Bab-ı Esrar
Ahmet Ümitın son romanı, Bab-ı Esrar...Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için... Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti...Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile MevlânâBab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için...
Baskılar2
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (817)Okuduğum en kötü Ahmet Ümit kitabı. Adeta ısmarlama yazılmış gibi. Son derece zayıf bir kurgu, kötü bir gizemli atmosfer yaratma çabası ,kartondan karakterler ve aralara serpiştirilmiş Mevlevilik bilgileri.
2009 yaz tatili.. Ergenliğe girişim.. Ailecek güzel bir otele tatile gitmiştik. Bense ergenliğe girişimle beraber depresif ve mutsuz moddaydım. Annemin çantasında bulduğum Bab-ı ESrar kitabı hayatım için dönüm noktası oldu. Romanı tatil boyunca eliöden bırakmadım ve 5 günlük tatilde bitirdim. O zamandan sonra kitap okuma alışkanlığı kazandım. Kitap okumaktan zevk almaya başladım. Benim için yeri çok ayrıdır bu kitabın. Bu sebeple 10/10!
Size de olur mu bilmem ama ben ara ara okuduğum kitaplardaki daha doğrusu beni etkileyen kitaplardaki yerleri ziyaret etmek isterim. Bu ziyaret isteği Balzac'ın Vadideki Zambak ismindeki kitabında olmuştu mesela. Yanlış değilsem kitabın bir yerinde bir nehir ve köprü vardı. O köprüde aşıklar intihar ediyordu. O nehire ve köprüye çok gitmek istemiştim. www.okunmuskutuphane.blogspot.com Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı ile Vadideki Zambak'ın ne alakası var diyebilirsiniz. Alakası yok tabi. Haklısınız. Ama belki bir yönden bu iki kitap benim içimde alakalı. İki kitapta da hikayenin geçtiği yerleri görmek istedim. Tam bunu derken Bab-ı Esrar'a bir baktım. Ne göreyim. Kitap tamamen Konya'da geçiyor ve Allah'ın benim için biçtiği ve şu an hala yaşıyor olduğum ömrümün tamamı Konya'da geçiyor. Bu şimdi nimet değil de ne. Herkes İstanbul'u yazıyor fakat Ahmet Ümit bizim Konya'yı seçmiş. Nam-ı diğer Gonya. Ne kadar heyecanlıyım anlatamam. İçeriğe ayrıca değineceğim ama bir düşünün yahu. Siz! İstanbul ahalisi! Her kitap sizin sokaklarınızda geçecek değil ya! Kitabın baş kahramanı Karen yani Kimya Hanım bizim Konya'nın sokaklarında cinayet kovalıyor! Mevlana Türbesi'ne gidiyor yahu. Benim evden yürüsem 20 dakika çeker. Kimya Hanım! O kaldığın otel var ya. O otelde muhtemelen daha iki saat önce önünden geçtiğim caddenin oralarda bir yerlerde. Yürüdüğün yolları kaç kere arşınladım, baktığın manzarayı kaç kere seyrettim kim bilir. Bu ne kadar değerli bir şey anlıyor musunuz diğer şehirliler! Kısaca Konya dışındaki sevgili vatandaşlarımızı Bab-ı Esrar'ı yaşamaya ve tabi ki Mevlana Hazretlerini ziyarete Konya'ya davet ediyorum. Kısa Konya davetimden sonra Ahmet Ümit'in beni utandırdığını da söylemeden edemiyorum. Yıllardır Konya'da yaşıyorum, Karen'in geçtiği yollardan binlerce kere geçtim ama maalesef Konya'yı ve Mevlana Hazretlerini ve felsefesini tam olarak tanıyamamışım. Bu eksikliğimi en kısa zamanda gidereceğim inşalllah dedikten sonra kitaba geçiyorum. Ahmet Ümit'in ikinci kitabını okudum ve buradaki( http://okunmuskutuphane.blogspot.com/2019/09/beyoglu-rapsodisi-ahmet-umit.html ) incelememde de belirttiğim üzere bu adam kesinlikle polisiye dışındaki türleri denemeli. Kitabın galiba yarısını geçtiğim halde