Daha
Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta. Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiyedir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğuda, ayakkabılı olanı Batıda ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya Sınırdan sınıra ticaret Duvardan duvara
Baskılar1
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (182)Hakan Günday artık favori yazarlarımdan çünkü ilk okuduğum Malafa kitabından sonra çok farklı bir konuya sahip bu kitabını okurken şöyle dedim: Yahu bu yaratıcılık nereden geliyor? Gaza, gazap oldu, azap oldu; insan kaçakçılığından hafefobiye uzanan bir öykü. Gerçekten sıradışı ve iz bırakan bir kitaptı.
Aşk, avlanmakla ilgiliydi. Yoksa hangi kadın bir hayvan gibi görünmek isterdi*
Hakan GÜNDAY’ın okuduğum tüm romanlarında aynı şeyle karşılaşıyorum. Beklenmedik, güzel bir fikirle başlıyor her şey. Sonra yazar bu fikri lastik gibi sündürmeye başlıyor, kopana dek. Okur olarak kendimi “Tamam, tadında bırak artık.” derken buluyorum. Ve maalesef roman benim için çok güzel başlayıp ortalama düzeyde sona eriyor. Yine öyle oldu. Oldukça karanlık bir romandı benim için. Kurgusu tahminlerimin dışına çıktı, merakla okudum. Ana karakterle bağ kurmam pek mümkün olmadı. Ama Rastin çok uzun süre aklımda kalacak. Hatta spiral yönetim şemasıyla ilgili kısmı tekrar tekrar okuyabilirim. Öyle sevdim. Yazarın diğer romanlarını da takipte olacağım. Belki bir romanda uzlaşabiliriz, kim bilir.
MUHTESEM bir Hakan Gunday kitabi daha... Hakan Gunday ile bir araya gelip sohbet etmeyi cok isterdim, bu kadar genc ve bu kadar dolu bir insan... Anlatimi, hayata bakisi inanilmaz... Cogu kisinin cozemedigi hayat / olum ile ilgili sorulari sanki cozmus, ya da cok yol katetmis.. Tam da gunumuzun en buyuk sorunu olan multeci olaylari ile baslayan ve bu olaylarda basrol oynayan Gaza nin drami, ic dunyasi ve kendi kendini tedavisi.. Cok etkilendim.. Mutlaka okuyun derim....
Medyada sadece kısır bir baba oğul çekişmesi olarak yetersiz yansıtılan kitabın çok daha derinlemesine psikolojik sosyolojik çözümlemeleri var halen kanayan çok büyük bir toplumsal yaraya parmak basmasının yanında edebi olarak yazım kuvveti çok güçlü. Hakan Günday değeri bilinmesi ve hak ettiği değeri görmesi gereken bir yazar!
" İki duvarı doğum, iki duvarı ölüm olan bir hapishaneye mahkum olan insan! " Gaza... Evet ben bu kitabı 650 günde zor bitirdim. Daha benim okuduğum ilk Hakan Günday kitabıydı aslında fakat son biteni oldu. Yeraltı edebiyatının sayılı isimlerinden sayılan Hakan Günday öyle gerçekçi öyle yaşatırcasına anlatıyor ki etkisinde kalmamak mümkün değil. Önce Cuma ölmüştü sanırım sonrası ise Gaza iyice alışmıştı insan kaçakçılığına ve artık bu onun gözünde bir deneye dönüşmüştü. Toplumsal deneyler yaptığı bu insanlarla bir çok şeyi yaşadı. 10 yaşındaydı tecavüze uğradığında ve ben orada nefessiz kalmıştım. Bu benim kitabı ilk bırakışım olmuştu. Sonra neredeyse bir sene hiç okumamıştım. Tekrar okumaya başladığımda ise elbet sonu güzeldir devam etmeliyim diye almıştım. Oysa ben daha çok azını okumuşum. 14 yaşında ilk tecavüzünü etti Gaza. Artık iyice pişmişti. İnsan öldürmek, insan gömmek, her şey dahildi hayatına. Bu kitap sağlam bir psikolojiyi bile bozabilir. Bu kitap apolitik bir insanı bile düşündürür. Açıkçası 650 günde zor biten bir kitap olmasına rağmen hayran kaldım. Dünyanın gerçeklerini öyle güzel yüzünüze vuruyor ki yazar insan insanlığından utanıyor. Bol aforizmalı çokça düşündüren bu kitabı bence reşit olmayan bir genç okumamalı ve fakat herkes okumalı. :) " Dünyadan saklandığım yer, dünyaya yakalanmak için en uygun yerdi! "
Yine çok çarpıcı bir Hakan Günday kitabı. Bu kadar çok detay, bu kadar çok farklı hikaye ama hepsi çok güzel harmanlanmış. Çok akıcı, çok sarsıcı. Gerçekten Hakan Günday'ın inanılmaz bir hayal dünyası var ve ben kitaplarını çok seviyorum
"Daha" Hakan Günday'ın en iyi kitabıydı. "Az" romanıyla üstünden attığı acemiliğini bu kitapla taçlandırmış bence. Sıkıcılıktan kurtulmuş. Gülünç cümlelerden vazgeçmiş. Değiştiremediği tek şey mantık hataları. Mesela ana karakterin kendi yaptığı habislikleri başkaları yapınca eleştirmesi.
