Dublörün Dilemması
... Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir. İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar... Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum! [Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır.] Gerçi zamanla esnekleştim. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükunet olduğunu anladım galiba. Tamam, zenginlere merhamet duyacak kadar güçlü değilim hâlâ, fakat sayıların artışındaki boşunalığın eşiğini görebiliyorum. İbrahim Kurban'dan öğrendiğim kadarıyla, yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir şeye yaramıyor: Aptallığı, beceriksizliği, acizliği, yalnızlığı kamufle ediyorlar... Ayrıca, yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir: Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz...
Baskılar1
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (845)Sırasıyla anlatıcı rolüne geçen renkli karakterleri, kıvrak yazım dili ve gayet yaratıcı sıfat ve betimlemeleriyle başarılı ve eğlenceli bir postmodern roman örneği. Gerek doğru düzgün dikiş tutturamayan karakterleri gerekse girdap misali kurgusuyla Oğuz Atay, İhsan Oktay Anar ve Alper Canıgüz başta olmak üzere bolca Afili Filintalar tadı barındırıyor. Ayrıca yazarın birikimi gerçekten göz dolduruyor. Sadece anılan isimler bile başlı başına bir genel kültür geçidi.
Eğlenceli bir o kadar da ironik bir kitap. İroni kahraman isimleri ile başlıyor. Okurken sıkılmayacağınız bir kitaptır.
absürt güzel yerleri var fakat tarzım değil
Yoğun tempodan dolayı biraz geç bitsede aklım hep bir sonraki sayfadaydı. Kurgusu, dili ve konusu ile fark yaratmış Murat Menteş. Keyifli zaman geçirmek istiyorsanız okumanızı tavsiye ediyorum...
Absürd komedi kavramını duydunuz mu, veya ne kadar içli dışlısınız? Aslına bakarsanız bu eser çok absürd komedi kategorisine giriyor denemez ama bence izleri gayet mevcut.İlk defa Murat Menteş'in kitabını okudum şiddetli tavsiyeler üzerine.Kitapta ilk izlenim olarak kafadan anlatım tarzının farklılığı var ; hani böyle sanki çok ciddi bir şey söyleyecekmiş gibi ama birden bir bakıyorsun adam zırvalıyor şuan benim yaptığım gibi hehe.Çok kitap okudum diyemem ama kitap okurken kahkaha attığım hiç olmamıştı Japon Light novelleri dışında.Okurken yüzünüzde devamlı bir tebessüm bırakacak, yer yer bir o kadar da sarmalayacak sürükleyici garip mafyavari bilim kurgu daha bilmem ne kadar faktörü çarpıp ard arda sıralayıp karekökünü alın aha bu kitap için atfedin.Overrated olabilir ama Leyla da Mecnun'un abarttığı kadar güzel bir kız değildi, anladınız siz onu.
Marjinal görünme kaygısıyla lafı gereksiz dolandıran, konudan durmadan sapan, anlamsız muhabbetlere dalan dili aşırı yorucu bir kitaptı. bu nedenle ilginç kurgusuna odaklanmak zor oldu. bir şey katmasa da yine de eğlenceli sayılırdı. ama bu yazarı bir daha okumayı düşünmüyorum.
Olay örgüsü çok iyiydi ve her şey birbirine çok iyi bağlanmıştı ve bence karakter isimleri çok iyiydi,karakterlerin mukemmel olmayışı da güzeldi.
Asgari bir zekaya ve yine aynı ölçüde bir kitap okuma alışkanlığınız varsa kitabın öyle hayatın sırrını veren yada bazı satıları okuduğunuzda İngiliz Premier Lig seyircilerinin müthiş bir şuttan sonra çıkarttırdığı o uğultulu şaşkınlık ve heycan belirtisini göstereceğiniz bir kitap değil. Bunu bilmeniz lazım. Bunun yanında tek düze bir okuma alışkanlığınız varsa, ülkemizde böyle şeyler, bu biçimde romanlarda yazılıyormuş, bazı kesimlerce de "pek beğeniliyormuş." Diyeceğiniz bir tarz kitaptır kendisi. Daha iyi bir seçimin varsa onu seç derim.