cinayetin adı tam olarak konulmamıştı. Tamam ortada ölüler var fakat cinayetin adı tam olarak konulmamış. Bu durum beni sıktı mı peki? Kesinlikle sıkılmadım. Başkahramanımız Konya'lı bir babanın kızı olan Karen nam-ı diğer Kimya Hanım İngiltere'den çalıştığı sigorta şirketinin Konya'da meydana gelen bir otel yangınını araştırmak üzere sigorta şirketi tarafından doğduğu topraklara yani güzel Konyamıza gelir. Anlayacağınız Kimya Hanım bir sigorta eksperidir. Yangın neden çıkmış, nasıl çıkmış araştırırken ortaya bir cinayet daha çıkar. Aslında bir cinayetten fazlası çıkar. Ahmet Ümit Beyoğlu Rapsodisinde ( http://okunmuskutuphane.blogspot.com/2019/09/beyoglu-rapsodisi-ahmet-umit.html ) yaptığı gibi tarihe dokunmuş yine. Bunu da Mevlana şehri Konya sokaklarında katil araştırırken Şems'in cinayetine de el atmasıyla yapmış. Yazarımız bu irtibatı Kimya Hanım'ın manevi yönünü tetiklemiş ve bu manevi etki ile Karen'i Şems cinayetini araştırmaya da itmiş. Yani anlayacağınız ortada cesetler var. Bu cesetlerden bir tanesi de Şems-i Tebrizi'ye ait. Peki katiller kim? Tüm cesetlerin katilini kitabın sonunda öğreneceğiz ama Şems-i Tebrizi'nin katili tarihi bir faili meçhul olarak kalmış ve galiba kalmaya da devam edecek. Velhasıl yine bir solukta okunabilecek bir Ahmet Ümit romanı Bab-ı Esrar. Kesinlikle hem edebi yönden ve hemde bir Konyalı olmamdan ve kitabın da Konya'yı tarihiyle ve mekanıyla konu edinmesinden mütevellit kesinlikle okunması gereken bir kitap. Şiddetle okumanızı ve Richter ölçeğiyle ölçülemeyecek derecede şiddetli bir şekilde güzel Konyamızı ziyaret etmeniz ve hatta bu kitabı Konya'da yalayıp yutmanız tavsiye olunur. İyi okumalar. Diğer roman incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/search/label/romanlar Ahmet Ümit kitapları incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/search?q=ahmet+%C3%BCmit
Ahmet Ümit yine gizemi, heyecani, soru işaretlerini hiç kaybettirmeden okuyucuyu kitaba bağlamayı başarmış. Okurken duyduğunuz heyecanin eksilmemesi tabiki okur olarak bizleri mutlu ediyor. Bazilari kitabi hiç beğenmemiş, bazıları cok begenmis. Ama ben orta ile begenme arasinda bir yerlerdeyim. Ozellikle , konu itibariyle ; Şems ve Mevlana ile dolu bu kitap oldukça ilgimi çekti. Ozellikle Şems 'e dair bilinmeyenlerle dolu. Acaba boyle biri mi diye düşündürdü beni. Ozellikle bugune kadar Mevlana - Şems-i Tebrizi ikilisinden Mevlana Hazretlerinin surekli on plana atilmasi, Şems 'in arka planda tutulması alisilagelmistir. Ama unutmamak gerekir ki Mevlana'yi Mevlana yapan Şems 'tir. Bu kitapta da diger eserlere nazaran Şems 'in on planda tutulması hatta butun kitabin , yine cozumlenmeyi bekleyen bir denklemin Şems ekseninde çözüm bulmasi oldukca ilgi çekici ve basarili. Ahmet Umit gizemi,gerilimi sever. Ama bu kitapta sanki sonlara dogru tempo kaybedilmiş. Onun disinda zaten bu iki harika insanla harmanlanmis bir kitabin kotu olma olasılığı heleki yazar Ahmet Umit ise zor şey. Yine okuduğum yorumlarda kitabin sıkıcı olduğunu, akici olmadigini görmüştüm ama aksini savunuyorum; oldukca akici bir kitap. Kendini okutturan bir kitap.
Ahmet Ümit'in dili, anlatımı okunmaya değer ama mistik dini olaylar beni sıkıyor. Elif Şafak'ın Aşk kitabından da bu nedenle keyif alamamıştım. Çoğu insan sevecektir ama.
