Martin Eden
Jack London (1876 - 1916), kitapları yabancı dillere en çok çevrilmiş Amerikalı yazarlardan biridir.ABDnin hemen her yerini gezdi. İktisadi bunalımın doğurduğu güç koşullarla karşı karşıya kaldı, bir süre hapis yattı ve 1894te militan bir sosyalist oldu. Martin Edende anlattığı gibi, yazar olabilmek için büyük bir iyimserlik ve enerjiyle çalıştı.Martin Eden, hayatı denizcilikle geçen, 19 - 20 yaşlarında, kenar mahallede yetişen bir gençtir. Tesadüfen, zengin sınıftan bir kızla tanışır, hayata bakışı, hayatı değerlendirmesi tamamen değişir. Bu olay, yaşantısında bir dönüm noktasıdır. O güne kadar olan yaşantısını bir kalemde silip yeni bir ideale doğru koşar. Bu, genç kızı elde etme aşkıdır. Yapacak bir mesleği yoktur, ünlü bir yazar olmak ister. Tek amacı, çok para kazanmaktır. Yazdığı her kelimeyi bile dolar olarak görür. Çevresi hızla daralır, dostları kaybolur, ulaşmak istediği sınıfla arası, okuduğu her kitapla biraz daha açılır. Yazma konusundaki bilgi ve deneyimi arttıkça, zengin sınıfı temsil eden insanların basit, yapmacıklı, ikiyüzlü olduklarını görüp bunalıma girer. Ve olaylar sürprizli bir şekilde devam eder...Önemli Eserleri: Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Yanan Gün Işığı, Deniz Kurdu ve Demir Ökçedir. ****** Martin Eden, otobiyografik niteliği ile, bütün Jack London yapıtları arasında çok özel bir yere sahiptir. Jack Londonın bireyciliğe saldırısı, hiçbir yapıtında Martin Edendeki yetkinliğe ulaşamaz.Martinin coşturucu bir karanlık ve eşsiz bir güçlülükle sürdürdüğü savaşım, insan soyunun aydınlanması uğraşında bir esin kaynağıdır. Ama Martin bir bireycidir ve bu ilk günah ödenecektir. Eşsiz serüvenin sonunda, bireysel başarının doruğunda Martin, aldanmış, amaçsız, yalnız ve umutsuz bir insandır. Burjuva toplumunun sahte değerlerinden, ikiyüzlülüğünden kaçan Martin, o eski, dost Güney Denizlerine sığınacaktır. Ama o, artık Güney Denizlerinin avutup doyurabildiği Martin Eden değildir ve aradığı dinginliği ancak o dost suların altında bulabilecektir.Cem Yayınevi Jack Londonın bu en ünlü yapıtını Kaya Ersoyun Türkçesiyle okuyucularına sunmaktadır. ************ Martin Eden, Jack Londonın başyapıtı sayabileceğimiz ve büyük oranda otobiyografik izler taşıyan unutulmaz romanlarından biridir. Keskin sınıfsal... bilinci, güçlü kalemi ve devrimci sanatıyla Jack London, burjuva gerçekliği karşısında sınıf atlamak isteyen genç bir yazarın düştüğü trajik durumu ustalıkla ve tüm çıplaklığıyla resmeder Martin Edenda. Büyük çabalarla ulaşılan hedefin, yani burjuva yaşamının, anlamsızlığı, sahteliği ve hiçliği karşısında, Martin Eden, kendisini beyaz bir heykel gibi batacağı dipsiz derinliklere bırakır.Büyük anlatıcılar kuşağının son üyelerinden biridir Jack London,1916 yılında öldüğünde, zamanının ve tüm zamanların en büyük yazarları arasında çoktan yerini almıştı. ************ Cem Yayınevi, ünlü yazar Jack Londonun (1876-1916) tüm dünyada olduğu gibi Türkiyede de olağanüstü ilgiyle karşılanan eserlerini okurlarına toplu olarak sunuyor. Jack Londonun roman, öykü, deneme ve anı