Uğultulu Tepeler
Romantizm akımının önemli eserlerinden olan Uğultulu Tepeler, birbirine aşık olan, ama zaman içinde farklı yerlere sürüklenen iki insanın çocuklarının da birbirlerine aşık olmaları ile iyice sarpa saran bir/birçok aşk öyküsünü konu alıyor...Uğultulu Tepeler, yazarın hayatı boyunca yazdığı tek kitap olmasının yanı sıra bir kadının edebiyat dünyasında varlığını ispat etmesi açısından oldukça dikkate değer... ****** Dünyanın en iyi kadın yazarlarından Bronte kardeşlerden Emilynin başyapıtı Uğultulu Tepeler, dünya sinemalarında da çağdaş örneklerle yansıtılan tehlikeli bir aşk hikayesini anlatıyor. Emily Bronte, bu romanı ölümüne bir yıl kala tamamlamıştı. 19. yüzyıl İngilteresimde zengin Earnshawların kızı Catherine ile evin beslemesi Heathcliffin imkânsız birlikteliklerinin, aşktan öte, derin bir tutkuya dönüşmesini Emily Bronte güçlü bir dille aktarıyor. Earnshaw ailesinin kâhya kadını, Bayan Deanin ağzından anlatılan romanda, geri dönüş ve zaman sıçramalarıyla Heathcliffin çok genç ölen büyük aşkı Catherinee duyduğu tutkulu aşkı ve Heathcliffin kendisini yaşamdan soyutlaması dile getiriliyor. Roman aynı zamanda Victoria Dönemi İngilteresinin kusursuz bir belgeseli olarak da değer taşıyor. Romantizm akımının güçlü bir örneği olarak da kabul edilen Uğultulu Tepeler , özgünlüğü açısından günümüzde bile en iyi romanlar arasında sayılmaktadır. ************ Romantik Gerçekçi İngiliz bir romancı olan Emily Bronte, üç romancı kız kardeşin ortancalarıdır. Hayatları kadar, sanatları da benzerlik taşıyan kardeşlerin en öne çıkanı Uğultulu Tepelerin yazarı Emily Brontedir. Yazdığı bu tek roman, yoğun bir lirizmle örülü olmanın yanı sıra, biçimsel açısından da, titiz çalışmanın, olayları sağlam temellere dayandırmanın az bulunur örneklerinden biridir. ************ Uğultulu Tepeler, ilk yayımlandığında, dönemin en saygın edebiyat dergisi Quarterly Reviewda onulmaz biçimde canavarca, isyan ettirecek nitelikte bir roman olarak değerlendirilmişti. Bugün ise, edebiyat tarihçileri bir başyapıt ile karşı karşıya bulunduğumuzdan eminler. Earnshaw çiftliğine getirilen yoksul, sahipsiz çingene çocuğu Heathcliff ile çiftliğin güzel kızı Catherine arasındaki tutku, uğultulu tepelerin laneti gibi dolaşır ortada; duygularıyla oynanan Heathcliff sevgilisinin soylu ve varlıklı Edgar Linton ile evlenmesi üzerine, her iki aileden de öç almaya kalkar. Uğultulu Tepeler, genç yaşta öteki kardeşleri gibi veremden ölen Emily Brontënin tek romanı olsa da, Victoria Çağının gerçekçilik arayışı içinde romantik bir aykırılık olarak da tektir.Uğultulu Tepeler: Ölmeyen aşk. ************ Catherine ve Hareton taş basamaklardan çıkarken, son bir defa aya bakmak için durdular. Daha doğrusu, ay ışığında birbirlerini görmek için durdular. Yine, onlara görünmeden kaybolma isteğini duydum. Beni unutmaması için, Nelly Deanin eline bir şeyler tutuşturdum. Ben de, kadının kabalığıma karşı koymasına, üzüntüsünü belirten sözlerine aldırmadan, diğerleri evin kapısını açarken, mutfak kapısından sıvıştım. Belki Joseph de, böyle davrandığım için benim kaba bir insan olduğumu düşünecekti, ama ayaklarının dibine düşen bir altın liranın sesini duyunca, benim saygın bir insan olduğuma inandı ************ Benim yaşamım onda odaklaşır. Yeryüzünde her şey yok olup bir tek o kalsa, ben onda yaşarım. Başka her şey var olmaya devam edip bir tek o yok olsa, bütün evren bana yabancı kalır, sanki artık ben o evrenin bir parçası değilmişim gibi yabancılaşır. Benim Lintona olan sevgim, ormanda düşen yapraklar gibi. Biliyorum ki kış ağaçları nasıl değiştirirse, zaman da benim sevgimi değiştirecektir. Heathcliffe olan sevgim ise, bir kaya gibi ebedidir. Ölümsüzdür. Görünüşü hoş değildir belki ama gerçektir. Nelly, ben Heathcliffim. O hep, ama hep benim içimde. Bir zevk olarak değil! Aynı benim, kendim için her zaman zevk olmadığım gibi, kendimmişim gibi. O benmiş gibi! Sakın bir daha bizim ayrılacağımızı ağzına alma. ******
Baskılar32
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (515)İngiliz edebiyatını her zaman sevmişimdir bu eseri de bu kadar geç okuduğuma şaşırdım. Anlatımı,karakterlerin işleyişi hepsi çok güzeldi. Çok beğendim.
