Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
"Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi. "Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı." "Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku," dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi. "Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku," dedi, arkasını dönüp gitti. Hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor... Bülbülün çilesi, yazarın zulası... İnceden sarma bir sigara, inceden bir bardak... Jak Danyel isimli bir şişe, Hicran isimli bir yara, tuhaf isimli bir roman. Kafamız iyi, açmayın kapağı, biz böyle iyiyiz. İlhami Algör, alelacayip aşkların ve oyunbazlığın, hüzünlü dolambaçların yazarı. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İtalyan Yokuşu'ndan aşağı, rüzgâra asılıp Tophane'ye inen roman. Avaramu! (Tanıtım Bülteninden)
Baskılar5
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (169)Beğenemedim. Beklentilerimi karşılamadı. Okurken sıkıldım.
Sıradışı olduğu için işinden olan ve yazarlık yapmaya karar veren bir adam. Babası ölmüş küçük bir bebekli kadın. Ve bunların aşkını anlatan bir kitap. 'Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'. Konu olarak bilindik ve sıradan bir kitap gibi görünüyor değil mi? Aslında tam tersi. Hani tekrar tekrar okumalık kitaplar vardır ya, her defasında daha bir derinliği keşfedilenlerden? İşte bu kitap onlardan... Konu ne olursa olsun kitabı eşsiz yapan en önemli unsur yazarın kalemidir bana göre.İlhami Algör ilk defa okuyorum ve tam benlik bir kalemi var. Uzun cümleler kurduğu ve gördüğünü, düşündüğünü anında yazıya dökmüşçesine bir yazım şekli var. Yazar hikayeyi kafasıyla, eşyayla ve her eve giriş çıkışında kapı kilidiyle konuşan bir karakterin ağzından okuyucuya aktarıyor. Tam benlik dediğim bir diğer unsur da okurken bir çok duyguyu bir arada yaşadım. Bazı cümleleri tekrar tekrar okuyup, kitabı kapatıp düşündüğüm de oldu. Tebessüm ettiğim de... Görünüşte aldırmaz gibi olan bir adamın derinliği ve duygusallığı karşısında boğazımın düğümlendiği de... Ayrıca kitapta İstanbul'un semtlerinde gezdiğiniz yerde eski şarkılarımızı da yeniden anımsıyorsunuz. Kişiye göre kitaptan alınan tat da değişebilir tabi ki. Bir süre önce aldığım bu kitaba olumlunun yanı sıra, olumsuz eleştiri de duydum. Okumak için acele de etmiyordum. Fakat kitap ve film tavsiyesine çok önem verdiğim ve güvendiğim Kitap Dostum sayesinde okumayı öne aldım ve iyi ki de öyle yapmışım. Şimdi sıra filminde eminim bir o kadar da onu seveceğim. Keyifli okumalar kitap dostlarım.
İncecik gibi dursa da insana destan okumuş gibi hissettiriyor.
''Bir ara Turist Ömer filmi izliyor gibi oluyorsunuz kitabın özellikle giriş bölümünde'' yazmış bir arkadaşımız, hislerime tercüman olmuş resmen. ''Aslında tam diye bir şey yoktur,'' dedim, ''her tam, bir üst yarımın alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür.'' ''Bazen insanlar biri yarım sanır, iki yaparak tamamlamaya çalışırlar. Oysa iki lanet bir sayıdır, kendine yetmez, hep üçe koşar. Bu yüzden arkadaşlarımın evlenmesi hep hüzünlendirir beni.'' -Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku, -Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku,
Pek hoşuma giden bir kitap olmadı. Bazı yerler gereksiz uzatılmıştı. Kitabın sonuna zor geldim açıkçası. Umduğum gibi bir kitap değildi.
duyguları aktarırken kullanılan referanslar hoştu ama anlatımda o kadar "bütün"den uzak bir yapı var ki içine giremiyorsunuz.
garip ama tuhaf bir kitap..okuduğuma sevindim ve memnun oldum..
Güzeldi ama o kadar zaten kısacık.
Kitabın dili çok farklıydı ilk aşamada ve çok hoşuma gitti. Çok kısa olmasına rağmen cümleler üzerinden öylesine geçmeyip düşüneceğiniz cinsten bir kitaptı. Bir ara Turist Ömer filmi izliyor gibi oluyorsunuz kitabın özellikle giriş bölümünde. Zekice bir o kadar da eleştirel espriler vardı kitapta. Herkese tavsiye ederim. Aynı zamanda internette yaptığım ufak çaplı araştırmada kitabın filme uyarlandığını gördüm. Onu da en kısa zamanda izleyeceğim ve kitabı kesinlikle -inş.- tekrar okuyacağım.
Açıkçası kitabın ne anlatmak istediğivle ve nereye varmak istediği konusunda okurken kafamda ciddi soru işaretleri vardı bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine kitabın varlığından haberim oldu keşke olmasaydı diyorum benim için tam bir hayal kırıklığıydı filmini de izledim ve film de daha anlaşılır öğeler mevcut bence filmi izleyin çünkü kitabın hiç bir değeri yok boşu boşuna bir günümü heba etmiş oldum!