kitapla-rından oluşan bu toplamda, onun en seçkin eserlerini bula-bileceksiniz. Jack London Toplu Eserlerinde tüm kitaplar, ilk basımlarının özgün biçimine sadık kalınarak eksiksiz çevrilmiş ve Kadir Kıvılcımlı tarafından dipnotlarla zengin-leştirilerek yayına hazırlanmıştır. ************ Kendisi için ise güzelliğe hizmet etmesinin sevinci, onun için yeterli bir ücretti. Ve Ruth u güzellikten çok seviyordu. Dünyadaki en iyi şeyin aşk olduğunu düşünüyordu. Onun içindeki devrimin itici gücü aşk olmuştu; onu kaba bir denizciden bir öğrenciye ve bir sanatçıya dönüştürmüştü. Bu nedenle ona göre bu üçünden en iyisi en büyüğü, öğrenmekten ve sanatkarlıktan daha büyük olan aşktı. Şimdiden, anlamıştı ki kendi beyni, Ruthun kardeşlerinin beyinlerinin ya da babasının beyninin ötesine ulaştığı gibi, Ruthunkini de geçmişti. Onun bir yıl kadarlık kendi kendine çalışması ve donanımı, dünya, sanat ve yaşam konularında ona Ruthun sahip olmayı hiçbir zaman umut etmeyeceği bir ustalık vermişti. Bütün bunları kavramıştı, ama bu Rutha olan aşkını etkilemedi; ne de Ruthun ona olan aşkı bunan etkilendi. Aşk fazlasıyla güzel ve soyluydu ve Martin aşkı eleştiriyle kirletmeyecek kadar sadıktı. ************ Martin Eden Jack Londonın hayatından belirgin izdüşümler taşıyan özyaşamsal bir roman. Hayalleri kadar iradesi de güçlü bir genç, sosyal statüsünü değiştirmek için giriştiği yazar olma mücadelesini kazanır. Ancak geldiği yer yeni bir sosyal dünya olduğu kadar büyük bir boşluğun kıyısıdır da. Okur, Martin Edenin kimliğinde ve mücadelesinde yerleşik düzenin kalıplarına uymayan toplumdışı insanı olduğu kadar yazar Jack Londonın hayal kırıklıklarını, ruhsal çalkantılarını, edebiyata yüklediği anlamve işlevleri, ama en başta çelişkilerini bulur.Martin Eden: Boşluğa tırmanış. ******
Baskılar20
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (504)3 günde şipşak bitirdiğim martin eden analizimle karşınızdayım. Baştan uyarıyorum ağır spoiler içerir. Sonra ay ben okumadıydım okuycaktım niye anlattın filan demeyin. Başlıyom. Jack london 2 farklı martin eden'la karşımıza çıkıyor bu kitapta. İlki fakir ama gururlu,ümitli, çalışkan, amacı için her şeyi yapabilecek damarındaki kan deli akan martin. Aşkı için seviye üstü seviye atlar ancak bireyciliği yüzünden gerçek aşkın manevi aşk olduğunu anlayamazjahdhshdhd(der burdan mevlanaya bağlarım😂) kitabın bu kısmında martine başta sempati duyuyosunuz kendini geliştirdikçe azmine hayran kalıyosun ah o ruth ben olsaydım uğruna kendini prof yaptı be adam diyosunuz. Ama adam doymuyo abi. Bilgilendikçe ukelalaşıyo. Ben herşeyi biliyom siz kimsiniz küçük bok böcekleri diyo. Ben o evreden sonra martine uyuz olmaya başladım şahsen. Zaten ukela dümbeleklerini oldum olası sevmem. Önceden elifi görse mertek sanır martin gidiyo yerine öfff bunlar da hiçbişe bilmiyo yha.s.s diyen felsefeci martin abimiz geliyo. Ben o evrede ruth olsam elli kere bırakmıştım martini aşırı uyuzdu çünkü. Ruth o ara buna aşığım filan diyerek dayanıyo ama aslında ruth buna aşık değil. Martinin boynunu kaslarını seviyo ruth. Kitapta