Bir süredir farklı türlerde kitap okumayı kafayı koymuş olan ben, psikolojik gerilime de el atmış durumdayım. Wulf Dorn, bu konuda ülkemizde kalemi sevilen bir yazar. Böylece ilk psikolojik gerilim kitabım olan Hain Yüreğim'i okuyup bitirmiş oldum. Okuyanların da dediği gibi yazarın kalemi gayet akıcı. Fakat benim için kitap hakkında olumlu söyleyebileceğim tek şey bu. Ben beğenmedim kitabı. Öncelikli sebebim, kitabın genç yetişkin tarzı psikoloji gerilim kitabı olmasından kaynaklanıyor. Kitap hakkında bilgi sahibi olmama rağmen herhalde fazla genç yetişkin ağırlıklı değildir diye düşündüm. Fakat kitap bildiğim klasik genç yetişkin romanıydı benim için. Bana göre kitapta öyle aman aman gerilecek veya şaşırılacak bir şey yoktu. Her şey en başından beri belliydi. Hatta bir yerden sonra kitabı atlayarak okumaya başladım. Sadece son 56 sayfa idare ederdi. Geri kalan kısımlarda gerilmekten ziyade sıkıntıdan patladım. İleride okur muyum bu yazarı, okunacak kitaplarım bittikten sonra belki. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/hain-yuregim-yorum.html
Bu kitabı bu kadar geç okumama kızanların sayısı çok fazla olacaktır ama ne demişler, geç olsun güç olmasın. Yazarın şu ana kadar 2 kitabını okudum. Biri bu, diğeri de İnci. Yazarın İnci kitabını da çok sevmekle beraber, Fareler ve İnsanlar'ı okumak bana daha fazla keyif verdi. Sanırım bunun sebebi İnci'nin gereğinden fazla betimlemeye boğulmuş olmasıydı. Kitap daha ilk sayfadan sizi kendine çekiyor. Curley' hariç orada bulunan karakterlere kanım çabucak ısındı. Özellikle George'a. Aksi görünüşüne rağmen içinde yumuşak bir kişilik barındıran karakterleri seviyorum. Benim için "Hayal kurma" temasını en güzel işleyen kitaplardan biri oldu Fareler ve İnsanlar. Zamanında kitabı incelerken Candy ismini görmüştüm. Kitabı okumaya başladıktan sonra Candy'nin erkek çıkması beni baya şaşırttı. Kısa olmasına rağmen içi çok doluydu. Sadece "George, kendine ait bir çiftliğe sahip oldu mu?" sorusunun cevabını vermiyor, o kısım okuyucuya bırakılmış gibi görülüyor. Bana kalırsa, George olanlardan ötürü başta hayalinden vazgeçti fakat onu bunaltan çalışma şartlarına daha fazla dayanamadığı için kendine çiftlik satın aldı. Yine de fazla mutlu olduğu söylenemez. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/fareler-ve-insanlar-yorum.html
Elimde bulunan son Fatma Erdek kitabını da bitirmiş bulunmaktayım. Kitap bazı yönlerden gayet iyiydi fakat beğenmedim kısımları da yok değildi. Bana göre Fatma Erdek aşkı hem güzel anlatıyor hem de anlatırken biraz bocalıyor. Yazar, bence romantik kitap yazma konusunda diğer Türk yazarlardan daha başarılı. Okumuş olduğum 3 kitabında da (Erken Rüya Zamanlar, Gece ile Şafak, Ben O Değilim) çiftlerimiz arasında ne gereksiz atarlanmalar var ne de fazla inatlaşma ve kendini naza çekme durumu. Her şey olması gerektiği gibi ilerler. Ayrıca çiftlerimiz kitabın ortasında sevgili olmuşlardır ve kitap boyunca onların sorunlarla beraber mücadele etmelerine ve mutlu anlarına şahit oluruz. Ki böyle bir şeyi herhangi bir romantizm içeren kitapta bulmak oldukça zor. Çiftler anca kitap sonunda sevgili olur ve ondan sonra mutluluğa adım atmış olurlar. Bu yönden Fatma Erdek'i gerçekten takdir ediyorum. Gelelim bocaladığı yere. Yazar aşk işini çok aceleye getiriyor. ERZ'de birbirlerini 15 sene sonra ilk kez gören çiftimiz hemen birbirlerine kavuşmak için birinden bir işaret