Açıklama
Bu sürükleyici kitap, avcılık teknikleri, sürek avı, büyük av gibi doğrudan avcılık sporuna değinmekle birlikte, 19. yüzyılda ülkemize avlanmak için gelen F.C. Selousun gözlemleriyle Anadoluya ışık tutuyor. Av ve Gezi, dürüst ve abartılmadan kaleme alınmış bir eser...TADIMLIKBen de ertesi gün Denizliye hareket ettim. Cebimde Elmalı Beyine hitaben bir tanıtma mektubu ile pasaportum ve İstanbuldaki elçilikten aldığım bir belge vardı. Bu belge sanırım Türk hariciye nazırından resmi bir mektuptu ve yolculuğum sırasında Sultanın tüm kullarının bana yardımcı olmaları isteğini içeriyordu. Tren Denizliye vardığında hava kararmıştı. Burada Manoli ve Antonioyu çifte at koşulu bir arabayla beni bekler buldum. Hemen arabaya atlayıp bir Rumun işlettiği küçük bir otele vardık. Otelci güzel bir akşam yemeği ve rahat bir yatak hazırlamıştı. Ertesi sabah erkenden yola çıkabilmek için yardımcılarım gereken her şeyi yapmışlar, bizi Elmalıya götürmek üzere iki adam ve beş de at kiralamışlardı. Atlardan ikisine Antonio ile ben binecektim, diğer üçü ise eşyaları taşıyacaktı. Hayvanların yükleri oldukça ağır göründü gözüme, oysa bunlar çoğu kez Manoli ile sahiplerini de eşyaların tepesinde taşıdılar. 11 Eylül Salı sabahı gün ışımadan hayvanları yükledik ve beş buçukta Denizliden yola çıktık. Atların su içmesi için iki kısa mola verdik, ancak taşıdıkları yükler öğleyin saat yarıma kadar indirilmedi. Her ülkenin kendi adetleri var. Bu iki kısa mola sırasında Güney Afrikada yapıldığı gibi ben atımın eyerini hemen çözüp indirdim. Atın sahibi olan Türk ise eyeri anında tekrardan vurdu hayvana. Şaşırmıştım. Rehberim kendisine neden böyle yaptığını sorduğunda, eyer birkaç dakikalık süre için indirilirse hayvanların üşütebileceğini söyledi. Sabah yolculuğu keyifliydi. Sıcak iyice çökmeden tepelerin arasında uzanan bir geçide girdik. Serin bir esinti vardı burada. Sabahın ilk saatlerinde atların önünde yürüyerek yol aldık ve iki buçuk saatte kayalık bir tepenin altında akan güzel bir su kaynağına ulaştık. Burası Sultan Kaynağı adıyla bilinirmiş. Yolun kenarında bir nöbetçi kulübesine rastladık. İçinde bir Türk askeri vardı. Bize çok iyi davrandı ve Türk kahvesi ikram etti. İzlediğimiz yol sanırım Muhammet öncesi dönemlerden kalma eski bir kervan yoluydu. Bir-iki metre enindeki yüzeyinin bir zamanlar taşla kaplı olduğu ve tepelerin arasında uzanıp gittiği anlaşılıyordu. Taş işçiliğinin çok daha kaba olmasına rağmen insana Pompeideki sokakları anımsatıyordu. Bu tarihi yol yer yer, yirmi-otuz metrelik bölümler halinde, hâlâ iyi durumdaydı. Buna rağmen büyük kısmı muhtemelen iki bin yılı aşan bir süre boyunca yağmurun, güneşin ve karın etkisiyle tamamen yok olup gitmişti. Bütün sabah boyunca atlardan, develerden ve merkeplerden oluşan kervanların sürekli olarak yanından geçip durduk. Hepsi de çeşitli ticari mallarla yüklüydü. Yavaş adımlarla yol alan ağırbaşlı develer kafalarından ve kuyruklarından birbirlerine bağlıydı. Baştaki ve sondaki develere çanlar asılmıştı. Kervana her zaman önde giden sevimli bir merkep öncülük ediyordu, üstünde de kırmızı fesli, mavi ceketli ve beyaz şalvarlı bir Türk. Adamın giysileri bu garip görüntüye gerekli olan pitoresk bir renk katmıştı. Öğlen civarı geçidin zirvesini aşarak öte yüzünde uzanan geniş ovaya inmeye başladık. Nihayet içinde berrak ve soğuk su bulunan bir kuyunun yanındaki ağacın gölgesinde hayvanların eyerlerini çözdük.
Puan dağılımı
Puanlar bu eserin tüm baskılarına aittir. Tüm yorumları gör →
Benzer Kitaplar

Türklerin Elinde Bir Alman Tacir

Abdülhamid İstanbul'unda Bir Kadın Seyyah

İmparatorluklar ve Mutfaklar Dünya Tarihinde Pişirme

İkinci Vatan Türkiye – Ernst Reuter’in Ankara Yılları

Tuna Boyunca

Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım (1908-1950)

İlk Japon Haritasını Çizen Türk Kaşgarlı Mahmud ve Kristof Kolomb'un Haritasına Dayanarak En Eski Amerika Haritasını Çizen Türk Amiralı Piri Reis

Köy Enstitüsünden Öğretmenliğe Öğretmenden Öğrenciye

Siyasal Anılar

Türkiye'de Gezintiler 1906'da İstanbul ve Anadolu
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