Elif Safak"in "Ask" ini daha once okudugum icin belki de beni cok fazla etkilemedi bu kitap...Tipik Ahmet Umit gerilimi de yoktu icinde...Sems"i baska acidan okumak ilginc gelebilir, tabii bir de cok guzel Konya tasvirleri var... ".... Allah ayni zamanda icimizdedir...., kabaran benligimiz o kutsal parcayi en derin kuyusuna iter...bu parcayi fark ederek aramaya baslayana "asik" denir. Aramanin kendisine "Ask".Lakin arayis tek basina olmaz, bize bir ogretmen yani "masuk" gerekir. Cunku kimse o sevda koprusunden tek basina gecemez, ama bir kez gectimi masuka da ihtiyac kalmaz. Asik ta, masuk ta, seven de, sevilen de tek kisi olur.Tipki Cenab-i Hak gibi..."
Mevlana-Şems furyasından bir kitap daha, neyse ki Ahmet Ümit yazmış. 2005-2015 arasında bu tarz kitaplardan çok fazla çıkınca Ahmet Ümit de kendini durduramamış herhalde. Daha iyi işler çıkarabilirdi Ahmet Ümit, vasat bir kitap.
Efsane bir kitap her kitapta olduğu gibi abartılara yer verilmiş olsa da insanı çekiyor
Olay örgüsü güzel fakat bazı bağlantılar çok güçlü değil. Konular kesik kesik ilerliyor. Anlatım tarzı oldukça akıcı ve sürükleyici. Bu yüzden okunabilecek bir kitap. Yazarı tebrik ederim ama klasik olabilecek bir kitap değil.
bazı yerlerde hayal ve gerçek geçişleri sıktı ama kendini okutan bir kitap....cep boyu var bende, sonlara doğru bir yerde "güneydoğudaki savaş" ibaresiyle geçen bir anlatım vardı hoşuma gitmedi, çünkü savaş 2 devlet arasında olur bizim ülkemizin doğu ve güneydoğusunda olan şey terördür, Ahmet Ümit'in kullandığı bu benzetmeyi sevmedim sadece....konunun da bununla ilgisi yok yalnız onu da belirteyim sadece kişilerin arasında geçen konuşmanın bir parçasıydı...bunun dışında zaten severim Ahmet Ümit'in kalemini severek okudum o yüzden.....
Konya'da bir yangın hasarı,sigortacı kadın ve hasarda şüpheli bir durum var..Tüm bu karışıklığın içinde ise gizemli bir cinayet ve insan üstü güçlerin ruhunu sarsması..Bir Ahmet Ümit klasiği ve yine heyecan dolu..Mevlana,Sems-i Tebrizi hakkında da bazı bilgiler edinmek için bir yol arkadaşı. Ahmet Ümit'in kalemini bu kitap sayesinde sevmeye başladım bu yüzden benim için yeri ayrıdır. :)
gizemli dokusu beni çok etkiledi.. ruhuma iyi geldi ..kesinlikle tavsiye ederim
Bünyesinde mistik ögeler barındıran, Mevlana'yı ve Şems'i, ilahi aşkı, o dönem yaşayış ve düşünüş tarzını anlamamızı sağlayan etkileyici,sürükleyici bir roman.
Polisi bir kitaptan aranılan heyecanı sunmuyor. Ayrıca Şems ve Mevlana ilişkisi, yaşananlar daha çok işlenerek ve bu işlenen olaylar, olay zamanına yansıtılarak daha etkileyici ve kendine bağlayıcı bir kitap yaratılabilirdi. O yüzden 77 gün sürdü sanırım.
Sonu beni şaşırtmadı. üstelik tasavvufla ilgili uçuk bilgiler var. Ahmet Ümit okuyacaksam diğer kitaplarını tercih ederim.
Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı çok beğendim tadı damağımda kaldı. Kurgusu, mistik anlatımı müthişti. Tavsiye ederim.
Gizem , aşk ve polisiye bir arada Yine yanıltmadı Ahmet Ümit. Okuyucuyu hem tarihi bilgi sahibi eder, hem de gizem, aşk ve gerilim dolu olayların içinde kaybeder. Büyük beğeniyle ve zevkle okunacak OKUNASI bir roman. Tavsiye ederim...