bekliyor. Tamam, 15 sene boyunca birbirlerini unutmadıklarını okuyoruz iki ağızdan da ama daha saniyesinde "Biz yeniden sevgili olmalıyız." demek de acelecilik demek. Bunun bir benzeri Ben O Değilim kitabında da vardı. Tuna'yı gören Arın, 2. karşılaşmada kıza aşık oldu ve onunla evlenme fikrini kafaya koydu hemen. Sonraki kitapta buna biraz daha dikkat etmeli yazar. Üstte de yazdığım gibi neyse ki kitabın ortasında çiftimiz bir nevi eski günlerine dönüyorlar. Kitapta hoşuma giden diğer kısım Eser'in, Nehir için yazmış olduğu mektuplardı. Bir Türk yazardan okuduğum en romantik yazılar olabilir o kısımlar. Olumsuz gördüğüm kısımlardan biri yazarın kitabı çok duygusala bağlamasıydı. İki karakterin iç sesleri beni baya boğdu. Sürekli birbirleri için verdikleri acılı söylemler bir süre sonra "Eh be kardeşim, aşk için bir ölmediğin kaldı." dedirtti bana sonunda. Ayrıca Kaan kötü bir karakter olmamasına rağmen herkes tarafından -nişanlısı Nehir de dahil- kötülendi. Neymiş sinsi olduğu için kötü biriymiş. Eğer canından çok sevdiği nişanlısını başkasına kaptırmamak için gösterdiği çabaları sinsilik olarak adlandırılıyorsa ben o sinsiliğe "Helal olsun, yürü koçum." derim. Böyle bir şeyi Eser, Nehir için yapsa herkes tarafından kahraman ilan edilir; Kaan yapınca pislik olur. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/erken-ruya-zamanlar-yorum_10.html
Vizelerimin başlamasına az kalmasına rağmen şu güzellik sürekli "Beni oku!" diye göz kırpıp durdu. Araya 1-2 aksilik çıkmasaydı şu kitabı 4 günde bitirmiş olacaktım. Kitap hakkında önce genel bir yorum yapacağım, sonra da öyküler için söylemek istediğim birkaç şey var. Öncelikle Doctor Who hayranıysanız kitabı sevmemeniz mümkün değil. Kitap 50. yılın hakkını gerçekten vermiş. Yazarların hepsi itinayla seçilmiş. Özellikle Neil Gaiman'ın kalemini çok beğendim. Yazarlar, doktorlarına ve yardımcılarına çok dikkat etmişler. Ve 3. ile 6. Doktorun hikayesinde seride en sık karşısına çıkan düşmanlar görülüyor. Çoğumuz modern seriyi bildiğimiz için kitaptaki son 3 doktoru okurken daha zevk alacağınıza eminim. Az biraz klasik seriyi de bildiğim için bildiğim doktorları okumak çok zevkliydi benim için. Diğer dikkat ettiğim noktaysa her hikayede TARDİS'in Doktor için öneminin vurgulanmasıydı. Sanırım tek eleştirim bazı yerlerde çevirilerin düzgün çevrilmemesi olacaktır. Spoilera kaçmadan her hikaye için kısa notlar eklersem: 1. Doktor: Tam klasik seriye yakışır bir hikaye olmuş. Hikayede en çok hoşuma giden kısım Doktor'un Susan'a olan sevgisiydi. Bu kısım bana 12. Doktor'un Clara'ya olan derin sevgisi ve bağlılığını hatırlattı. 2. Doktor: Bu Doktor'umuzun zamanında 4 bölümlük olan bir macerasını izlemiştim ama beğenmemiştim o bölümü. Sebebi senaryoda aşırı tekrarlar olmasıydı ve Doktor'un bölüm boyunca yaptığı şey sadece kapı açmak oldu. O bölümden sonra 2. Doktor'u izlemeyi bırakmıştım. Fazla pasif gelmişti bana Doktor. Kitaptaki Doktor'un hikayesini beğendim. Pasif de değildi hikayede. Jamie'yi o beğenmediğim bölümde izlemiştim, yani Jamie hakkında da az çok bir bilgim vardı hikayeye başlamadan önce. Sırf Jamie hatırına yazın 2. Doktor'un maceralarını izleyebilirim. 