Bir aşk kitabi. 💘 Ama kesinlikle aşkın en keskin, aci veren hallerini görüyoruz. Intikam duugusuyla yapilan eylemler, amiyane tabirle psikopatca davranislar kitabi olabildigince farkli kilmis. Salt aşki anlatan kitaplardan karakterlerin aşka farkli bakislariyla ayrılıyor. Bununla paralel olarak da gariptir ki kitaptaki birçok karakter kendini sevdiremiyor okuyucuya. Basta Heathcliff olmak uzere Caterine,Joseph.. Heathclif'in Catherine e duyduğu aşka gercek ask diyebiliriz. Tutkunun dorukta yaşandığı, bu uğurda her turlu sapkinliga surukleyecek bir ask. Bu da Heathclif karakterini oldukça farklı, tehlikeli, acimasiz kılmış. Iki malikane arasinda firtinali gunler yasanmasina sebep olmus. Guclunun gucsuzu ezdiği gunleri beraberinde getirmistir. 😕 Bu noktada beni Edgar Linton karakteri, Hareton karakterleri ziyadesiyle uzmustur. Biri yapisi ile digeri ise bir kenara itilmisligi ile. Karakter analizi yapmisken bakici Nelly,diger karakterlere nazaran merhameti ve sadakati ile kendini sevdirmistir bana. 👍 Heathclif in son aşamada geçirdiği değişim, Hareton in kitabin sonu itibariyle mutlu olmasi beni mutlu etti. Dili itibariyle elinizden dusurmeyeceginiz bir yapida. Kendini okutturan bir eser. Karakterler arasi catisma o kadar fazla ki kitabi gerilim acisindan hep yukarda tutuyor. Kendine bağlıyor. Genel itibariyle cok iyi bir eser. Okumaktan keyif aldığım, akici, konusunun işlenişi itibariyle zihnime olumlu anlamda kazinacak bir kitap oldu. ✌📖
450 sayfa resmen içim şişti ama son 50 sayfa rahatlattı beni yine. Ne desem bilemedim. Sünepe, şımarık ve aptal karakterlerine bolca öfkelendim kendimi yedim. Hepsi ayrı ayrı zopalıktı gerçekten. Allah yardım etsin okurken :D Bir kara sevda hikayesi..
Okurken oldukça yoğun hisler içinde boğulur bir vaziyetteydim. Uğultulu Tepeler o kadar derin ki... Yüreğime bir ağırlık çöktü adeta, ne yapacağımı şaşırdım. Başlangıçta karakterler konusunda bir karmaşa yaşamıştım ama daha ilk yüz sayfaya gelmeden olayı kendi kafamda çözmeyi başardım. Buna rağmen beni bütünüyle kendine bağladı. Aslında fazla söze gerek yok ^^ Başucu kitabı olmalı! Her karakterin ayrı ayrı nedenleri vardı ve her şey daha farklı olsaydı: Tüm mutluluklarıyla yaşamaktan geri durmayacakları huzurlu hayatları olacaktı her birinin... Lakin söylemeden geçemeyeceğim bu fitili ateşleyen Catherine'in kendisi oldu. Domino etkisini başlatan o küçük taşı deviren ondan başkası değildi! Heathcliff'in lafıyla: Kendi yüreğine ihanet etti. Yani burada illa suçlu olarak addedilecek biri varsa, sadece o olmalı bence. Linton'a da kızamadım. Çünkü biliyorum ki istediği asla bu değildi. Sadece sevilmek isteyen birine nasıl gocunabilirim ki... "Ondan büyüğüm, biliyorsun. Hem daha akıllıyım ve ona kıyasla daha az çocuksu yanlarım var, değil mi? Azıcık huyuna gidersem her dediğimi yapacaktır... İyi olduğu zamanlarda çok şirin, çok tatlı oluyor. O benim olsaydı nasıl da el üstünde tutardım..."
