynatan yazar kitabın sonunda bir uçurum veriyor ve sizi oradan atıyor.
Bu kitaba inceleme yazacağım da nasıl yazacağım? En iyisi Hasan Ali Toptaş' ı karşıma alıp konuşmak sanırım; Orhan Pamuk' tan sonra bir türk yazar daha Nobel alırsa bu sen olacaksın yüksek ihtimalle abi. Sana bazı sorularım var yalnız: Ya sen nasıl bir adamsın? Derdin ne? Amacın ne? O nasıl bir kurgu, o nasıl bir kitap birader? Bir insan öyle bir kurgu yapıp, öyle karakterler yaratıp; sisteme, düzene alttan üsten kombine yumruklarla ama aynı zamanda hiç de hissettirmeden dalıp tüm bunların üzerine her cümleyi biçip tartıp böyle bir kitabı nasıl yazar? Sen nasıl bir zekasın, nasıl bir manyaksın ey sayın Toptaş? Bak Heba kitabın rafta ama daha cesaret edip de kapağını açamadım. Hayır her şey bir yana; böyle ağır bir kitap yazıyorsun, o kitabı yazarken o deli-dahi kurgunun altına giriyorsun, bir de bunun üzerine her cümlede beni orada oraya nasıl atıyorsun? Bir insan bir tane dahi olsa koca kitapta öylesine bir cümle yazmaz mı yahu? Ben bir şeyler yazarım, bundan sonra da yazacağım ama öyle içimi dökeyim diye yazmam. Ukalayımdır da sonuna kadar; ben klavyenin başına geçtim mi yazmaya başlarım, ilham filan hikaye. Beğenirler beğenmezler umrumda değil ama ben yazdığım şeylerin, iyi yazdığı iddia edilen pek çok kişinin yazdığı şeylere kıyasla çok daha iyi olduğunu biliyorum. İnsanların beğenmesinden önce kendi istediğim tarzda yazmayı, yazabilmeyi önemsiyorum. Bunu tam olarak yaptığım söylenemez. Ben okuyucuyu esir alıp ama aynı zamanda da zerre umursamayıp bir şeyler yazmak istiyorum. Ona tanrıyı oynamayayım, hangi cümlede ne düşüneceğine o karar versin ama içten içe de onunla alay edeyim ne kadar özgür bırakırsam bırakayım yine de benim tutsağım olsun istiyorum; dahası özgür olduğuna da sonuna kadar inansın istiyorum çünkü bir insanı tutsak etmenin en iyi yolunun onun kendisini özgür sanması olduğuna inanıyorum. Yalnız abi, ben bir sayfalık metinde, üstelik tek amacım buyken dahi bu amacı gerçekleştirmekte zorlanırken ve çoğu zaman da başarısız olurken; sen, koca bir kitapta bunu nasıl yapıyorsun? Üstelik bunu yaparken böyle manyak bir kurgunun altına nasıl giriyorsun? Bir an bile beni kendi halime bırakmıyor ama elimi tutmayı da reddedip istediğini düşün, istediğin gibi yorumla demeyi nasıl beceriyorsun? Son bir şey daha; ''KAR NEDEN YAĞAR KAR!!?'' Ekşisözlükte şöyle bir entry var mesela; iç ses gibi ama değil, dış ses gibi ama değil... Peki ama ''KAR NEDEN YAĞAR KAR!!?''
solukusz bir okuma oldu! o nasıl muhteşem bir zaman mekan kullanımıdır,daha önce sadece Angelopoulos filmlerinde gördügüm bir şeydi.
Kitap okumaya cok ihtiyacim oldugu bir anda kapagi bir yerlerden tanidik geldigi icin alip okumaya basladigim 2 gun gibi kisa surede buyuk bir merakla okudugum kitap. Basta bu ne ne oluyor nasil ilerliyor diye anlayamadigim ama ilerledikce beni kendine baglayan farkli olaylari karsima cikaran biraz dussel biraz gercek bir kitap. Kendimi o koyde hisssedip o halktan biri olarak gozleyen biriydim sanki. Ancak bu tur kitaplara aliskin olmayan tamamlamalarin buze ait oldugu, yarim kalmislik duzeyinin fazla oldugu kitaplardan hoslanmayanlar icin onermeyecegim tarzda.
çok orijinal yazılmış bir kitaptı. edebi açıdan da sağlamdı.













