Eser· Kitap

Tatar Çölü

8.7/10(136)

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle savaşı. Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat düşmanın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek-dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...

Baskılar3

Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.

Tatar Çölü

Tatar Çölü

İletişim Yayınları

232 sayfa2018-11-23
Tatar Çölü

Tatar Çölü

Qanun nəşriyyatı

288 sayfaISBN 97899522643192013-01-01
Tatar Çölü

Tatar Çölü

Can Yayınları

174 sayfa1996-01-01

Düzenleme Geçmişi

Yükleniyor...

Puanlama

8.7/ 10
136 puan
10
58
9
24
8
25
7
21
6
4
5
1
4
3
3
0
2
0
1
0
MMURATAYDIN94· Tatar Çölü
9/1016.06.2023

Rutinlere ve Bırakılamayanlara Prangalı Hayatlar: Hayatımızda bir şekilde var olan insanların kimi birlikte hoş vakit geçirdiğimiz için, kimi kendimizi mecbur hissettiğimiz için, kimi çok vefalı veya vefa götermeye değer olduğunu düşündüğümüz için, kimi de nedenini tam olarak bilemediğimiz halde sırf öyle istediğimiz için ve biz engel omadığımız sürece var olmaya devam ederler. Mesleğimiz, yaşadığımız mekan, taraftarı olduğumuz bir takım, çalıştığımız iş yeri, öğrenim gördüğümüz okul, desteklediğimiz herhangi bir sosyal veya siyasi oluşum için de benzer durum söz konusudur. Aynı şekilde okuduğumuz kitapları da farklı motivasyonlarla okuruz. Keyifli veya dingin bir zaman geçirmek, zamanı faydalı ve öğretici kılmak, sınava hazırlanmak, ders çalışmak, araştırma yapmak, duygusal ve düşünsel kazanım elde etmek, vb. Bu bağlamda okuduğumuz kitap ya bir daha el sürmemek üzere rafta yerini alır, ya da bizi derinden etkiler ve içimizde, her fırsatta onu başkaları ile paylaşmak, sıkıntılı anlarımızın sığınağı veya başucu kaynağı yapmak isteği uyandırır. Örneğin Küçük Prens, dünyayı bir çocuk gözüyle görebilmenin iyi, empati sahibi, ve sorumlu bir insan olabilmek adına gerekli olduğunu anlatır. Martı Jonathan Livingston, hayatın asıl anlamının daima daha iyiye, daha güzele ulaşmak ve bu yönde çabalamak olduğunu söyler. Don Kişot, başkalarının deli yakıştırmalarına, horlamalarına aldırmadan, inandıkları ve sevdikleri uğruna gözünü budaktan esirgemeyen bir adamın hikayesidir. Oblomov, anlamak isteyene, tepkisizliğinin ve toplumdan uzak kalışının nedeninin salt bir tembellik değil, aslında hayata ve insanlara karşı güvensizlikten, kırgınlıktan, ümidini ve inancını yitirmekten kaynaklandığını, bazen bunun da bir erdem sayılabileceğini düşündürür. Mesnevi, hikayelerle bezenmiş bir yaşam rehberi ve felsefesi sunar meraklısına. Amak-ı Hayal, Kelile ile Dimne, Andersen Masalları, Ezop Masalları gibi eserlerde ise fantastik hikayeler arasına serpiştirilmiş muhtelif mesajlar, öğütler bulursunuz. Dolayısıyla, sadece okunan kitabın içeriği değil, okuyucuyu okuma eylemine yönlendiren motivasyon da okuma sürecini ve sonucunu şekillendirir. Örneğin Hayvan Çiftliği kimi için sadece bir fabldır kimi için de düşündürücü dersler veren bir eserdir. Sefean Zweig'i kimi romanlarındaki şahane betimlemeleri için sever, kimi de onun asıl değerli eserlerinin yazdığı biyografiler olduğunu düşünür. Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e gibi. Okumayı seven birisi ve 50'li yaşlara gelmiş birisi olarak Tatar Çölü'nü neden geç keşfettiğimi doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Bu güzel ve düşündürücü eseri daha önce, en az yirmi-yirmi beş yıl önce okumuş olmayı isterdim. (Cemil Meriç'in "İrade Terbiyesi" için "ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi" dediği gibi) Tatar Çölü aslına bakarsanız temposu ve ritmiyle okuru öyle alıp götüren bir eser değil. Hayali bir ülkede Güney Krallığı'nın bir genç subayı olan Giovanni Drogo'nun Kuzey Krallığı sınırındaki kaleye atanması, hayalini kurduğu hayatı yaşama adına buradan ayrılmak istemesi, daha sonra da rutinin sıkıcı ama güven veren iklimine kendini kaptırmasının hikayesi. Ancak bu hikaye öyle sıradan bir hikaye de kesinlikle değil. İnsanın hayat döngüsü içerisindeki gidişata dair farkındalık sahibi olmasının önemini vurguladığı gibi, konumunu ve uğrunda çabaladıklarını sorgulamasının da gerekliliğini fısıldıyor satır aralarında. Dino Buzzati, "Ya her şey bir yanlışlıktan ibaretse?" diyerek bu kritik sorgulamanın kapısını aralıyor okura. Tatar Çölü, şunları bir kez daha hatırlatıyor. Zaman bir taraftan bizi rutinlere hapsederken, diğer taraftan çok hızlı geçiyor. Gençliğimizin enerjisi ve sahip olduklarımızın hiçbiri sonsuza kadar sürüp gitmeyecek. Bunu farketmemizin çok uzun sürmesi durumunda ise, ruhumuzun bile yaşlanmaya vakit bulamadan tükenip gittiğini göreceğiz. Bir süre sonra ise, kariyer sahibi olma, yeni bir hayat kurma, yeni yerler görme, yeni insanlar tanıma, güzel bir yuva kurma gibi beklentilerin yerini sadece maruz kaldığımız hastalıktan kurtulma ve iyileşme umudu alacak. Rutinlerimizin kısır döngüsüne girmeden önce, yaşantımızı, alışkanlıklarımızı, çevremizi, tercihlerimizi sorgulamak belki de hayatın en önemli şifrelerinden birisi. Uzun yıllardır hayatımızın içinde yer alan, hatta bizi kendisine esir bırakan ancak bizi tükettiğini fark ettiğimiz şeyleri, insanları, varlıkları kendi ederlerine göndermek, onlarla aramıza sınır çekmek ya da tamamen onları terk edebilmek gerekiyor bazen. Fiziksel, ruhsal, düşünsel çevremizi gözden geçirmemiz gerektiği gibi. Tatar Çölü bunu düşünmeye zorluyor okurunu; tıpkı "Yalnızca Yavaşladığında Görebileceğin Şeyler"in yaptığı gibi. Eser, bunun dışında yalnızlık duygusunu, kendisini ve çevresini aslında var ve gerekli olmayan bir savaşın savaşçıları haline getiren insanların kaçınılmaz tükenmişliğini ve güdükleşmesini anlatıyor ve uyarıyor adeta: "Elveda kendini bu yapıdan bir türlü kurtaramayan melankolik dost; elveda, senin gibi çok uzun zaman inatla umut eden ve sana benzeyenler: Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok!" Tutunmak kadar bazen bırakmanın da en doğru alternatif olduğunu anlatan bu değerli eser, bence her kitap sevdalısı, yaşama dair bir farkındalık kazanma çabası içindeki her insan için ideal bir okuma seçeneği. Esen kalın, kitaplarla kalın...

