Kardeşimin Hikayesi
Serenad fırtınasından sonra Livaneli’den nefes kesen bir roman... Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalı’nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir. Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız. Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz’in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.
Baskılar2
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (921)Zülfü Livaneli'nin, siyasi karakterine hiç bir gönderme yapmayan, temiz bir dille ve neşeli bir üslupla, hızlı bir şekilde okunabilen, bana göre tatmin edici bir hikayesi olan romanı. Benim okuduğum ilk Livaneli kitabı oldu, diğerlerini de okumak isterim doğrusu. Daha karanlık, politikaya gömülü bir yazı ile karşılaşmaktan ötürü endişeliydim, endişelerimin boşa çıkmasına çok sevindim :)
Livaneli'nin kitaplarında beni hayal kırıklığına uğratan bir kitaba henüz rastlamadım ancak bu kitabı birkaç kelime ile anlatsam şoke edici ve sürükleyici olurdu. Diğer kitaplarından da farkı bu olsa gerek. Edebi bir yanı yok kitabın. Sürekli düğüm çözmeye çalışıyoruz ki kimi zaman tahmin edilesi boşluklar da bırakmış. Yine de ortalamanın üzerinde bir eser benim için.
Bu zamana kadar dost olmak istediğim çok roman kahramanı oldu. Ama böylesine muhabbetini çekemediğim karakterlerle karşılaşmamıştım doğrusu. Öncelikle baş karakterin gazeteci kıza tavrı, davranışları oldukça rahatsız ediciydi. Tipik bir sapık imajı uyandırmaktan öteye gidemedi. Gazeteci kızınsa Ahmet’in anlattığı hikayeyi hem böylesine merak edip hem de dakikada bir uyuyakalması okur olarak beni gerçekten yıldırdı. Yazarın hikayeyi uzatmak için başvurduğu bir yol gibi görünüyor ancak hoş durmamış. Ayrıca yazarın okuyucuya bir şeyler katma çabasını anlasam da bambaşka bir konuşmanın ortasında araya sıkıştırılan bilgiler oldukça abes durmuş. 2 kısımdan oluşuyor roman ve bu iki kısım arasında neredeyse hiç bağlantı yok. Öyle ki 2. kısma geçtiğimde ilk kısımdaki olayla ilgili minicik merak duygumu çoktan kaybetmiş durumdaydım. Romanda benim için akıcı olan tek yer Rusya’da geçen anlardı. Ancak sayfa sayısı dikkate alındığında oldukça küçük bir kısma denk geliyor. Bu kısımda da dünyanın en etkileyici aşk hikayesi olduğu defalarca tekrarlanan, karasevda olduğu ileri sürülen aşk hiçbir şekilde yansıtılamamış. 2. kısım bittiğinde yazar “İlk kısımdaki boşluklar da ortadan kalksın da roman tamamlanmış olsun” zihniyetiyle roman sonuna bir karar metni iliştirmiş. Teşekkür metnine bakılacak olursa hukukçulardan da faydalanılmış ancak sanırım onlar da metne fazla müdahale edemediler. Çünkü yanlışlarla doluydu ve gerçeklikle ilişkisi yoktu. Keşke bu şekilde yazılacağına dümdüz bir metin olarak yazılsaydı. En azından bu kadar göze batmazdı. Romanda gizem unsuru olarak kalması gereken temel konu baştan belli edilmiş. Yazarın çabasına rağmen açıklanmamış pek çok soru işareti de mevcut. Maalesef sevemedim.
"Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar. Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz." Akıcılığı ve yarattığı"merak" ile beni etkiledi. Bence güzel bir kitaptı.
Çok çok çok güzel bir kitaptı. Süprizleri seven bir insanın okuması şart !
Özellikle son bölümlerinde hikaye ve gerçek hayat arasındaki geçişler ve genele hakim olan kurgu harikaydı. Zülfü Livaneli gerçekten büyük bir edebiyat ustası.
...edebiyat, hayatı anlamanın tek yoludur.
Nasıl başlasam ne anlatsam bilemedim. Yazarın kitaplarını bilsem de görsem de şu ana kadar alıp okumaya cesaret edememiştim. İlk defa instagramda blog turunda aktif olarak yer alarak önceden okumadığım, cesaret edemediğim yazarların kalemiyle tanışmış oluyorum. Her ay bir arkadaşımızın seçtiği yazardan kendi istediğimiz bir kitabı okuyoruz. @biryazarbinokur grubu ile birlikte bu ay @kahve_kitap_aski arkadaşımızın seçtiği Zülfü Livaneli kitabını okuyoruz. Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlıyor her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikaye, daha doğrusu hikâye içinde hikaye de böylece başlıyor. Modern bir Binbir Gece Masalı'nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir. Kitabın içinde polisiye, cinayet, aşk ve gizem hepsinden vardı. Kurgu çok farklıydı ve açıkçası öyle bir son aklıma bile gelemeyecek şekilde beni şaşırttı ve etkiledi. #alıntı Bu tepeden Karadeniz’in bir insan gibi değişeni kılıktan kılığa giren hallerini izlemeye gelirdim. Bazen öfkelenir, bitmek bilmeyen bir enerjiyle sahildeki kayalıklara kafa atardı, bazen kıyı çizgisini diliyle nazlı nazlı yalardı, ender olarak da bir göl gibi kıpırtısız kalır, içine kapanırdı. Karadeniz’i bir roman kahramanı gibi ruhsal gelgitleri, öfkeleri, sevdaları, umutları ve mutsuzluklarıyla tanımayı öğrenmiştim. #alıntı “Benim için hayat bir roman, herkes de roman kahramanı.”
oldukça basit bir dili olan-ama edebi yönü çok zayıf- sıkıcı, hikayesini beğenmediğim ve sırf bitirmiş olmak için okuduğum bir kitaptı...
