Akademik toplantılardan, panel ve sempozyumlara, TVdeki tartışma programlarından, gazetelerdeki köşe yazılarına, oradan kahvehane sohbetlerine dek bu ülkede gündemden hiç düşmeyen tartışma konusu din ve siyaset ilişkileri olsa gerektir. Nitekim içinden geçtiğimiz 28 Şubat sürecinde dinin toplumsala, siyasala, kamusala ilişkin yönleri söz konusu olduğunda vuku bulan tartışma ve anlaşmazlıkların artan şiddeti ve sıklığı buna açıkça tanıklık etmektedir. Bu bakımdan, din-devlet veya din-siyaset ilişkileri ve bunlarla bağlantılı olarak laiklik, kamusal alan/özel alan, din ve demokrasi vb. tartışmaları yaşadığımız topluma, coğrafyaya ve devraldığımız tarihe varoluşsal ve düşünsel bir ilgiyle yaklaşanların kayıtsız kalamayacağı bir konudur. Nancy Üniversitesinde öğretim üyesi, Fransız araştırmacı ve yazar Maurice Barbierin eseri bu bakımdan önemli bir başvuru kitabı niteliğindedir. Kitap, çağdaş dünyanın din-siyaset ilişkilerinin belirlediği pratik yumaklarına ve bu pratikler çevresinde yoğrulan düşünüm çabalarına yataklık etmiş olan XVI. yüzyıldan XX. Yüzyıla kadarki zaman dilimi içerisinde yaşamış Luther, Calvin, Bossuet, de Maistre, Machiavelli, Montesquieu, Hobbes, Spinoza, Rousseau, Locke, Constant, Lamennais, Tocqueville, Comte, Marx, Engels, Gramsci gibi yirmiyi aşkın düşünürün bu konudaki görüş ve tasavvurlarını dinsel, araçsal, liberal ve eleştirel olmak üzere dört ana yaklaşım şeklinde tasnif ediyor. Bu arada bu tasavvurların özgünlüklerini hesaba katıp onların tarihsel bağlamlarına atıflar yapıyor, farklı düşünürlere ait tasavvurların aralarındaki geçiş, çakışma ve kesişmelere dikkat çeken bir ihtiyatlılıkla hareket ediyor.Barbier, tarihin ve bu sorunlar üzerine kafa yormuş olanların anlatımına başvurmak suretiyle, din ve siyaset arasındaki ilişkilere dair temel kuramsal modellerin gerçekte yaşandıkları ve zihin tarafından sistemleştirildiği haliyle açığa çıkarmaya çalışıyor. Bu modellerin çözümlenmesi yalnızca tarihsel bir ilginin konusu olmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda, din ve siyaset arasındaki ilişkilerin oluşumunu, yapısını ve geçirdiği aşamaları anlamak; hali hazırda bürünebilecekleri biçimleri kavramak ve bugünün tecrübesini geçmişin birikimi ışığında yorumlamak isteyenler için kaçınılmaz bir ödev de teşkil eder.Tanzimattan bu yana Batıyı model aldığımıza ve kendimizi onunla karşılaştırdığımıza göre, kitapta bu alanda yer alan Batı tecrübesine dikkatimizi yönelterek kendi tecrübelerimizi daha iyi değerlendirme ve yorumlama çabasında olanlara değerli katkılar sunacağını düşünüyoruz. Zira kitap, bir yandan Batı tarihini ve Hıristiyanlığı göz önünde bulundurarak, diğer yandan da bu tecrübenin kendi tarihimiz ve geleneğimizle olan koşutluk ve örtüşmelerini hesaba katarak din ve siyaset ilişkileri üzerine kafa yormak isteyenler için önemli bilgi ve değerlendirmeler içeriyor.Kitap, Batıya doğrultulacak çok yönlü bakışların kendi tecrübelerimizi daha kuşatıcı ve derinlikli bir perspektif içerisinde anlama ve anlamlandırma çabamızda bize sunacağı faydalar gözetilerek okunmalıdır.
Akademik toplantılardan, panel ve sempozyumlara, TVdeki tartışma programlarından, gazetelerdeki köşe yazılarına, oradan kahvehane sohbetlerine dek bu ülkede gündemden hiç düşmeyen tartışma konusu din ve siyaset ilişkileri olsa gerektir. Nitekim içinden geçtiğimiz 28 Şubat sürecinde dinin toplumsala, siyasala, kamusala ilişkin yönleri söz konusu olduğunda vuku bulan tartışma ve anlaşmazlıkların artan şiddeti ve sıklığı buna açıkça tanıklık etmektedir. Bu bakımdan, din-devlet veya din-siyaset ilişkileri ve bunlarla bağlantılı olarak laiklik, kamusal alan/özel alan, din ve demokrasi vb. tartışmaları yaşadığımız topluma, coğrafyaya ve devraldığımız tarihe varoluşsal ve düşünsel bir ilgiyle yaklaşanların kayıtsız kalamayacağı bir konudur. Nancy Üniversitesinde öğretim üyesi, Fransız araştırmacı ve yazar Maurice Barbierin eseri bu bakımdan önemli bir başvuru kitabı niteliğindedir. Kitap, çağdaş dünyanın din-siyaset ilişkilerinin belirlediği pratik yumaklarına ve bu pratikler çevresinde yoğrulan düşünüm çabalarına yataklık etmiş olan XVI. yüzyıldan XX. Yüzyıla kadarki zaman dilimi içerisinde yaşamış Luther, Calvin, Bossuet, de Maistre, Machiavelli, Montesquieu, Hobbes, Spinoza, Rousseau, Locke, Constant, Lamennais, Tocqueville, Comte, Marx, Engels, Gramsci gibi yirmiyi aşkın düşünürün bu konudaki görüş ve tasavvurlarını dinsel, araçsal, liberal ve eleştirel olmak üzere dört ana yaklaşım şeklinde tasnif ediyor. Bu arada bu tasavvurların özgünlüklerini hesaba katıp onların tarihsel ba... tümünü göster