Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Zweig bu novellasında bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera’sını seçen Zweig, 1920’li yılların sonlarında Avrupa’nın “kibar" tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.
Baskılar13
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Türkiye İş Bankası Kültü Yayınları

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
türkiye iş bankası kültü yayınları
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (236)stefan zweig okuyun, okutun. . .
Okurken "acıma yetime..." İle başlayan atasözü nedense aklıma geldi, zengin bir kadın önce bir kumarbazı intihar edeceğini düşündüğü için kumardan uzaklaştırmaya çalışıyor daha sonra aşık oluyor ama kitabın sonu klasik Yeşilçam öyküleri gibi olmuyor ama yazar Zweig olduğu için de bu durum şaşırtmıyor...
Zweig okumaktan asla sıkılmam diye düşünüyorum ama yine de bu kitap beni o kadar etkilemez diye düşünüyordum başlarken ama baktım ki neredeyim unutmuşum otobüste okurken durağı kaçırdım dalmışım kitaba, düşündürücü bir kitap, detayları anlatırken çok etkileyiciydi sanki hikaye canlandı okurken.
Kitabın genel yapısı bana satranç kitabını anımsattı. Konusu gerçekten ilgi çekiciydi ve insan bıkmadan sonunu getirmek için sabırsızlanıyor.
Fazla sevemedim :/ İçinde çözemediğim bir şeyler eksikti... Ya da belki sadece; 'Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu' üzerine ne yazılsa yazılsın hoş gelmeyecekti gözüme T-T "...gönül, ruh, duygu, acı diye adlandırdığımız, perişan ve ıstırap veren şeyler; bunların etkisiyle acı içinde kalan bedenin, sarsılmış bir vücudun, bu gibi anlarda üzerine yıldırım düşen bir ağaç gibi öne doğru yıkılmak yerine hâlâ kan pompalamaya devam edişine şaşırıyorum."
Ne zaman bir Zweig kitabı okusam, sonunda "Eee yani?!" diyesim geliyor. Tamam yazdıkları kötü değil ama yani... Benim için hep bi eksik... "Tamam, işte bu olmuş. Her şey yerli yerinde ve ben eksik kalmışım gibi hissetmiyorum." diyebileceğim bir tane vardır umuduyla kitaplarını okumaya devam ediyorum. Bakalım...
Modern kalsiklerden Stefan Zweig, "Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat " kitabı da yazarın daha önce okuduğum bir kaç kitabında olduğu gibi insanın kendi içindeki duyguları, yaşanmışlıkları, pişmanlıklarını, arzularını ve düşüncelerini sorgulaması üzerine kurgulanmış ( veya gerçek yaşamdan alıntı yapılmış bilemiyorum ) kısa bir roman . Daha çok kişinin iç sesinin ön planda olduğu akış çok akıcı olmasa da yine de kendini okutuyor.
http://illekitap.blogspot.com/2018/07/stephen-zweig-bir-kadnn-yasamndan-24.html ~~~*~~~ Yarım bir gerçeğin hiçbir değeri yoktur, her zaman tam olmalıdır. ~~~*~~~ Okuduğum ilk Zweig kitabı olarak tarihe geçebilir. Zaman zaman moder. Klasiklere el atma isteği duyuyor ve sonrasında bundan vazgeçiyordum çünkü klasik denilince akla sıkıcı, oflayıp puflayıp okuyacağımız, akmayan gitmeyen türde kitaplar geliyordu ama Stephen Zweig öyle bir kurgulamış ki kitabı, sonunun nereye varacağını ve ne duygularla biteceğini merak eder hale getiriyordu. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, tam da adı gibi Bayan C'nin yaşamından 24 saati anlatıyor. Bir tatil bölgesinde otelde gelişen olayların sonucunda Bayam C, kendi yaşadığı bir tecrübeyi anlatıyor. Belki de bir çok yazarın yapacağı gibi üç beş sayfada yazmak yerine 90 sayfaya sığdırmıi o 24 saati. Açıkçası o kadar da güzel anlatımı yapılmış ki hayran kaldım. Kitaptaki betimlemeler süperdi. Sanki gözümün önünde yaşanıyormuş gibiydi. Duyguların anlatımı ise... daha iyi olamazdı sanırım. İçten içe bastırılmış arzuların, duyguların itirafı bu kadar erkileyici olabilirdi. Herkesin içerisinde bastırdığı bazı duyguları var ve insanlar bir yerde toplumsal tepkilerden sakınarak sessiz kalıp, kendilerini saklama içgüdüsü hissediyor... bu kitapta bir yerde bir kadının bastırıp, kendisine bile itiraf etmekten korktuğu duygularını, dolu dizgin yaşayıp belki de kendini bulduğu 24 saati anlatıyor... Böyle kitaplarla ilgili söylenecek çok şey vardır ama aynı zamanda söylenecek hiçbir şeyde yoktur. Bu yüzden herkes okuyup kendi deneyimlemeli bence... Dedğim gibi Zweig, ilk defa okudum ve diğer kitaplarına da kesin el atacağım.