Hayatım boyunca "en sevdiğim" kitap olacak..
yorumlara bakınca diyorum ki ; hacı biz aynı kitabı mı okuduk acaba? adam gayet başarılı bir cümle kurucusu. ve mükemmel bir hayal gücü var. yani heralde bu kitabı beğenmeyenlerle leyla ile mecnunu beğenmeyenler aynı kümedenler. tarzı mucizevi bir yazar. ruhi mücerretten sonra bu kitabı okudum ve bu adamın kafasına girmek istiyorum
Başlarda hiç bir şey anlamadım ama sonradan öyle bir açıldı ki kitap elimden bırakamadım. Özellikle o isimler ve oranlar beni benden aldı. Gayet keyifliydi. Okunası..
Tek eleştireceğim şey "Ben bildiğim her şeyi romanımda bir şekilde yazayım." üslubu.
Murat Menteş, birden farklı kahramanın gözünden olay örgüsünü inceleyen; parlak ve zekice bir planı işleyen; yer yer kelimeleri ve cümleleri ile okuyucuyla oynayan cambaz bir yazar. Eğer film olsaydı bu okuduklarımız çok tanıdık gelirdi eminim ki. Mizahi yanı da güçlü olan yazarımızın bu kadar ünlü olmasına şaşırmıyorum. Çünkü insanlar eğlenceyi hayatlarının temeline alıyor ve bu kitaplar eğlendiriyor. Ve bunu "güldürürken düşündüren" klişesi ile sağlıyor. Bu kötü değil, aksine sevimli. Tabi herkesin sempatisini toplamayabilir. Yazar hakkında asılsız çıkarımlar yaptıktan sonra kitaba gelebiliriz. Kabul etmeliyim ki Ruhi Mücerret'ten daha iyi bir hikayeydi. Bunun sebebi karakterleri daha samimi bulmamdan kaynaklanıyor. -Spoiler- Nuh Tufan'ın Çöplük fikri, İbrahim Kurban'ın saydığı ihtimaller ve Habip Hobo'nun "Bir erkeğin hayatında...." ile başlayan cümleleri. Her bir karakterin bölümünde kendine özgü ve tekrarlı olan şeyler, beni karaktere daha çok bağlıyor. Ruhi Mücerret'te olaylar silsilesi iki ağızdan anlatılırken, Dublörün Dilemması dört ağıza bölünüyor. Bu karakterleri daha fazla tanıma imkanı demek. Karakterlerin kitaplar arasında yolculuk yapması (bknz: Habip Hobo'nun gizliajan olarak Ruhi Mücerret'te görünmesi) ve bol bol genel kültür göndermeleri benim hoşuma giden şeyler. Bazı kimseler bu genel kültür göndermelerinin, okuyucunun gözüne sokulduğunu ve itici olduğunu düşünebilir ama ben bilmediğim şeyleri öğrendiğimi düşünüyorum. (Avunmak) Sonunu beğenmediğim bir kitap oldu. Çok yavandı. Ruhi Mücerret de öyleydi. Bu kadar iddiali yazıp böyle sonlar yazmak hayal kırıklığı resmen. Son satırdaki bilmeceyi çözebilen varsa beni de aydınlatsın. -Spoiler- Genel olarak akıcı olduğu söylense de buna katılamıyorum. Bazı kelimeler, cümleler ve paragraflar okurken beni çok yordu. Ancak tekrar tekrar okuyunca oturtabildim. Filmi çıksın da izleyelim diyorum. Hatta Onur Ünlü yönetse ne güzel olur. Absürt mizahın aksiyonla, felsefeyle harmanlanması işte. Güzel şeyler bunlar.