Okuduğum ilk Livaneli kitabıydı, çok daha iyi kitaplarının olduğu söyleniyor. Eğer bu kitabının üstüne çıkmışsa yazar, okumaya kesinlikle devam edeceğim demektir. Akıcı diliyle, içine çeken hikayesiyle, Ahmet ve Mehmet'in başından geçenlerin - özellikle sonlara doğru - yarattığı şokla zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadan kitabı bitirivermişim ve de o kadar etkileyiciydi ki kitabı bitirdikten sonra içinde bulunduğum anlatılmaz hisler ile başım döndü, sersemledim.
Zülfü Livaneli, her zamanki gibi kitabın sonunda şaşırtmayı başarıyor.
Nerdeyse tum kitaplarini okudugum Livaneli"nin bu kitabi hepsinden cok cok farkli bir konuya sahip bence...Cok akici ve merak uyandirici bir sekilde yazilmis...Romanda, cinayet, gerilim, ucundan siyaset, karmasik bir ikiz kardeslik, (genelde bu turde romanlar yazildigini soylemeliyim) ve gene bir "kara sevda" var. Aslinda okurken cok farkli ve sasirtici bir sonla karsilasacagimi sezinliyordum...diger kitaplari kadar cok etkilendigimi soyleyemiyecegim ama tavsiye etmeden de gecemem dogrusu..Ne de olsa cok deger verdigim bir yazar...
Şaşırtıcı son sevenler için iyi bir kitap.
Romandaki gerilim etkileyici. Livaneli'den beklemezdim.
Usta kalem ne denir ki? Daha ilk sayfalardan tatlı bir merak içinde başladım okumaya. Kitap Arzu adlı bir kadının cinayeti ile başlıyor. Komşulardan emekli mühendis Ahmet Bey 'den bilgi almak için gelen gazeteci bir genç kız asıl amacı cinayeti araştırmak iken Ahmet Bey tarafından anlatılmaya başlanan gizemli hikayelere kapılır. Hikayeler bitince kızı yanında tutmak için kardeşinin gizemli ve acılı hikayesini anlatmaya başlar. Bu arada cinayet soruşturması kapsamında Ahmet Bey de sorgulamadan geçer. Olayların sonu ve soruşturmanın sonu öyle ters köşe bağlanıyor ki şaşırdım kaldım. "Nası yaaa " dedim kitabın sonunda. Keyifli bir anlatım, keyifli bir okuma keyfi.
Zülfü Livaneli'nin Serenad'dan sonraki en iyi kitabı bence..Harika bir konu,insanı içine sürüklüyor.Elinden bırakmak istemeyeceğiniz türde bir kitap.
Son bölüme yaklaşıncaya kadar zor okudum,ama sonu ilginçti.
Güzel bi kitaptı. İnsan ahmet olmak istiyor bazen
Kitap yorumum ; http://morduslerkitapligi.blogspot.com.tr/2017/03/kardesimin-hikayesi-zulfu-livaneli.html
Zülfü Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı. Gayet güzel ve akıcıydı. Yazarın kalemi sizi hemen kitabın içine çekiyor ve heyecanla sonuna kadar okumanızı sağlıyor. Baş kahramanımız da çok kendine özgü, gerçekçi kurgulanmış. Sanki kitap kahramanı değil de bir tanıdık ya da içimizden biriymişcesine özümsüyorsunuz onu. Veyahut da gazeteci kızımızın yerine koyuveriyorsunuz kendinizi. Binbir Gece Masalları'nın içine Agatha Christie kaçmış hali diyebiliriz belki de. En iyisi siz okuyun öyle konuşalım spoiler yemeyin!
Livaneli'yi çok seviyorum. Bu kitabı okumadan geçmeyin. İlk okuduğum kitabı 'Mutluluk' idi. O günden beri beni her kitabında büyülüyor.. Bu kitaba gelecek olursak, küçük bir tahminde bulunup, ihtimal vermemiştim. Ancak sonunu bilmişim :) Bravo Livaneli.. Yeni kitabını da alacağım..
Livaneli'yle tanışma kitabımdır kendisi ve bunun arkasından 2 Livaneli kitabı okumama da vesile olmuşur, konu, olay örgüsü tatmin edicek seviyede.
Bitmesini istemediğim nadir kitaplardan biri, okumaya doyamadım. Ister anlatımı olsun, ister hikayesi olsun, herşeyiyle harika ve çok sürükleyici bir kitap.