BBüşra Fatma Kılıç· Tatar Çölü
5/1018.04.2020

İlk 100 sayfaya sabredebilirseniz güzel bi kitap. Ama benim için aşırı karamsardı. Giovanninin yaşamına çok üzülüyosunuz. Öyle böyle değil aşırı üzülüyosunuz. Böyle saçma sapan bi amaç uğruna bomboş bi ömür geçmemeli ya. Neyse hangi kafayla yazdığını bilmiyorum yazarın ama kimse hayatını böyle çarçur etmez diye düşünüyorum. Bi yerden sonra eeh yeter be der. Evet hayatın ve bu dünyanın boşluğu çok güzel anlatılmış ama dünya bu kadar da karamsar biyer değil ya. Benim dünyam değil elhamdülillah. Nefes alıyorsak her zaman umut vardır ve biryerlerde güzel bişeyler oluyodur. Bu kitapta bitane iyi bişey olmadı be😂 İçim sıkılarak okuduğum 1 kitap olarak kaydediyorum. Zaten çok zor bitti😂 başucu kitabı mı? Benim olmadığı kesin🤓

Eelflady· Tatar Çölü
9/1015.10.2018

Kitabın baş karakteri, asker olan Giovanni Drogo yıllar boyunca ilk tayin yeri olan Bastiani Kale'sinden savaş çıkar umuduyla yaklaşık 40 yıl boyunca hiç bir yere gitmemiştir. Hiç bir tayin hakkını kullanmadığı gibi gitmesi için karşısına çıkan imkanları da tepmiştir. Kitabı okurken bir umut bekledim kaleden ayrılıp gerçek bir yaşantıya geçecek diye ama ömrümü yedi Drogo 😂 Sonunu da anlatmayayım siz de okuyun... İyi okumalar....

TTuncer Şengöz· Tatar Çölü
6/1003.08.2018

Bir kısa öykü, ya da en iyi ihtimalle uzun öykü olacak bir konuyu roman büyüklüğünde yazmak kolay iş değil. Buzzati de zoru seçmiş ve hikayeyi zenginleştirebilmek için pek çok karakter yaratmış. Bu karakterlerin bir kısmı anlatılan hikaye içinde iğreti duruyor. Konu ilginç, Buzzati'nin dili sade. Belki çok fazla beklentime karşılık biraz hayal kırıklığına uğradığım için On üzerinden değerlendirmem 6 oldu. 6 ile 7 arası daha insaflı olur.

SSerginho· Tatar Çölü
8/1014.04.2018

Drogo yeni atandığı görev yeri olan kaleye daha ilk görüşte isinamamistir ve ilk gördüğü anda burdan gitmeyi kafasına koymuştur. Ama komutaniyla yaptığı görüşmede 4 ay kaldiktan sonra sağlık sorunlarını bahane Edip gitmesinin daha uygun olacağına karar verir. Neticede burda görev yaptığı süre hizmet olarak ona ayrı bir değer katacaktır. Ama burda kaldığı 4 ay süreç onu tamamen kaleye bağlar, alışkanlıklarının esiri olur. Kısa bir zaman dilimi için kalmayı planladığı kale ömrünü çalar Drogo'nun. Hep ufukta , çölün diğer tarafından gelecek düşman tehdidini beklemekle ömrünün sonuna gelir. Hayat beklemeye alamayacak kadar kısadır. Hayatta bulduğun fırsatları degerlendirmelisin, bazı şeyler için çok geç olabilir çünkü.. İnsanı yer yer siksa da karamsarlığa iten bir roman. Etkileyici , zihinde kalıcı bir roman. Bu romanı okuduktan sonra yaşantim geldi aklıma. Köy okulunda görev yapıyorum. Ve hayatım belirli ritüeller etrafında dönüyor. Alışkanlıkların esiri oldum. Bu 3 yıllık süre beni düşündürüyor. Acaba yenilik gerekmez mi? Hayat seni beklemez , hayatı bekletmeye çabalamak da neden ?

LLeandros· Tatar Çölü
10/1030.04.2017

Varoluşsal sorgulamada pitoresk bir geçmişi olmayan, gerçek hayatın gerçekliğinden şüpheler duyarak düşünce boyutuna geçebilmek konusunda ve sorgulamalarda yanılgılar içinde olan, zamanın anlamsız yitimi içinde sürüklenmek istemeyen yada bunu bilinç içinde anlamlandırmak ve sezgilerine güven ve yön vermek konusunda bağımsız düşünceye sahip olabilmek adına okuduğunda Tatar Çölü DINO BUZZATTI ile farklılaşmış bir bakış acısı sunmaktadır.

HHankR· Tatar Çölü
10/1019.11.2016

Her kelimesinde Albert Camus'yu hissetmenize rağmen kendi öznelliğine sahip harika bir eser.

DDr.Watson· Tatar Çölü
7/1011.04.2016

Kitapta kahramanın hayatında hiçbir şey olmamasına rağmen hep bir şey olacakmış gibi umut ederek yaşama tutunmaya çalışması ve yaşamının hiç farkına varmadan nasıl tükendiği anlatılmakta. Aslında anlatılan sıradan insanın hikayesidir. Herkes kendinden bir şeyler bulabilir bu kitapta. Bu kitabı okurken sıkılan insan kendi hayatını gördüğü için sıkılmıştır bence.