Zweig kaliteli bir yazar, bu kitabında da her insanın her yanlışa düşebileceğini irdelemiş. Kadın kahramanımızın bir hatası, bir günlük deliliği ve bir ömür pişmanlığı... Bu kitabı okurken aklıma Senai Demircinin şu söz geldi ' Hiç kimse kendini sınanmadığı günahın masumu sanmasın' gerçekten öyle bir kadının o niyetle başlamasa bile nasıl bir yanlışa düştüğünü ve nasıl her şeyi bir kalemde silip atabileceğini , o delilik halinin fütursuzluğunu çok iyi anlatmış yazar yine de benim favorim bilinmeyen bir kadının mektubu NOT:YAYINEVİ OLARAK ZWEİG KİTAPLARINI EN GÜZEL İŞ BANKASI YAYINLARI BASIYOR KIRMIZI KEDİYİ ÇOK BEĞENMEDİM
Muthis bir yazar Zweig...Kitaplari incecik, ama yazdiklari cok derin... "Satranc"dan sonra okudugum 2. kitabi... Orta yasi gecmis bir kadinin, kimselere anlatamadigi "bir gunu"nu okuyoruz... Genc ve kumara duskun bir gencin hayatini kurtarmakla baslayan 24 saat icinde yasadigi duygusal gelgitleri, beklemedigi bir anda yasadigi kalp carpintilarini okurken, bir kere daha Zweig"in ic dunyasina, dusuncelerinin griftligine hayran kaldim. Okurken, "kitabin basinda nerde iken, sonunda nereye baglandi" demekten alamadim kendimi... Bir kadinin hayatinda, bazen tek bir gun bile ne cok anlam tasir :)
toplumsal değer yargıları, ahlak anlayışı ve hayatın getirdiği süprizlerle hepsinin tepetaklak oluş hikayesi
Stefan Zweig duyguları öyle güzel yansıtıyor ki okurken adeta yaşıyorsunuz aynı duyguları. Zweig kısacık kitapların da insanın hayatında unutulmayacak etkiler bırakıyor. Bir kadının kumarhane de tanıştığı bir adamla yaşadıkları ve yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimi anlatan güzel bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.
Bir solukta okuduğum kitap. Yaşlı bir kadının yıllarca içinde sakladığı bir sırrı adeta bir film havasında bize sunmuş yazar...
olay örgüsü acısından yer yer zweig'ın satrancına benzettiğim harika kitap
Stefan Zweig'in psikolojik çözümlemelerinden birisi daha. Anlatım itibari ile akıcı bir kitap. Zweig ustayı sevenlerin seveceği ve okuyacağı bir kitap.
o dama yardım etmicektin :)
Yazar kitabın kahramanı olan kadının duygularını ve kitapta bahsedilen diğer kişileri ruhsal olarak başarılı bir şekilde çözümlemiş ve anlatmış.Karakterlerin duygu dünyalarına inerek onlarnı daha iyi anlaşılmasını sağlamış. ''Bütün acılar korkaktır.''