"Enerjik bir kitle için enerjik bir edebiyat şart" ve "kelimeler nimettir, nimetle oyun olmaz"diyen Murat Menteş Türkiye'de eksikliği hissedilen bir türün boşluğunu dolduruyor.Uzun zamandır (hatta sanırım hiç) okurken altını çizdiğm kelimelerin çoğunlukta olduğu düşündüren bir kitabı okurken bu kadar gülmemiştim komedi film tadında okurken çok eğlendim :) Böyle söylememin en büyük sebeplerinden biri kitap içinde bir çok karakter olduğu halde ve hepsi bu karakterlerin ağzından anlatıldığı halde,sanki aynı kişilerin ağzından çıkıyor gibi,üslupta farklılığa gitmemesi kitapta dağılma söz konusu değil. Kitaptan altını çizdiklerim: - Whitcomb judson fermuarın mucidi. 21 eylül 1922'de öldüğünde chicago'da bütün fermuarlar yarıya indirilmiş. - Abartıyorum: sürrealizm, resim sanatının mayasında var: filler daima daha küçük, pireler ise büyük çiziliyor. - Kimilerinin hayatı öylesine monotondur ki, insan dünyaya ilk kez geldiklerine inanamaz - Bu gülümseme benim sonum olacak. - Hayatının geri kalanını birisiyle geçirmek istediğini anladığın zaman, hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını dilersin. - Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yerde duygulanmak, duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar. - Aşk, kalbi vurduğu kadar mideyi de vuruyor - Bu gazeteler sanki cehennemde çıkarılıp Türkiye'ye postalanıyor. - Sana baktıkça tatlım rus ruletinde kaybetmenin acısı gibi bir acı duyuyorum. - Allah'ın razı olduğu kişiye tufan bile bir sığınaktır. - İnanlar için her çağda bir Nuh'un gemisi vardır. - Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz - Gönül kırıklığı ağır basıyor yine nefrete sıra gelmiyor. - ihlal, daima yasağı solar; bu kuraldır. - Bir sözün doğruluğu ile inandırıcılığı arasında hiçbir bağlantı yoktur. - Bir insanı tam olarak ancak boşandığın zaman tanırsınız. - Aşk hayalin çocuğu, hayalkırıklığının annesidir. - Adımı sana söylemektense kulaklarından kıllar fışkıran bir engizisyon yargıcına, satanist bir şebekenin kara liste fihristini tutan etçil katibe ya da kuduz bir doberman sürüsüne söylerim daha iyi'' der gibi baktı:)
Çok sevilen bir kitaptır ne var ki ben hiç sevmedim. Neden? Çünkü ben ekşici piçim. Hiçbir şeyi beğenmemeye and içmiş bir insanım. En azından bazıları benim için bunları söyledi. Özgün ama gelişimi imkansız gibi duran bir tarzı var. Ne yaparsa yapsın bir süre sonra illa kendisini tekrar eder ki ben bunu henüz kitabın yarısı bitmemişken hissettim. Bakış açısı yer yer çok güzel, ifade ediş tarzı yine yer yer çok hoş olsa da bir yerden sonra bu hoşluk sıkıcı bir hale gelmeye başlıyor. Her şeyi benzetme üzerinden anlatmasından gerçekten çok sıkıldım. Kitap güzel aslında ama o kadar övüldü anlatıldı ki ''bu mu lan peh'' dedirtti bana. Bak şimdi; mesela biri ''bana kitap öner'' dese, çok güzel göğüsleri olmadığı sürece kolay kolay kitap önermem. Okur, anlamaz, gelir ''güzel değilmiş'' der ve ben de Rouqentin misali çatalı gözüne batırmak isterim, ama göğüsleri güzelse çatal ile ilgili fantazim aklım gelmeyeceğinden kitap önerebilirim tabii(Off neyse ki bir şekilde yine göğüslere getirdim konuyu, bir an çok korktum gelmeyecek diye) Yabancı kitabını beğenmemiş bir adam için kitabı anlamamışsın diyebilirsin hatta