Ggosmik1· Tatar Çölü
10/1029.02.2016

Son iki yılda aldıgım kararlarda en cok bu kitap etkili oldu

Pperiyodik neşriyat· Tatar Çölü
10/1017.12.2015

Büyüleyici. Biraz Marquez, biraz Kafka, biraz Hasan Ali Toptaş; okudukça bu yazarlar geçti aklımdan. Hepsi kol kola yürüyor gibi geliyor bana. Kafka'nın sunduğuna benzer kapalı ve bunaltıcı bir mekanda, bir kalede geçiyor bu roman, mekanın gücünü size gösteren bir anlatımı var. Baş kişi olsa da mekanın altında ezildiğinden ya da zaten ezilmeye, yok olmaya müsait bir ruha sahip olduğundan teğmen Giovanni Drogo'nun varlığını Bastiani Kalesi'nden daha az sezinliyoruz. Drogo teğmen olduktan sonra ilk görev yeri Bastiani Kalesi'ne atanır, başlarda hiç sevmez burasını, hastalık bahanesi ile başka yere gitmeye çalışır, askeri hekim gelene dek beklemelidir ama, çok değil iki ay sonra şehirde bir göreve gidip Tatar Çölü'ne bakan bu yalnız kaleden kurtulacaktır. Böyledir umudu. Lakin kalenin heybeti, büyüsü ve kaledeki askerlerin içinde solmak bilmeden büyüyen savaş umudu Giovanni'yi sarar. Yavaş yavaş Drogo'nun da içinde varoluşuna anlam katacak bir savaş umudu belirir. Bir düşman gelecek, kaleyi saracaktır ve Bastiani Kale'sinin ve onu savunan yiğit askerlerin varlıklarının bir değeri olacaktır. Drogo kımıldayamaz kaleden, ara ara gitmek duygusuna kapılsa da alışkanlıklar ve boşa çıksa bile taze kalan umutlar yüzünden kalmaya devam eder kalede. Sonunda kaleden gider başka bir hayata atılır mı onu söyleyemem, okuyup görünüz. Lakin sonu nasıl biterse bitsin, bu kitap yarattığı hava için ve Marquez'i andıran büyülü dili için okunmalı. Sade bir olay örgüsünün bile nasıl etkileyici kılınabileceğini, mekanın romanın baş kişisi olacak kadar güçlü anlatılabileceğini gördüm ben bu eserde. Gerçeklikten koptuğunuz anlarda bile kendi gerçekliğinin içine sizi alabilen güçlü bir eser Tatar Çölü. Ve içinde anlatılan o eşsiz düş için okumalısınız bu kitabı. Drogo'nun Angustina'yı gördüğü düş için (bölüm 11). Ve çevirisi: Öyle güzel ki... Nihal Önol'un akan bir sesi var. Sözcüklerin seslenişi asla rahatsız etmiyor ve Buzzati'nin büyülü diline yakışıyor. Hülya Tufan'ın yaptığı çeviriyi incelediğimde çevirinin doğru ama soğuk olduğunu gördüm; Fransızca eğitimi aldığını öğrendiğim Hülya hanımın kitabın Fransızca çevirisinden çevirdiğini tahmin ediyorum. Murakami çevirileri de olan Nihal Önol'un üslubunu çok beğendim, kendisini izleyeceğim. Zihni dert bulmasın. Tadımlıklar: "Annesi, dönüşte gene kendi kendisini bulabilsin, uzun yokluğundan sonra bile gene orada çocuk kalabilsin diye odasını öylece koruyacaktı." (s. 7) "... henüz batan güneşin kızıl ışıkları altında bir büyü ile oraya konuvermiş gibi parlayan, çıplak bir dağ gördü Giovanni Drogo ..." (s. 9) "Şimdi salona gece duygusu egemendi; korkuların yarı yıkık duvarlardan çıktığı, mutsuzluğun tatlı olduğu, ruhun, uykuya dalmış insanlık üzerinde övünçle kanat çırptığı o saatlerin duygusu." (s. 47) "Sonunda Drogo anladı ve iliklerine dek ürperdi. Suydu bu. Yakındaki kayalıkların tepelerinden dökülen bir çağlayandı. Yüksekten inen suyu titreten rüzgar, yankıların o anlaşılmaz gizemli oyunu, üzerinden geçtiği taşların çıkardığı değişik sesler, bu çağıltıyı insan sesine dönüştürüyordu, konuşan, durmadan konuşan bir sese; anlaşılmasına hep ramak kalan, ama hiçbir zaman anlaşılamayan, yaşamımızın sözleri." (s. 59-60) Çevirinin güzelliğini göstermek için: "Şimdi ise saydam bir burukluk bile duyuyordu içinde; sanki yazgımızın önemli saatleri yakınımızdan bize dokunmaksızın geçip gitmiş, uğultusu uzaklaşıp yitmiş, bizleri ise kuru yaprak yığınları arasında, o yitirilmiş, yaman, ama büyük olanağa ağlar durumda bırakmış gibi bir burukluk." (s. 69) Özgün metin: Ora sentiva perfino un'ombra di opaca amarezza, come quando le gravi ore del destino ci passano vicine senza toccarci e il loro rombo si perde lontano mentre noi rimaniamo soli, fra gorghi di foglie secche, a rimpianger la terribile ma grande occasione perduta. İngilizce baskısının çevirisi: Now he felt a certain bitterness, a dark shadow, such as come when moments of destiny pass us by without touching us and the noise of their passing dies away in the distance while we remain alone amid a swirl of dead leaves lamenting the great-and terrible--opportunity we have lost.