Hastalıklı bir tutkuyu ilk defa bu kadar detaylı bir şekilde okuyorum. Heathcliff'in önce aşka sonra intikam, öfke ve nefrete karşı duyduğu derin tutku yüzünden tüm kitap boyunca herkes acı çekti, herkes hastalıklardan yataklarda süründü. Hatta kitap bitince kendimi, ağır gelen tüm o yoğun duygular yüzünden fiziksel olarak kötü hissettim bile diyebilirim. Heathcliff iki aileyi de mahvetmek istedi ama yine bir yerden kıvılcım yakalayan Cathy ve Hareton ile sadece intikamın değil aynı zamanda umudun da hikayesi bana kalırsa bu. Hele ki Heathcliff'in sonlara doğru içinde bulunduğu ruh hali beni fena etkiledi. ''Ne bitmek bilmez bir savaşmış bu. Bitse de kurtulsam!''
Elimdeki kitap, Martı Yayınlarına ait çeviri ve baskısı. Biri cilti diğeri ciltsiz iki kitap var, ben ciltsiz olanı aldım, haliyle aşağı eklediğim fiyat da ciltsiz kitabın fiyatı. Genelde pek klasik okuyan biri değilim, zaten takip edenler bunu fark etmiştir. Genelde bunun nedeni klasik romanların türlerini kendime yakın bulmamam; biliyorsunuz, fantastik/bilimkurgu tarzı şeyler seviyorum, haliyle ilgimi çekmiyorlar. Fakat konusunu görünce bir şans vermek istedim, yazarın tek kitabıymış ve zamanında çok ses getirmiş. Sonuçta her türe en az bir kere şans vermek gerektiğine inanırım. Tanıtım yazısını okuyunca genel konuya vakıf oluyorsunuz aslında ama hikayeyi tam olarak da dillendirmekten uzak aslında... Bu kısımdan sonrası kitap gidişatı hakkında bilgiler içerebilir, ona göre devam edin... İlk olarak bilindik bir aşk romanı sandığım kitabın hiç de öyle olmadığını anlayınca az biraz hayal kırıklığına uğradım, yalan yok ama sonra kendine has tarzı, dili ve kurgusuyla ilgimi çekti. Sayfaları çevirirken çok heyecanlandığımı iddia edemem ama sıkılmadan okudum, akışkan bir şekilde ilerledi. Catherine ve Heathcliff arasındaki aşk -bana göre- oldukça saçma bir şekilde ayrılıklara gebe oluyor ama sonrasında yaşanan olayların temel sebeplerinden biri de bu ayrılık acısının Heathcliff denen şeytanda yarattığı etkiyi okuyoruz; şeytan diyorum çünkü bu adam o sizin bildiğiniz romantik aşıklardan değil hatta şu sıralar liseli genç kızların ayılıp bayıldığı 'bad boy' havasında ki aşıklardan da değil, adam bildiğiniz safi kötü biri. Catherine, bu adamın şu hayatta sevdiği tek kişi iken onun ölümü sonrası herkese felaket acılar çektiriyor ama Heathcliff'in ölüm şekli bence çok güzel bağlanmış, kabul ediyorum adam sonuna kadar aşıktı ve bunun ıstırabını da çekti ve çevresindeki herkese de çektirdi. Elbette Heathcliff denen adamın şeytanlıkla suçlasam da doğuştan böyle değil, çocukken yaşadıkları vs. onu böyle olmaya iten sebeplerden biri olsa da sonuç olarak tersini seçebilecek iken yanlış seçimleri kendi iradesi ile seçtiği için 'kötü adam' sıfatını hak ediyor. Bu açıdan bakarsanız kötü adamın aşk hikayesini okumuş gibi oluyorsunuz ama 3. bir kişinin bir 4. kişiye aktarımıyla... Bu da değişik bir anlatım tarzıydı, ilk başta yadırgasam da hoşuma gitti diyebilirim sanırım. Heathcliff karakteri dışında diğer karakterlere gelirsek... Aslında Catherine de saf melek değil ama sağına soluna kötülükler yapmış biri de değil, lakin hayatımda gördüğüm en bencil, en şımarık, en itici karakterlerden biri, haliyle Heathcliff oldukça uyumlu