3. Doktor: İşte en sevdiğim Doktorlardan biri. Diğer rejenerasyonlarından ayrılan en önemli özelliği centilmen olmasıdır. Hikayede de bu centilmenliği bir kez daha karşımıza çıkıyor. Yol arkadaşının rahatlığı için birçok şey yapabilecek biri. Diğer sevdiğim bir yönü de ciddi bir şey olduğunda o sorunu çözmek için gerçekten dikkatini vermesidir. Klasik seridekileri çok bilmesem de modern seridekiler ne yazık ki çok "lay lay lom" şekilde çözüyorlardı sorunları. Çoğu macerada asıl konudan koptukları çok oluyordu. Neyse ben biraz dağıttım konuyu, dönelim hikayeye. Elbette bu hikayeyi de çok beğendim. Bu da tam klasik seri macerası olmuş. 4. Doktor: Hakkında tek bildiğim seride en uzun bulunan doktor olduğudur, bir de jelibona olan aşırı düşkünlüğüdür. Kitaptaki hikayesi fena değildi. Fakat benim ilgimi asıl çeken yol arkadaşı olan Leela oldu. 5. Doktor: Tek bildiğim gerçek hayatta 10 Doktor'un kayın pederi olduğu. Açık ara kitaptaki en en en kötü hikayeye sahipti. Bir kere 5. Doktor nasıl biridir bir bilgi yok. Ayrıca kitapta 3-4 sayfa gözüküyor sadece. Hikaye desen 2-3 veledin başından geçen saçmalıkları konu alıyor. Hikaye öylesine yazılmış sadece. 6. Doktor: Bildiğim tek şey sebebini hatırlamasam da BBC tarafından işine son verilmesidir. Diğer hikayelerden farklı olarak 1. kişi ağzından anlatım yapılıyor. Anlatıcı Doktor'un yol arkadaşı olan Peri Brown. Richelle Mead, okumasam da ismini bildiğim bir yazar ve iyi ki zamanında bir kitabını okumamışım. Kalemini fazla akıcı bulmadım. Yeminle Doktor için kitap yazmasaymış, bu hikaye kesin aşk hikayesi olacakmış. Hikayede gerçekten beğendiğim şey düşmanı iyi seçmiş olmasıydı. Yeminle başka bir düşman olsaymış resmen facia bir hikaye olacakmış. 7. Doktor: Bunun hakkında da tek bildiğim rejenerasyon geçirdiği kısımdır. Kitaptaki en iyi hikayesi olan doktorlardan biri. Başından sonuna kadar film izliyormuşum gibi his yarattı. Ayrıca Ace'i de çok sevdim ben. Bir gün izleme şansına erişirsem bence çok seveceğim bir doktor olacak kendisi. 8. Doktor: Sevdiğim bir başka doktor. Ne yazık ki sadece 1 filmi ve mini bir bölümü var kadersizin. Ama Wiki sayfasından ve internette okuduğum birkaç çizgi romanı sayesinde kendisini tanımış oldum baya. Hikayesine gelince bence 8. Doktor'a göre bir hikayeydi ve genel olarak da iyiydi. 9. Doktor: İlk doktorum. Ve en bir sevdiklerimden. Hikayesi de gayet güzeldi. Tek hayal kırıklığım Ali'nin kız çıkması oldu. Ali tam benlik bir yol arkadaşıydı. Korkusuz, acayip zeki ve uzaylı *-* 10. Doktor: IYYYYYYYY!!! 10. Doktor, Doctor Who evrenindeki en sevmediğim 2 kişiden biridir (diğeri ise Rory). Bu hikaye de neden kendisinden nefret ettiğimi bir kez daha güzelce hatırlattı. Çok konudan kopuyorsun be arkadaşım! Ayrıca zekimişmiş. Gördük ne kadar zeki olduğunu 3 sezon boyunca. Martha ise modern seride Clara'dan sonra en bir bağrıma bastığım yol arkadaşıdır. 3. sezonun tek güzel yanı Martha'dır benim için. Ayyy 3. sezonu hatırladıkça beni afakanlar basıyor. Her bölüm bu kadar mı kötü olur ( evet, çoğu kişinin sevdiği Blink bölümü de gözümde berbat bir bölümdür -_-) ? Ben yine farklı bir konuya geçtim. Neyse, ilk kez 10. Doktor ve Martha'nın macerasından zevk aldım. Yazarın ağzına sağlık. Tabi hikayede Doktor yine beni sinir etti, Martha ise mantığıyla beni hayran bıraktı. Fakat bir yerde mantık hatası vardı bence. Martha, Rapunzel ile görüştüğü zaman "Geleceğe gidip senin Disney yapımı filmini izledim." diye bir cümle kuruyor. Fakat bana çok mantıksız geldi. Bir kere 10. Doktor'un Martha'yı herhangi bir filme götüreceğini hiç sanmıyorum ben. Keşke yazar öyle bir şeyi dahil etmeseymiş. 