Hhay74· Tatar Çölü
10/1020.09.2015

Hayatın anlamı üzerine düşündüren etkileyici bir kitap. Uzunca bir süredir okumayı bekliyordum. Beklediğime değdi. İnsan ömrü alışkanlıklar, beklentiler ve umut içerisinde ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Çok güzel.

Mmustafasahin· Tatar Çölü
10/1011.06.2015

Hayatımızdaki sıkıcı diyebileceğimiz detayların aslında nasıl da alışkanlıklarımıza dönüştüğünü yüzümüze vuran harika bir kitap. Ne kadar erken okunursa o kadar iyi.

AAyda V. Gani· Tatar Çölü
10/1020.04.2015

Bastiani Kalesi'ne diğerleri gibi 20'li yaşlarında gelen yeni mezun bir teğmenin 50' li yaşlarına kadar surların içinde beklentilerle süren yaşamı konu edinmiş. Aslında konu bu kadar basit değil tabii ki... 30 küsur yıl insanın yaşadığı dünyada, yaptığı eylemlerde hayatına bir anlam verme arayışı için zihninde oluşturduğu beklentiye olan gönüllü köleliğin önce yavaş yavaş insan ruhunu ardından da bedenini nasıl tükettiğini anlatan, usta bir kalemin ustaca yazılmış harika/ harikulade bir hikayesi. İnsanoğlunun, ilk etapta içinde yaşadığı sıkıntı dolu gelgitleri dindirmek adına hayatını anlamlandırmak, işkenceye dönüşen düşünsel gelgitlerine son vermek için inanmayı yeğlediği hikâyelerle, zihnini zamanla durağan alışkanlıklara nasıl ağır ağır teslim ederek hantallaştırdığı ve kendi kendini yaşamdan nasıl tecrit etmeye elverişli bir yapıya getirdiğini, zaman akışının olağanüstü betimlemeleriyle kaleme almış. Bana göre, Bastiani kalesi bir simgeydi biz okuyucular için. Her birimizin surlarla çevrili dünyasına dışarıdan sesleniyordu Dino Buzzati. Kendine has güzellikleriyle dolu mevsimleri, yaşamın her gün cömertçe sunduğu taze heyecanları, bir çiftin birbirine verebileceği mutlulukları... vb seçmek varken; zihnimizde dönüp duran, bizi dünyadaki canlı yaşamın, büyüleyici döngüsel deviniminden koparan sadece bir seyirci durumuna düşüren anlam arayışımız yüzünden, bir bakmışız ki zamanla hantallaşarak hiç farkında bile olmadan yitirdiğimiz yaşam hakkımıza dair heyecanlarımızı gömmüşüz... Yaşarken aslında yaşamayıp da seyrine daldığımız canlı kanlı duygularımızı gömmek suretiyle bir çırpıda ömrümüzün sonunda bulduğumuz hayatlarımıza sesleniyor. Tam da kendi döngüselliğimizin girdabında dönüp dururken zalimce davrandığımız kendimize geçen zamanı hatırlatıyor, hep bir şekilde ertelediğimiz ya da çoğunluğun beklentilerine uyarak yasakladığımız yaşantımızın bir noktasında ayna tutup 30 küsur yıldan sonra artık başka bir başlangıç için geriye dönüş yok “Bunu fark et” diyor. İnsanın zihnindeki hantallığı yıkarak yaşama bağlılığı tekrar kuran ve bağışıklık sistemini güçlendiren harika bir kitap bana göre. :))