bu özellikle vurgulanmış. Belirtmek isterim. Neyse martin acılar içinde kıvranırken herkesin ona seni pis fakir git burdan serseri git bi iş bul ekmek paranı kazan demesiyle martin tabi ki keçi inadıyla aç da kalırım ama yazımı da yazarım ulen diyerek yoluna devam ediyo. Ruth diyo ki martin bak evlenecez. Çoluğumuz çocuğumuz olacak. Git eve ekmek getir. Ben burjuva kızıyım manikürüm pedikürüm var diyo ama dinletemiyo. Martin yazacam da yazacam. Zabahlara kadar yazıyo. Kimse bunu iplemiyo o aralar. Dostu yok kimsesi yok zavallı martinin. Taa ki kitapta en sevdiğim karakter brissenden sahnelere çıkana dek. Bu da bi çeşit ukela dümbeleği ama martin gibi sonradan görme değil. Konjenital. Doğuştan olması bununkini bi tık sempatik kılarken bu iki kafadar felsefe üstüne felsefe yapıyolar. Anam niçeler kantlar adını bile bilmediğim birsürü felsefeci herifi geçiyolar. İşte bizim brissendenı bulunca martin iyice kafayı sıyırıyo abi bunlar ne ya ben az bilmişim bunların yanında diyip kendini burjuva ve köle toplumdan iyice soyutluyo kendini hiçbiyere ait hissedemiyo. Ruth desen hala manikürüm pedikürüm. Martin aslında biliyo bu ruthdan bi nane olmicanı ama. Yine de dayanamıyo işte burjuvazi kızı ya. Martinin de gözü piremses diye onda. ( bi lizzieyi beğendiremedik martin beyimize) neyse bu martin en sonunda dibi görüyo. Brissendencım da hakkın rahmetine kavuşunca, millet da ayy fakir diye bunun kıçına tekmeyi vurunca ( ruth da başlayacam boynuna da kasına da eeh diyip o da naşlıyo) türk filmi edasıyla martine heryerden paralar yağmaya başlıyo. İnfiluunsır gibi gökten zembille para inip martin ünlü olunca herkes martinin köpeği oluyo tabi hemen. Neyse martin bir zamanlar hor gördüğünüz fakir ama gururlu genç var ya o bendim diyip kimseden intikam almıyo paraları saçıyo. Okey saç. Ama insan para saçarken biraz mutlu olur. Yok. Bu felsefeyle kafayı bozduğu için hayatın anlamını falan sorguluyo. Bu paraları ben napcem aşk yok meşk yok arkadaş yok aile yok diye diye depresyona giriyo. Ama major depresyon. Aklımda sürekli martine bi ssrı başlasak böyle olmazdı diye geçiyo. Ama o zamanlar freud filan yok psikiyatri yerlerde. Diyom şansına küs martin. Kaderinde ölmek varmış. Neyse martin major depresyonun pençelerinde sürekli ulan ben bunları fakirken yazdım allahsızlar şimdi mi kıymete bindi diye diye suisidal düşünceleri iyice yerleşiyo. Ruth geri dönüyo köpeğin oliyim martin beni al anama babama sırtımı dönerim diyo ama martin yer mi. Martin hayattan vazgeçmiş bikere. En son hayata gözlerini karanlık sularda yumarken siz de bi kendinizi sorguluyosunuz ulan para var meşk yok neyleyim böyle dünyayı martin haklı be diyerek. Martin Eden akıllarımızda ve kalplerimizde yer edinmeyi böylece başarıyo arkadaşlar. Velhasılı kelam Martini nasıl bilirdiniz? İyi bilirdik. Jack london çok kral adammışsın. Bak samimi söylüyom. Bu arada kitapta alt sınıf konuşma tarzını böyle yapıyom ediyom diye çevirdikleri için bu analizi böyle yazmaya karar verdim. Umarım beğenmişsinizdir. Kanalıma abone olmayı unutmayın. Tişikirlerr tişikirler.