bir ikili olduklarını söyleyebilirim. Aslında bir iki kişi haricinde bu kitapta şımarık vs. olmayan bir karakter görmek zor. Hikayeyi biraz iç karartıcı da bulduğumu söylemem gerek. :) Genel olarak günümüzdeki bazı sözde edebiyat kitapları ile karşılaştırıldığında okunması gerektiğini düşünüyorum, en azından bir kalite ve gerçekten kendince bir şiirsel anlatım tarzı var ve en azından insanların ahlakını bozmaya itecek saçma sapan şeyler görmüyorsunuz. Doğrusunu söylemek gerekirse çevirilerde bir sıkıntı olduğu izlenimi edindim, ufak tefek aslında; Iseballa'nın evlenip dönmesi üzerinden 2 ay geçiyor ve sonrasında da geçen süre çok belirgin olmasa da ne ara hamile kaldı da Londra'ya gittikten haftalar sonra çocuk doğurdu, anlayamadım; aylar sonra olsa anlardım da... Böyle ufak tefek kafa karışıklıkları yaşadım okurken. Aslında 3,5 ila 4 puan arasında kaldım. :D
hayatımda her zaman özel bir yere sahip olacak kitap, kaç kere okudum inanın hatırlamıyorum, şiddetle herkese tavsiye ediyorum.
Bolca aşk, entrika ve bolca ölüm... Tipik bir kadın yazar romanı. Kitabı yaratıcı ya da farklı bir konu okumak isteyenlere ve erkek okurlara tavsiye etmem. Neden ölüm en çok başvurulan sürpriz yapma yöntemi olarak kullanılıyor bilmiyorum. Okuyucu daha değişik yöntemlerle de şaşırtılabilir.
http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/ugultulu-tepeler-kitap-yorumu.html Klasikler insanda gerçekten farklı hisler uyandırıyor. Uğultulu Tepeler, tekrar tekrar okusam da okumaktan bıkmayacağımı düşündüğüm, karakterlerinin hepsinin hayatın içinden olduğu çok güzel bir kitaptı. Basmakalıp sözlerden oluşmuş , klasik bir aşk hikayesi değildi öncelikle. Okuduğum en güzel romanlardan biri oldu Uğultulu Tepeler. Gerçekten insanı kendine bağlayan , öncelikle kişi analizinin çok güzel yapıldığı bir romandı. Kitabı nasıl anlatacağımıysa gerçekten bilmiyorum. Çünkü kitabımızda pek çok kuşağın hikayesi geçiyor. Ama şöyle bir giriş yapabilirim sanırım. Hikayemiz 18. yüzyıl İngiltere'sinde geçiyor. O döneme bayıldığımı sayısız kere söylemişimdir de zaten. Olayları Uğultulu Tepeler'deki evin yeni kiracısı Bay Lockwood'a, her şeye şahit olmuş evin hizmetçisi Bayan Ellen Dean anlatıyor. Birbirlerine aşık olan iki gencin, hayatın şartları gereği apayrı yerlere sürüklenmesiyle başlıyor hikayemiz. Ve sonrasında Bay Heathcliff'in yaşayamadığı aşkının öcünü, yıllar boyunca pek çok insandan almasını konu alıyor kitabımız. Olay örgüsünü gerçekten çok sevdim ancak kitabımızda çok fazla sinir bozucu karakter vardı. Arada malum kişilere iki tane çakmak da istemedim değil şimdi. Ama onlar renklendiriyordu belki de kitabı. İşte karakterleri hayatın içinden bulma sebebim de bu aslında. Çünkü kitabımızdaki karakterler de aslında pek çoğumuz gibi, hırsları uğruna pek çok şeyi kaybedip, hayat denizinde sürükleniyorlardı. Bu da kitabı sevme nedenlerimden biri oldu. İlgimi çeken bir diğer nokta da kitabımızın, Emily Bronte'nin malesef ki tek eseri olması. Düşünüyorum da yaşasaydı kim bilir bizi daha ne güzel romanlar bekliyor olacaktı? Klasik okumaya başlamak istiyorsanız da çok iyi bir başlangıç olacaktır Uğultulu Tepeler. Klasiklerden korkmayın. Aksine arada bir onlardan okumak, insana gerçekten çok şey katıyor.
