O sabah, Ceren erken uyandı. Onu uyandıran, annesinin sesi ya da odaya sızan güneş ışıkları değildi. Uykusunun en tatlı anındayken, kulağının dibinde Erenin sesini duymuştu. Kardeşi onu omzundan sarsıyor ve bir yandan da kıkır kıkır gülüyordu: -Ceren, Ceren, uyan! Dalmaçyalılar gibi olmuşsun. Ceren gözlerini açmadan: -Bırak beni. Uyumak istiyorum, diye söylendi. Sonra yorganı başına çekti. Ama Eren onu rahat bırakmadı. Sonunda Ceren yorganın altında söylenmeye başladı. (...)
O sabah, Ceren erken uyandı. Onu uyandıran, annesinin sesi ya da odaya sızan güneş ışıkları değildi. Uykusunun en tatlı anındayken, kulağının dibinde Erenin sesini duymuştu. Kardeşi onu omzundan sarsıyor ve bir yandan da kıkır kıkır gülüyordu: -Ceren, Ceren, uyan! Dalmaçyalılar gibi olmuşsun. Ceren gözlerini açmadan: -Bırak beni. Uyumak istiyorum, diye söylendi. Sonra yorganı başına çekti. Ama Eren onu rahat bırakmadı. Sonunda Ceren yorganın altında söylenmeye başladı. (...)