11. Doktor: Gaiman, 5. ve 6. sezonlardaki 1-2 bilgiye kısaca yer vermiş. Örneğin Amy'nin en iyi kız arkadaşı Mels. Hikaye fazla aksiyonlu değildi fakat okuması çok zevkliydi. 11. Doktor, veda sahnesine kadar çok sevdiğim bir doktordu. Moffat sağ olsun tam rejenarasyon sahnesinde kendisinden soğuttu beni. Hayır, sebebi kısa sürmesi değildi, vedası iyice yaşlanmış haliyle olmalıydı, gencecik haliyle değil -_- . Kısaca modern seridekiler hariç 3. ve 8. Doktor'u baya iyi tanıyorum. 1,2 az biraz biliyorum, diğerlerinin doktorsal özelliklerini hiç bilmiyorum. Yazın bir terslik olmazsa modern seriyi izleyeceğim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/11-doktor-11-oyku-yorum.html Son olarak hoşuma giden birçok alıntıyı kitapta altını çizmiştim. Eğer benim gibi Doktor'u özlediyseniz çizdiğim alıntılara blogumdan bakabilirsiniz. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/04/11-doktor-11-oyku-alntlar_1.html
Ne yazık ki "Leydilerin Amatör Dedektiflik Kulübü" serisinin 2. kitabı olan Büyülü Bir An İçin, fazla beğendiğim bir kitap olmadı. Bunun en büyük sebebi kitaptaki çifte ısınamamış olmamdır. Önceki kitaptaki Meg ile bu kitaptaki Meg arasında dağlar kadar fark var. Önceki kitapta Meg'in davranışlarında hafif bir pervasızlık görülüyordu. Bu kitaptaki Meg'de o pervasızlık bir yerde bile gözükmedi. Ne kadar Gareth'a yardımcı olmak için çaba harcasa da düşündüğümden daha durgun bir karakterdi. Bazı yerlerde de bana Amelia'yı hatırlattı. Gareth'a da ayrı bir sinir oldum. Kitap boyunca çok fazla ikilem yaşadı. Meg'ten uzak duracağım dese de Meg'i gördüğü ilk an hemen kızın dudaklarına yapışıyor. Veya bu araştırmayı durduracağım dese de iki dakika sonra kendisi daha fazla araştırmaya katılıyor. Ben "Herhalde kitapta bir cinayet işlendi, suç da Gareth'a kaldı." diye düşünmüştüm. Fakat tahminimden çok alakasız ve aşırı sıkıcı bir dava çözümü ile karşı karşıya kaldım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/buyulu-bir-icin-yorum.html
Kitap 2014 çıkışlı ve sanırım benim bu kitabı almam, çıkışından 1 ay sonraydı. İlk 58 sayfayı okuduktan sonra niyeyse okumayı bırakmıştım. Serinin 2. kitabı gelmeseydi hala da dururdu kütüphanemin bir köşesinde. Yaklaşık 1 hafta önce yine başladım kitaba ve son bıraktığım sayfa ile 6 Mart arasından 501 gün geçmiş Vikitap'a göre. Robyn Dehart, hem ülkemizde hem kendi ülkesinde bilinen bir yazar değil. Fakat az biliniyor olması kötü bir yazar olduğu anlamına gelmez.Ben genel anlamda kalemini ve kurgularını seviyorum. Yazdığı hikayeler günümüz aşk romanlarının, historical'e uyarlanmış hali şeklinde. Yazarın okumuş olduğum 2. kitabı da beni hayal kırıklığına uğratmadı. Grubun kurucusu olan Amelia'yı çok sevdim ben. Her ne kadar kendisini diğer arkadaşlarına göre çekingen bulsa da öyle biri değil. Yeri geldiğinde tam bir maceraprest. Colin'e de kanım baya ısındı. Geçmişi yüzeysel anlatılmış olsa da o geçmişin kendisini ne derece etkilemiş olduğu karaktere başarılı yansıtılmış. Fakat kendisi kesinlikle bir Sherlock değil. Sherlock okumadığım için kıyaslama yapmam yanlış gelebilir ama bence Colin, Sherlock'tan daha nazik bir karaktere sahipti. Ayrıca kitapta 4 arkadaşın birbirlerine verdiği değer ve sevgi iç ısıtan cinsten. Dedektiflik bakımından fazla kafa yormayan fakat çiftimizin heykeli bulmak için yapmış oldukları araştırmaları okumak oldukça zevkliydi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/srrn-bende-sakl-yorum.html