Ahmet Ümit'in klasikleşen polisiye romanı tadı verilmiş olsa da daha çok Mevlana Şems anlatılmış. Elif Şafak /Aşk kitabından sonra üstüne iyi bir pekiştirme oldu. Mevleviliği iyi bilenler için basit bilmeyenler için ilgi çekici ama her iki taraf içinde akıcı bir anlatım. Kitapta sevdiğim taraf, böyle tarihi, manevi ve Mevlevi bir konuda okuyucuyu kesin bir sonuca yönlendirmeden yüzeysel bir anlatımla araştırmaya sevk ediyor olması. Özellikle Kimya Hatunla ve bilinen Şems’in dışında burada daha insani olan karakteri ile ilgili kafamda birçok soru işareti oluştu. Kitaptan Altını çizdiklerim: - "çoğu zaman mesele, tanrı'nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı, alimler bilimi görür, cahiller mucizeyi." - "sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir? senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki?" - "birini sevmek onu kültürüyle birlikte sevmek derdi annem." - "cahillik engelinden atlayamayan, bilgi yükünü taşıyamaz." - "çünkü insana duyulan aşk da, Allah'a duyulan aşkın bir suretidir. o aşkın sureti bile o kadar güçlüdür ki, kişinin aklını başından alır." Kitabın en sevdiğim ve bu kitabı okumak için başlı başına bir neden olduğunu düşündüğüm kısmı ise annesinin, Karen'e söylediği şu sözlerdi; "ama şu an yaşadığımız dünya gerçek; sadece zenginlikler değil, yoksulluklar da gerçek. açlıktan ölen çocuklar gerçek, hastalıklar gerçek, savaşlar gerçek, giderek daha mutsuz olan insanlık gerçek. yeryüzünün her sabahında insanlar gözlerini böyle bir hayata açarken, bunca acımasızlık, bunca yoksulluk, bunca umutsuzluk varken, perdenin öteki tarafındaki cenneti düşünerek yaşamayı ben kendime yediremiyorum karen. Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. ben iyiliği, sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum; kötülükten kaçınmayı, kötü olmadığım için yapmayı istiyorum. iyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırmasından korktuğumdan değil. iyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. iyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber doğdu, bizimle birlikte yok olacak. önemli olan yaşarken neyi seçtiğin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan. Hem de ölüp gideceğini bile bile. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının farkında olarak. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. benim payıma düşen de buymuş, teşekkürler hayat diyerek. bence yaşamak bu kadar basit, aynı zamanda bu kadar güzel, bu kadar heyecan verici. Bütün mesele sahiden alçak gönüllü olabilmekte."
Polisiye severmişim ben bunu Ahmet ümit'i okuyunca anladım :) okuduğun ilk kitabıydı ve yavaş yavaş diğerlerini de ya ödünç alıyorum ya da satın alıyorum umarım diğerlerini de severim :)
İlahi aşk hakkında düşünmemi sağlayan bir kitap.
Ahmet Ümit, kaleminin ustalığına bu kez mistik bir esrar da katarak sadece polisiye romanlarda başarılı olmadığını da kanıtlamış. Ön planda yarı Amerikalı yarı Türk olan bir sigorta ekspertizinin Konya'daki bir otel yangınının aslını soruşturması işlenirken geri planda ise kendilerini küçük yaşta terk eden Mevlevi babası ile iç hesaplaşması Şems-i Tebrizi'nin rehberlerliğinde işlenmiş. Şems ile Mevlana'nın yüce dostluklarının Elif Şafak'ın Aşk romanında işlenişine bayıldığımı düşünürken bu romanla birlikte Mevleviliğe ve Şems ile Mevlana'ya asıl şimdi bir kez daha vuruldum. Bence Aşk romanını oldukça gölgede bırakan bir romandı Bab-ı esrar. Romanın açıklamasında Şems'in öldürürülmesine ışık tutan bir eser olarak izah ediliyor olsa da bence bundan çok daha ötesiydi. Mevlevilikteki aşk kavramı, Şems ile Mevlana'nın dostluklarının özü ve her iki şahsiyetin kişiliklerini daha iyi kavramayı sağlayan ayrıntılar, pek çok karakter ve romanın bence ikincil kahramanı Karen Kimya'nın yaşadığı rüya/halüsinasyon/doğa üstü anlar aracılığı ile çok güzel resmedilmişti. Romanın büyük bir kısmını boğazım düğüm düğüm, yüreğim kabından taşarcasına coşku dolu olarak okudum. Şiddetle tavsiye ederim.