Muhteşem bir kitabın sonuna gelmenin huzurlu tatmini ve hüznü içerisindeyim 🙏 Azmiyle, hayata bakış açısıyla, insanlara yaklaşımıyla, edebiyata sevdalanması - bu yolda, bu uğurda hoyratça harcanması ve sonra sıkıca sarılıp sarmalanması süreçlerindeki tavır ve tarzıyla büyük bir iz bırakarak bir Martin Eden geçti edebiyat dünyasından. Kitabın çevirmeni Levent Cinemre bence kocaman bir alkışı hak ediyor. Kitabın sonuna eklediği notlarla kitabın yazıldığı dönemi, Jack London'ın kimlerden, nelerden etkilendiğini ve hayatına dair detayları, Martin Eden - Jack London benzerliklerini ve daha birçok önemli bilgi ve detayı okuma ve öğrenme şansı sunmuş biz okurlara 🙏 Sayesinde çok daha verimli ve anlayarak okudum. Bazı notlarda çeviri şiirlerini okumak da inanın apayrı bir keyif katıyor kitabın genel havasına. Işçi sınıfı bir aileden gelen denizci Martin Eden'ın aristokrat sınıfa mensup Ruth'a tutulmasıyla aynı dili konuşabilmek, ortak noktalarda buluşabilmek adına edebiyata, bilgiye ve öğrenmeye kendini adamasıyla başlıyor hikaye. Yarı otobiyografik denebilecek bir roman çünkü Jack London'ın yaşamındaki detayları Martin Eden'ın hikayesinde görüyoruz. Martin Eden içinde edebiyatın, yazarların, siyasi-edebi-felsefi fikirlerin, sosyal sınıf ve hayat farklarının, edebiyat kulislerinin, dergilerin-gazetelerin iç yüzlerinin, insanların başarıya karşı sahte samimiyetlerinin, insan-karakter tahlillerinin, aşk ve sadakatin, dostluğun ve hüsranın ve daha birçok eklenebilecek duygu, durum ve olayın barındığı muhteşem bir eser. Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap listesinden... * Jack London'ın yıllar önce Beyaz Diş romanını okumuştum ama o kitaptaki vahşi hayata dair kaleme alınmış bazı bölümler bana ağır gelmişti çünkü normalde belgesellerde de vahşi doğa vs konulu bölümleri asla izleyemem. Beyaz Diş tecrübemden sonra da bir daha Jack London okumayı düşünmemiştim. Ta ki 1001 Kitap listesini tekrar okuma planıma dahil edene kadar. Martin Eden bir başka, gerçekten bambaşka 💕 https://www.instagram.com/p/B5K14PWAL2B/
Martin Eden ( 1909 )Jack London'un en otobiyografik romanıdır. Gençliğinde eğitim ve edebi şöhret için verdiği mücadeleyi ve orta yaş döneminde başarının büyüsünden kurtuluşunu anlatır. Karanlıkta kalmışlıktan yükselişini mitleştirir ve kırk yaşındaki vakitsiz ölümünü önceden haber verir. Andrew Sinclair'in Sonsözünden Jack London en sevdiğim yazarların başında gelir. Her kitabını sevdiğim gibi Martin Eden'i de çok keyif alarak okudum. Yazarı çok sevdiğim için hakkında yazılan bir çok yazıyıda okudum. Romanı okurken hakkında okuduklarımla büyük benzerlikler olduğunu bende farkettim. Martin Eden bence kitap severlerin kütüphanesinde gereken romanlardan bir tanesi. Ve yine Martin Eden unutulmaz roman karakterlerinden birisi...
Bugüne kadar okumadığım için ciddi derecede kendime veryansın ettim. İlmik ilmik işlemiş kitabi. Kusursuz. Kitap tıpkı azgın bir nehir gibi taşları misali beni önüne kattı. Sonrasında durağan bir göl halini aldı. Bu durağanlık kesinlikle olumsuz bir eleştiri değil. Aksine kitabin doğasına uygun bir evrim süreci. Ve de en nihayetinde nehir okyanusla buluştu tıpkı Martin Eden gibi ! Bu senaryoyu daha önce onlarca kez okudum , izledim, dinledim , bizatihi tecrübe edindim ama hiçbirisi bu kadar içten olmadı. Sanırım bu senaryoların kökeni bu kitap. Ne acıdır değil mi paraya endeksli mutluluk ? Parasız bir "hiç" olmak. Parayla gelen saygınlık , insanlık olmaz olsun. Ama hayat o zaman da böyleydi simdi de boyle. Hepimiz paranın , pulun kölesi haline geldik. Gerçek huzuru ceplerin doluluğuyla tanımladık. Ama birçoğumuz da yine tıpkı Martin Eden gibi en olmadık yerde , tam yikilmisken , tam dipteyken ve sevgimizi lanet rakamlar üzerinden değerlendiren sevgi katilleri tarafından terk edilmişken ( eş , iş , her turlu arkadaşlar ) ayağa kalkmayi başardık ; onca zaman kovaladigimiz şansın yakamiza yapışmasına seyirci kaldık. Ama ne biz eski biz olabildik ne de o sans kovaladigimiz kadar değerliydi artık. Çok güzel bir sözdür :" İnsan ulaşmadığının delisidir, ulaştığının nankörü. " Kesinlikle Eden de ulaşamadığının derdinden deliye dönmüş gibi oldu ama asla ve asla ulaşınca nankör olmadı. O hep Martin Eden olarak kaldı. Sadece o değişmedi. Ve en nihayetinde bu saçma düzene , bu yalancı düzene ; bu paranın egemenliğine başkaldırı niteliğinde kararı alacak kudrette olduğunu bizlere gösterdi !