Aaktura· Tatar Çölü
9/1022.02.2015

durum romanı; insanın beklentileri ile hayat bulması ve kaderini kabullenmeyi durağan dili ile anlatan, okurken insana siyahın tonları varmış gibi hissettiren kitaptır. tembel okuyuculara göre değildir.

AAbidin Dandini· Tatar Çölü
10/1025.09.2013

Çok sıkıcı bir kitap. Tam da bu yüzden mükemmel. Çünkü yazar kitapta hayatın monotonluğu ve sıkıcılığını anlatmaya çalışıyor zaten.

Ggosmik· Tatar Çölü
10/1017.09.2013

MMurat G.· Tatar Çölü
10/1006.09.2013

Kutsal kitap

Nnonsteril· Tatar Çölü
10/1006.09.2013

şimdiye kadar okumuş olduğum en iyi beş kitaptan biri... Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Yaşamınıza çok şey katacaktır.

Nnaydrnor· Tatar Çölü
10/1010.07.2013

Zamanın nasıl akıp gittiğini böyle güzel anlatan kitap okumadım daha.

Ddincarslan· Tatar Çölü
10/1029.05.2013

müthiş bir kitap.

Ççiğdem güner· Tatar Çölü
9/1009.05.2013

Yarısına kadar biraz süründü elimde ama yarıdan sonrası müthişti, başlangıçtaki olayların niye o kadar ayrıntılı ve sıkıcı anlatıldığı anlaşılıyordu. İnsanın varoluş sorunsalına dair okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. "Kale" metaforuyla anlatılan kendi içimizde ördüğümüz alışkanlıklar kalesi beni çok etkiledi, hala sorguluyorum kendimi...

OOklap Kütüphanesi· Tatar Çölü
9/1022.04.2013

Neler neler çağrıştırıyor, 20. yüzyılın önemli romanlarından biri olan ''Tatar Çölü''. Yaratılan bir düşman figürü, bununla motive edilen, korkutulan, sonucunda bayrağa selam vermeden uçup giden kuşa bile nefret kusan bir toplumu... Edilgen bir hayata, kendi inşa ettikleri kalelere sıkışıp kalmış, hapsolmuş insancıkları... Alışkanlıkların sağladığı kolaylıklara kendini bırakmış, ömrünün gözünün önünden kayıp gitmesine müsaade etmiş bizleri, her birimizi... Tüm bunların yanında, içimizde varlığını sürekli sürdüren cevheri... Umudu... O var olduğu sürece sürdürülebilen hayatları... Sorgu yargıcınız oluyor ''Tatar Çölü''. Daha ne kadar bekleyeceğinizi sorup sorup duruyor. Halbuki beklemeyince, korkmayınca özgürleşiyor insan. Tıpkı Kazancakis'in dediği gibi... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/04/dino-buzzati-tatar-colu.html

NNil.· Tatar Çölü
10/1021.04.2013

Fantastik kurgusuyla yaşamdan uzak olabilecekken, tam da aksine hepimizin yaşamının tamda merkezini anlatıyor. Seviyorum bu kitabı.

Ffata morgana· Tatar Çölü
8/1013.02.2013

'..Haydi biraz cesaret Drogo,bu senin son kağıdın,ölümün karşısına bir asker gibi çık ki,hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin.Yazgıdan intikamını al,kimse sana kahraman ya da buna benzer bir şey demeyecek ama işte tam da bunun için böyle yapmaya değer..' Farklı bir kitaptı evet,elimde biraz süründü ama bitti,şu an Drogo için bir acıma hissini taşımakla beraber kendi yaşamımı da sorgulamaya başladım.'Neyi bekliyorum ki ben?'. İnsanı ve insana dair şeyleri yakalamış iyi bir kitap.

Kkafkakafdedi· Tatar Çölü
10/1029.10.2012

tatar çölünü okuyanlar yada okumayanlar diye insanlar ikiye ayrılır! derler!!

Benzer Kitaplar