Mutlaka okunmalı. ''Diyor ya Aşık Veysel, 'İki kapılı bir han' diye? Ondan cereyan yapıyor bu hayat! Onun için üşüyorum hep. Gideyim de kapatayım birini.''
Hakan günday in kalemini merak ettiğim kadar varmis. Insan kacakciligi yapan bir babanin oglunun hayatini dusuncelerini kendi ic dunyasinda verdigi savasi anlatiyor. Basarinin zirvesine tirmanirken nasil en dibe dusuldugunede sahit oluyorsunuz... kendi yasami kadar toplumla ilgili tespitlerine de yer verilen kitabi okumanizi tavsiye ediyorum. Dili ve anlatimi çalakalem gibi duruyor ama bence degil... argo kelimelerde mevcut ama gercekleri yalin anlattigini dusunuyorum...
Hakan Günday kitaplarına ayrı bir sevgim vardır. Her kitabı insana her şeyin gerçek olduğunu hissettirir, insana masal gibi gelmez. Bu roman için de bu özellik geçerli olduğundan kitabı çok beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Yalnız Gaza karakterini diğer karakterlerinden daha farklı daha günahkar buldum. Bana sevimsiz geldi. Yazar sadece bir karakter ve hikaye anlatmamış bu romanda. Aynı zamanda bir çok konuda derin sohbetlere de girmiş ve bu her ne kadar ayrı bir tat olsa da bazen insanı hikâyeden uzaklaştırmış. Belki de bana öyle geldi. Sonuç olarak yazarın okurlarını hayal kırıklığına uğratmadığı da bir gerçek.
Kağıt kurbağayı alıp yüreğimizin baş köşesine koyduk..
2 puanı inanın sadece kazadan sonra bir yerde sıkıştığı sonu gelmez satırlardan kırdım.
gaza'dan nefret ediyosunuz ama bir yandan da seviyorsunuz hatta sevmek için nedenler arıyosunuz sürekli.Güzeldi fakat sonu tatmin etmedi biraz
Mutlaka okunması gereken, psikolojik değerlendirmelerin yoğun olduğunu düşündüğüm ve bu nedenle de başarılı bulduğum bu kitap mutlaka okunmalı. Hakan Günday ile ilk kez bu kitapta tanıştım ve bayıldım!
Hakan Günday'ın okur kitlesini şaşırtmayacak yeni bir roman daha! Yine karakterimiz çok zeki fakat şanssız doğanlardan. Pisliğin içine doğmuşlardan. Kitabın atmosferi yine bunaltıcı, kaldıramayacağımız olaylar içeriyor. Günday bu romanında da genellemeleriyle bize düşünecek pek bir şey bırakmıyor kendimiz adına. Tabi ki bu genellemelere katılıp katılmamak okuyucuya kalmış. Kitabın ortaları güzel bir tempo yakalamış olsa da iyi bir Hakan Günday okuyucusu kitabın nasıl sonlanacağını 4. bölümde anlayabilir. Bu bölümleri farklı rönesans resim teknikleriyle anlatması hoşuma gitti. Aydınlık - karanlık- buharlaşma burada dikkat edilmesi gereken kelimeler. Her konunun ilmek ilmek işlenmesinden sonra ben finali çok doyurucu bulduğumu söyleyemeyeceğim. Henüz ustalık eseri gelmedi yazarımızdan.