Şoktayım... Kitabı okumaya başladığım andan itibaren şoktayım. Ve hâlâ o şokun içinden çıkamadım. Kendimi duvarlardan duvara atasım, kafamı vurasım geldi. Neydi bu? Ezdi geçti... Beni şok eden sonu değil... Hem de hiç...Kafamı toparladıktan sonra bu denli mükemmel bir kitap için yazacak bir şeyler bulurum herhalde.Kutsal ruhun hep içimde olacak Jack London. Teşekkür ederim.
J.London yaşattı ve öldürdü,onunla guldum ,onunla ağladım...
Bir kitap bence bu kadar güzel yazılır. Martinin keskin zekası, azmi, arzuları, bilgi açlığı, olayları algılayıp değerlendirme şekli beni benden aldı. İdealleri ve aşkı uğruna yaptığı her fedakarlık çoğu zaman gözlerimin dolmasına sebep oldu. Ve o bıkkınlık hali. Ama benim kitabın sonlarına doğru sürekli sarf ettiği bir cümle her defasında beni benden aldı. “kitaplar yazılmıştı" bu cümle aslında her şeyi özetliyordu. Özellikle İş Bankası Kültür Yayınlarının çevirisi ve sonunda yer alan Levent Cinemre'nin sonsöz niteliğinde notu benim daha sonra Jack London'un hayatını araştırıp sonra bir kez daha Martin Eden okumam için ön ayak oldu. Sadece okuyun diyorum...
Bu kitabı okumadım adeta yaşadım.Martin Eden'in umudunu, aşkını, nefretini ve çevresindeki insanların çıkarcı tavırlarına karşı boş vermişliğini insanın içine işlemesini çok güzel başarmış Jack London... Özellikle kitaptaki şu cümle beni benden aldı "Martin'de hep kendi kendine, o sonu gelmeyen soruyu sordu: Neden o zaman doyurmadınız karnımı?" Kitabı bitirince şunu sordum kendime; Jack London sen O musun yoksa O sen mi?
Gayet güzel bir kitap ben çok beğendim. Ama bazı yerleri bayağı yapmacıktı. bence okuyun zamanınızın karşılığını veriyor.
Martin Eden için "bireyin ölümünün romanı" diyebiliriz. Bu romanı okuduğunuzda Martin Eden mi Jack London'ı anlatmış, yoksa Jack London mı Martin Eden'i yazmış diye düşünceye dalabilirsiniz. Maddi ve manevi olarak yükselmeyi bir araç değil de bir amaç olarak kullanmamayı da öğrenmiş olursunuz. Dünyanın kaba adamlarından Jack London yazar olabilmek için üstün bir çaba harcarsa ve kitaplar eliyle yontulursa böyle bir roman yazabilecek bir yetenek çıkar ortaya. Boşverin bu kitabın içeriğini filan da, odunu bile eşsiz sanata dönüştüren sanatçıyı aramaya bakın. Ne olursanız olun, iyi bir sanatçının elinde yontulursanız büyük bir eser olarak ortaya çıkarsınız. Bu durumda sizin eseriniz kim bilir nasıl olur! Tabi, Martin Eden'i yontan sanatçının veya sanatçıların amacını anlayamazsanız siz de yontulmanın sonunda yontulmadan önceki yokluktan yontulduktan sonraki hiçliğe yuvarlanmanız da kaçınılmaz olacağını da asla unutmayın.
Kesinlikle bir başyapıt.Bu kadar gerçekçi olabilirdi.Bu kitaptan çıkırılacak çok ders var.Benim tavsiyem güzel bir yayın evinden okunması.Ben İthakiden okudum.Fena değildi
En sevdiğim kitaplar içinde rahatlıkla ilk 3'e girer diyebilirim. Nedeni belki Martin Eden'ın bazı yönlerini kendime benzetmem, belki verdiği mesajlardan etkilenmemdir ama kesinlikle bu kitabı çok seviyor ve herkese öneriyorum.
bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen ve üzerimde en çok iz bırakan kitaplardan biri olmuştur. http://herkitapayribirdunyadir.blogspot.com.tr/2015/09/sevdigim-klasikler.html
En alttan başlayıp merkezin tam ortasına gelen , azmin ve gücün göstergesi olan bir herifin öyküsü pardon kimsenin öyküsü **NOT** : KUMSAATİ YAYINLARI 'ndan almayın kesinlikle önermem. **SPOİLER** Ruth kitabın başlarında benim hayranlığımı kazanmıştın , keşke burjuvazinin ölçütlerini sevdiğin kadar Martin Eden'i sevseydin . Kitabın sonuna yaklaşık Marti' nin kapısını çaldığında yüzsüzlüğünle birlikte yalancılığınıda getirmeyeseydin . Arthur ' un orada oldugunu öğrendiğim anda gözümde ''iş bitmiştir'' yazısı belirdi .Aah ah ....