Bu kitap ile Stefan zweig kalemine bir kez daha hayran oldum. Novella kitaplarının kesinlikle 1 numaralı yazarı kendisi. Bu kadar kısa bir kitap da bu kadar etkileyici anlatımı yapmak gerçekten de büyük bir meziyet ister. Bir erkek tarafından bir kadının tüm egolarını bir kenara bırakıp erkekler olan bakış açısı, cesareti merhameti kadın bir yazar bile bu kadar naif anlatamaz sanırım. Stefan Zweig, kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar ilgiyi çok iyi ayakta tutuyor. Keşke intihar etmeseydi de daha çok kitap yazsaymış. yazarın tüm kitaplarını alıp okumak istiyorum. Bu yazdıklarımın Stefan Zweig'in ne kadar müthiş bir yazar olduğunu anlatmaya yeteceğini düşünmüyorum. kitap için puanım 10 üzerinden 10 kesinlikle.
Kısacık ve inanılmaz yoğun bir novella. Tekrar okunabilecek güzellikte.
Kısa olmasına rağmen sıkıcıydı bence.
Zweig'ın ikinci kalite yapıtlarından biri.. Öyküde geçen "Size ve kendime söz verdim, tüm gerçeği en doğru şekilde anlatmaya.", "Bunu özellikle vurguluyorum, aksi halde sonradan anlatacaklarımın korkunçluğu anlaşılmaz." türünden sıkça kullanılan ifadelerle olayın başında okurun öyküye ilişkin beklentisi yükseltilmeye çalışılmış, ama duygu çıtası bir hayli yüksek olan günümüz okuru üzerinde, olayın kahramanı olan kadının yaşadıklarının beklenen etkiyi oluşturması çok zor. Yine de incelikli ruh tahlilleri ve elbette Zweig'ın kendine özgü akıcı anlatımı romanı okunur kılan ögeler..
Kitap iki hikayeden oluşuyor. Bir kadının geçen yaşamından 24 saati , kimsenin onun anlamayacağını düşündüğünden dolayı kimseye anlatmamıştır. Bir otelde tanıştı bir bayan ile yaşadığı olaylardan dolayı onu anlayacağını düşünerek ona bahsediyor.. Bastırdığımız duyguların gün yüzüne çıkmasıyla gelen hayal kırıklıklarını ve en yakınlarımızın isteklerini kendimizden parçalar vererek aldığımızın, farkındalığını okuyoruz aslında... Tavsiye ederim:KK200:
Kitabın adından da anlaşıldığı gibi bu eserde 2 öykü bana kapılarını açtı. İlki ikincisine göre daha uzun ve de ayrıntılıydı. İlk öyküde yaşını almış bir kadının orta yaş döneminde hayatını çok etkileyen ve yıllar geçmesine rağmen unutamadığı bir 24 saat var. Yazar erkek olmasına rağmen bir kadının iç dünyasını, toplumdaki yerinden dolayı kaygılarını çok güzel betimlemiş, ruhsal tahlilleri ben çok sevdim, beni etkilemeyi başardı. İkinci öyküde de bir adamın ailesinden kendisini soyutlamasını görüyoruz, ailesinin yaşam tarzı kendisine ağır geliyor ve kendi çocukluğundakiyle kıyaslama içine giriyor ve bu ağır fark kendisini iyice dibe çekiyor. Biraz daha uzun tutulabilirmiş, ben o usançı, bıkkkınlığı daha çok iliklerimde hissedebilirmişim. Bir yüreğin yaşarken nasıl öldüğünü kelimelere dökmüş yazar. Ben beğendim, duygu ağırlıklı, betimlemeleri bol bir kitap.
Bir Yüreğin Ölümü'nü daha çok beğendim.Duyguyu aktarmakta çok başarılıydı.



