Bitirdiğimde ilk defa bir kitap için "Bu ne ya?" dedim. Bir kitap bu kadar mı sıkıcı olur. İyi ki kısa kitap yoksa kendini bıraktırabilirdi yarıda falan. Bazıları demiş Müzeyyenle ayrılışını anlatıyor. Adam Müzeyyenle hiç birlikte olmadı ki ayrılsın. Platonik bir şeyler olabilir belki. Neyse sonuç olarak beni sıkan bıktıran bir kitap oldu. Konuşma diliyle samimi yazmış ama bir kitap için özensiz bir dil olmuş. Ben beğenmedim ama denemek isteyene de mani olmam.
farklı bir anlatım tarzı, farklı bir tat. başlarda sıkıcı ve mantıksız gibi gözüksede kitabı bitirip oturup düşündükten sonra aslında ne anlatmak istediğini fark edeceğiniz bir kitap.
beklediğimi bulamadım.
Spoiler olmasa da varmış gibi olsun... Aslında bu bir inceleme olmayacak, daha çok kendime bir not olacak. İnce olduğu için çabucak bitse de son derece hoşuma giden bir kitap oldu ve tekrar, arada sırada okuyabileceğim bir kitap. Müzeyyen'i çok sevdim. Yazarın anlatım tarzından çok iyi bilmesem de İstanbul'u, filmlerden ancak bildiğim, 70'li yılların, sokaklarında dolaştım. Filmini seyretmedim ama bir gün kitap okumaktan vakit bulursam filmi de izlerim. Kitabın kahramanının her Müzeyyen deyişinde ona duyduğu aşkı hissettim. Ve aşık insanlara özgü tutukluğu. İçinden söylediklerini sözlere yansıtamamasını. Keşke en sonunda konuşsa mıydı acaba da dedim ama yapmadı işte...
hayallerimi tamamen yıkmış , biraz tehlikeli oyunlar'dan alıntı gibi olmuş...Sanki kitabı Oğuz Atay yazmış gibi
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku bir İlhami Algör romanı...Ruhundaki eksiklikleri gören ama bu eksikliği dolduramayan insanların romanı.Kimsenin anlamadığı derin tutkular yaşayan ve tutkusunu yalnızlığıyla harmanlayan insanların romanı."söz gelimi testere ile kesseler sırıtan" insanların romanı."film bitmiş de herkes salondan çıkarken, aklı son sahneye takılı kalmış, koltuğuna çakılı adamlar"ın romanı.Durmadan "tel cambazının tel üstündeki durumu"nu anlatır şiiri hatırlayanların ve Turgut Uyar'a selam çakanların romanı.Sonunda bitse ne olur, bitmese ne diyenlerin romanı.Ve elbette benim romanım... "nereye gidiyorsun çocuk, dedim içimden, büyümeye mi?"
Kitabından da filminden de farklı tatlar aldım. Yazarın anlatım dili o kadar samimi ki,sizinle karşılıklı oturuyormuşçasına içten.
Bu tarzda bir kitap okudum bu yüzden yorumlaması biraz zor geldi bana. Kahramanımız Müzzeyen'e aşıktır ve iç sesiyle Müzeyyene duygularını, hayallerini anlatır. ona hikayeler yazar, yazdığı hikayelerle konuşur. Çevresiyle canlı yada cansız iç sesiyle konuşuyor onlara şarkı sözlerinden film sahnelerinden, Sadri Alışık'tan bahseder. Size kitaptan bir alıntıda yapmak istiyorum. "Aslında tam diye birşey yoktur. Her tam ,bir üst yarımın alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür." 58 sayfa kısa ve öz ama farklı bir anlatıma sahip bir kitap tavsiye ederim...
Güzel fakat bazı durumları uzatması nerde hangi mekanlarda bu adam dedirtti
Kapağı çok ilgimi çektiği için okumayı çok istemiştim ve okudum. 1 saat süren okuma süremin ilk başlarında dili bakımından ilgimi çeken bir kitap oldu. Şarkı sözlerinden kitap yazmış İlhami Algör. Film montajcısı bir adam hayatı şarkı sözleriyle ve film kesitleriyle yaşıyor. Çok sevdiği bir Müzeyyen var, karısı. Açıkçası kullandığı dilin karmaşıklığı ve hep aynı nispette seyretmesi birkaç sayfa sonra canımı sıkmaya başladı. Yazar, hikayeye girmenize ne diliyle izin veriyor ne de hikayeyle ilgili ipuçları veriyor. Evet ortada bir hikaye var gibi duruyor ama yazar tarafından anlatılmaya gerek duyulmuyor. Tabii ki bu bir tercih. Böyle bir kitap yazmak istemiş ve yazmış yazar. Fakat bana hitap etmedi. O güzel kapağın içinde çok daha açık ve anlaşılır, tam olarak anlatılmaya değer görülmüş bir hikaye yer almalıydı bana göre. Filmi de varmış. İzlemek lazım.
iğrençti tek kelimeliyle ...
Zaman Kaybı - Farklı olmaya çalışmış
Saray uyur, burnu uyur, şehir uyur, martılar uyumaz.Bir de karşı apartmanı arka pencerelerinde biri.O ışık bana iyi gelirdi.Nedenini bilmezdim.
Adı ve ilk paragrafıyla beni fazlasıyla heyacanlandırdı fakat devamı olmadı. Hikayede bir bütün oluşturamadım parçalar eksik geldi. şu noldu bu noldu diye sorularım var çok. çizimler güzeldi. neyse okuduk bitti işte.
Ilginc ismi arka kapagini begenerek almistim.yarim saat icinde bitti.peki ne anladim? Hic bir sey...gunumuz yazarlarinin klasik dili, konusma tarzi..