bana sorarsan demelisin de zaten. Yeni Hayat' ı ya da Tutunamayanları beğenmeyenler için de bunu söyleyebilirsin mesela ama Dublörün Dilemması' nı beğenmeyen için bunu söyleyemezsin. Beğenmemişse sadece beğenmemiştir işte. Kitap zeki bir yazarın elinden çıkmış ama Bukowski okurken ya da Nick Hornby okurken hissedilen ''dumanlı kafayla yazmış abi çok doğal lan'' hissi Murat Menteş' in bu kitabında hissedilmiyor. Her zaman bu hissi hissetmek zorunda değilsin elbette lakin kitap biraz da bu hissi uyandırmak için yazılmış izlenimi uyandırdı bende. Şimdi en büyük eleştirimi yapacağım; Azıcık ona kendimi göstereyim, dur bu eksik kalmasın azıcık da bu tarafa yaranayım, biraz da şundan ekleyeyim kafasıyla yazılmış bir kitap sanki. Bakın ben istesem edebiyat parçalayabilirim, bakın ben solculuktan anlarım, bilimsel bilgilerimi duysanız poponuz tavana vurur, ben sanattan anlarım, derdi bana aşkı da yine bana sorun, din mi dediniz? doğru adrestesiniz, ahh lirik anlatım benim işim... Şimdi ben Murat Menteş azıcık ondan azıcık bundan almış demiyorum kesinlikle. Bir intihal ithamım kesinlikle söz konusu bile olamaz lakin biraz İhsan Oktay, biraz Bukowski, biraz o, biraz bu işte karşınızda özgün tarzıyla bendeniz Murat Menteş... Yemez abi ama aynen devam kitap cidden iyi kitap yine de. Yalnız köşe yazılarını okurken, bu kitabı okuduğum sırada aldığım keyiften çok daha fazlasını alıyorsam ikinci bir kitabını almak yerine hergün Yeni Şafak alırım daha iyi. Edit: Ya şu iyi kurgu mevzusuna da bir gireceğim. Sadece bu kitap için değil zaman zaman benim de yediğim bir halt olmakla birlikte her aksiyon romanına ''çok iyi kurgusu var hocam ya'' deniyor. Nedir iyi kurgu bir anlatın ne olur? Ben kısa bir fıkra ile anlatmaya çalışayım tepkimi; Boğaza 3. köprü için ihale açılmış. Amerikalılar demiş ki; ''biz iki kıtadan köprüyü yapmaya başlarız. Tam ortada en fazla 20 cm bir farkla iki ucu birleştiririz. O fark da zaten fark edilmez.'' Japonlar demiş ki; ''biz de iki kıtadan köprüyü yapmaya başlarız. Tam ortada en fazla 10 cm bir farkla iki ucu birleştiririz. O fark da zaten fark edilmez. Çinliler demiş ki; ''biz de iki kıtadan köprüyü yapmaya başlarız. Sonrasında ortada iki uc birleşti, birleşti; birleşmezse 1 değil 2 köprünüz olur.'' Sadece bu kitap için demiyorum bu tarz pek çok kitapta yazar iki köprüyü ortada birleştirdi diye ''çok iyi kurgu ya'' oluyor. Yok bir de birleştiremeseydi...
BİRŞEYLER KATAN VE DEĞİŞİK DÜŞÜNCELERE SEVK EDEN FARKLI BİR KİTAP.
Kesinlikle güzel bir kurgu, zekice bir anlatım. Olaylar farklı karakterlerin dili ile bölüm bölüm anlatılıyor ve başta okura dağınık gelebilir. Fakat kitabın sonunda tüm olaylar birleşiyor. Murat Menteş benim çok severek okuduğum, okurken keyif aldığım, hayal dünyamı zorlayan ve kelimeleri ustalıkla biraraya getiren yazarlardan biri...
Yazarın anlatım şekli itibarı ile başından sonuna kadar sıkılmadan okuyabileceğiniz bir eser.
Gerçek bir zekanın ürünü.. Sağlam bir kurgu, kendine bağlayan karakterler. Kelimeler nasıl güzel birbirini kovalıyor öyle kitabın içine nüfuz edip kaybolmak istiyor insan. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Murat Menteş'le tanıştığım kitap. Mutlaka okunmalı.
Yine bir Murat Menteş klasiği.Muhteşem!