Hangi detaydan başlasam hangisini söylesem.Cuma,Rastin,Dordor ve Harmin,Ahad,Gaza,Daha..Kağıttan kurbağa,beyaz yumurta akı,linç..Çok etkiledi bu kitap beni kesinlikle müthiş bir hikaye. "Diyor ya Aşık Veysel 'iki kapılı bir han diye' Ondan cereyan yapıyor bu hayat.Onun için üşüyorum hep.Gideyim de kapatayım birini"
Bir şans eseri veya mucize ile dünyaya gelmiş bir çocuğun küçük yaşlardan itibaren acımasız gerçeklerle tanışmasını, kirli işlere bulaşmasını ve iç dünyasını okuduk. Fena değil, yazarın diğer kitaplarıyla kıyas yapmadan, beklentileri yüksek tutmadan okunabilir. ----spoiler---- Hayatını kararttığı insanların; başladıkları yerde - yeni bir hayata çıkmak için yolculuklarının başladığı yerde- hayata veda etmek, güzel fikir. Spiral yönetim şemasına şöyle de bakılabilir mi bilmiyorum : Rastin'in olduğu yere Cuma'yı koyalım ve orası Afganistan, diğer uçta da Gazâ var. Cuma geliyor ve Gazâ tarafından öldürülüyor. Gazâ dönüyor ve Cuma'nın yaşama başladığı yerde yaşamını veriyor.. (saçmalamışta olabilirim, bilmiyorum) ---spoiler---
Sinemada olduğu gibi, okuduğumuz kitaplarda da bir zaman sonra kendini tekrar eden hikaye ve insanlara denk geliyoruz ya hani, Hakan Günday ismiyle tanıştıktan sonra böyle bir olguyu en azından onun eserlerinde unuttum ben. 2013 basımı Daha, okuduğum ikinci kitabı aslında. Henüz yeni bir hayranıyım yani. Ama her satırı, her cümlesi, her kelimesi keyif veren nadir yazarlardan biri olup çıktı Günday. Sabahattin Ali ve İskender Pala‘ydı bu klasmanda en tuttuğum adamlar. Pala’nın Şah ve Sultan adlı romanını okuyorum şu sıralarda ve bir kez daha doymuyorum kendisine mesela. Azil’den sonra ikinci kitabıyla tanıştığım Hakan Günday ise, yavaş yavaş, orijinalliğiyle aradığım adamlar arasına girdi. Ülkelerindeki açlık, yoksulluk ve savaştan kaçmak için zifiri karanlığa girenlerin değil, o zifiri karanlıkta onlara bir bakıma eşlik eden bir çocuğun hikayesini anlatıyor Daha. 9 yaşında insan kaçakçılığıyla tanışan Gazâ‘yı anlatıyor. 9 yaşında büyüyen, 9 yaşında dünyanın bütün kötülüklerini hazmetmeye çalışan bir çocuğun hikayesini. Bir yandan Gazâ’nın babasıyla, yaşadığı yerdeki arkadaş(lar)ı ve yöredeki insanarla, yani etrafındakilerle yürütmeye çalıştığı ilişkiyi okuyoruz, diğer taraftan da kaçak göçmenlerle hayatını sürdürmeye çalışmasına tanıklık ediyoruz. Her daim kendini sorgulamasını da diyebiliriz başka bir açıdan. Hikaye gerçekten orijinal. Hemen içine çekiyor okuyanı. Günday’ın diline de biraz aşinaysanız akıp gidiyor satırlar. Yazdıkları hem günümüz şartlarını düşündüğümüzde bir o kadar gerçek, hem de gerçek olmayacağını umacak kadar şiddetli, sert, acı verici. Ufacık yaşta bir bünyenin maruz kaldıkları elbette bir kurgu ama neden olmasın diyorsunuz okurken? Hiç mi okumuyoruz göçmenlerle ilgili dehşet verici haberleri? Hiç mi izlemiyoruz kaçakları taşıyan gemilerin nasıl battığını? Her satırından, her yanından zeka akan bir kitap. Çoğu yerde gülmeden edemiyorsunuz. Bol bol da düşündürüyor. Azil’den sonra Hakan Günday bir kez daha başucuna konacak bir kitaba imzasını atmış. Dünyanın en büyük telif alışverişlerinin yapıldığı Books at Berlinale’e seçilen ilk Türkçe kitap olma özelliğini de taşıyan Daha’nın yazarı Günday’la henüz tanışmadıysanız çok şey kaybediyorsunuz demektir. “Dünya hep böyleydi. Zemini, toprak değil öfkeydi.” http://cineshoot.net/hakan-gundaydan-bir-favori-daha.html
http://sibelinkitaplari.blogspot.com/2014/02/4-daha-hakan-gunday.html
Yazarın diğer kitaplarıyla karşılaştırdığınız zaman bana göre ilk üçe girmez. Beklentinizi yksek tutmayın derim ama işin içinde Hakan Günday olunca altını çizeceğiniz cümlelerin kesinlikle olacağını unutmayın. Ölüm ve ölüm korkusu kavramı her zaman olduğu gibi ustaca işlenmiş.
Az ve Kinyas ve Kayra'daki tadı alamasam da yine okunası bir roman.İnsan ticaretini konu almış bu kez yazar.
'Kayra ile Kinyas' ve 'Az'dan sonra okuduğum 3. Hakan Günday kitabı. Ve son olacak. İlkinin yerini hiçbiri tutmuyor. 'Az' da fena sayılmazdı. Ancak bu çok kötü. Konu rezil. İğrençlik diz boyu. 5 yıldızı sırf dili çok ustaca kullandığı ve zekâsına hayran olduğum için verdim.