Bazı olaylar dışında güzeldi. Klasik başlama kitabı değil ama bence okuyun. Güzeldi.
"İntikam nedir? Nasıl alınır?" ın romanı. Sadece klasik bir aşk öyküsü olarak değerlendirmek büyük haksızlık olur. Aşktan da öte bir tutku. Öyle ki adeta bir zehir. O devirde bu kadar anti karakterler yaratıp bunu kabul ettirmek büyük başarı doğrusu. Romantik İngiliz Edebiyatı’na balyoz gibi inmiş olmalı. Kendi çağına göre alışılmışın oldukça dışında olan karakterlerini işlemesi bir yana kuvvetli betimlemeleri diğer yana. Okurken o puslu arazinin soğukluğunu hissettirip, rüzgarın uğultusunu duyuruyor sanki.
Dünya üzerinde yazılmış en iyi roman ... Keşke emily bronte genç yaşta ölmeseydi de kaleminden bir şeyler daha okuyabilseydik ... defalarca kez okudum ... defalarca kez daha okurum ... her şeyiyle ... diliyle .. kurgusuyla ... duygusuyla ... mükemmel ... ah bir hatırlatma ! kesinlikle bordo siyah yayınlarından okunmalı ...
Çok samimi, icimi ısıtan bir kitapti. Elektronik versiyondan okuduğuma çok pismanim altı çizilecek çok cümle var...
ortaokul sıralarında ödev diye 9482749837 kez izletilen mükemmel bir Fiennes ve Binoche filminin, kitabı sarmadı. adı ödev olunca işin sihri kaçıyor. belki başka zaman okurum.
Çok güzel bir eser. Ve gerçekten çok farklı, uğultulu tepeler bir aşk romanı olmaktan ziyade bir nefretin romanı, hem de o kadar keskin bir nefret ve intikam söz konusu ki insanı hayretlere sokuyor. Okumakta geciktiğim klasiklerden biri, geç olsun güç olmasın ne yapalım, iyi ki okudum gene de.
Lisedeyken okumuştum, aradan yıllar geçti. Yeniden okumayı istediğim bir kitap. Aşırı etkilenmemiştim ama güzel bir kitaptı; belki ikinci okuyuşta daha çok beğenirim.
zamansız mı okudum bilemiyorum ama beni çok sıktı.bunalttı.
Okuduğum en iyi aşk ve aynı zamanda intikam romanlarından biri. Filmi de var ama izleyemedim bir türlü. Kitap, hem hikaye, hem de dili itibarıyla edebiyat tarihinde özel bir yere sahiptir. Bir başyapıt denebilir kitap için. Üzerinden biraz zaman geçtiği için tam anımsayamasam da karakterler son derece doğaldı ve çok iyi tanıtılmıştı okuyucuya. Cümleleriyle, betimlemeleriyle her bir karakter okuyucunun kafasında rahatça ete kemiğe bürünebiliyordu. Kötü karakter o kadar ince düşünülerek yaratılmış ki hiçbir yerde bu kadar da olmaz dedirtmiyordu size. Her söylem, her eylem son derece insani ama son derece de kötüydü. Yani sınır biraz aşılsa tüm inandırıcılığını kaybedebilirdi karakter ve hikaye ama yazar çok iyi kurmuş bu dengeyi. Über bir kötü adam yaratmış ama aynı zamanda o kötü adamı insana özgü duygularla fazlasıyla donatarak gerçekçi kılmış. Dünya tarihinde bu işi en iyi yapan, yani bir karakterin ruh halini, duygularını en iyi yansıtan, aklını hatta ruhunu okuyan yazar Dostoyevski' ydi tartışmasız. Bu kitapta da Emily Bronthe ana karakteri bir Dostoyevski edasıyla hazırlayıp sunmuş okuyucuya. O kadar ruh çözümlemesine girmemiş elbette ama ana karaktere yaşattıklarıyla, söylettikleriyle okuyucuya fazlasıyla hissettirmiş ana karakterin duygularını.



