Kitabın en güzel bölümü Brissenden'in dahil olduğu yerler bence. Brissenden Martin için bir uyanış aslında. Hayalini kurduğu şeyin getireceği sahte samimiyeti anlattı Brissenden ona, kendi tecrübeleriyle uyandırmaya çalıştı onu. Ve uyandırdı da. Göklere çıkardığı insanların ucuzluğunu gördü. Başta da sevdiği kadının. Çok güzel bir kitap mutlaka okunmalı.
“Ruth kendi ufkuyla sınırlıydı,fakat sınırlı zihinler sadece başkalarındaki sınırlamaları görürler.”
Etkileyici bir otobiyografik eser. Evet ben kesinlikle otobiyografi kabul ediyorum zira bu kadar dolu dolu yaşanmışlıktan sonra Martin Eden'i ayrı bir kitap karakteri olarak görmem mümkün değil. Jack London belki de Martin karakteriyle kendine dışarıdan bakarak çok daha geniş bir gözlem olanağı yakalamıştır. Toplumsalcılık ve sosyalizme karşı bireycilik ve kapitalizmin bitmek bilmeyen çatışması romanın önemli bir kısmını oluşturuyor. Ayrıca yabancılaşma olgusunun adım adım gelişimi de yazar açısından hüzünlüyse de edebi açıdan nefis. Ama en çok da o yazma tutkusu insanı çarpıyor. Böyle bir tutkuya sahip olmak, tüm bu mücadeleye hatta sonunda varılan hayal kırıklığına bile değer gibi geliyor.
Ah martin..ne güzel ne yüce gönüllü bir insansın sen.. okuduğum en iyi klasiklerdendi çok etkiledi beni..
Jack London'ın büyük ihtimalle kendini anlattığı en iyi eseri.
"sen mükemmel bir rezaletsin martin, biliyorum, öylesin."
Hayatın gerçekyüzünün eserdeki anlatılışından daha doruk noktası olamaz. Fesatlık,burjuva,kentsoyluluk ve insanların kültür dedikleri, kendilerine her insanda olması gereken davranışların varlığına inandırdıkları , ve bu tarzdaki inancın ne denli yanlış olduğunu anlatan, burjuvanın teorik olarak hayata bakış tarzıyla, işçi sınıfının düşe kalka öğrendiği hayatın doğruluğu. Hiçbirşeyi olmayan bir insanın kendi sınıfından başka hiçbir seveni olmamasıyla , herşeye kavuşan işçi sınıfı olan bir insanın , hiçbirşeyi yokken de kendisine davranılanın tamamiyle tersine giden insanların yapmacıklıkları, ikiyüzlülüklerini ortaya koyan bir eser...
Belki şimdi sınıf farkı bu kadar anlam ifade etmiyor küreselleşme nedeniyle yalnız o zamanlar daha belirgin olan bu fark üzerine işlenmiş roman tadından yenmez.Bulabildiğiniz en kalın cildini okumaya çalışın. Konusu;denizci olan işçi sınıfından bir gencin (Martin Eden) yazar olma sevdasıdır. Çaba bile değil bu bir aşktır. Ruth adlı bir kızı ölesiye sever. Bir yandan yazar olmaya çalışır bir yandan Ruth'u elde etmeye çalışır. Oldu mu olacak mı cidden istediğini yapcak mı? Olursa ne değişecek olmazsa Martin ne yapacak derken koca itap bitiyor. İçeriğini, okuyacak olan arkadaşlar için anlatıp beddua almak istemem yalnız kesinlikle okumanız gerekir ve kesinlikle zevk alacağınız, sizde iz bırakacak bir kitap olacaktır. Sizi temin ederim. Bu arada Jack London neden intihar etmiştir açıkça bellidir. Bir nevi Martin Eden ile özdeşleştirerek kendisini anlatmıştır.






























