Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Briefeiner Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
Baskılar7
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (332)oldukça güzel bir kitaptı... stefan zweig in her kitabina hayran olan birisiyimm ve bu kitapta mükemmeldi takintili askin geldiği konum beni kendine cektiii yazarın kadın duygularını bu derece guzel ve anlayarak yazması oldukca hosuma gidiyor bi arkadasımın hediyesiydii ona beni bu kitapla tanıstırdıgı icin cok minnettarım takıntılı ask temasını sevenler için mükemmel bir kitappppp
bi yıldız eksik, çünkü hemen bitti :/
Soruyorum sana bundan sonra nasıl yaşayacaksın?
Sana, beni asla tanımamış olan sana!
Mükemmel bir platonik aşk hikayesi...
Be Stefan Zweig' kitaplarının çoğunu çok seviyorum zaten. Bu kitabı da çok beğendim. Bence hem sıradışı hem de kendi çizgisinden sapmayan yazarlara en iyi örneklerden biri..
Kitap güzel. Ama bu kadar şişirilmesine anlam veremiyorum. Allahtan uzun değildi. Yoksa yarıda bırakacaktım. .
Gerçekten çok güzeldi. Bir çok yerde ağlamamak için kendimi zor tuttum, aslında bu sadece benim aşırı duygusallığımdan kaynaklıydı; ama olsun, yine de mükemmeldi. Sanırım bundan sonra bu adamın kitaplarını okurken kesinlikle terddüd etmeyeceğim :)
Elime almam ve bitirmem sanırım iki saati geçmedi.
Güzel bir kitap, bir kadının nasıl tutkuyla ve delicesine sevebildiğini anlatıyor, üstelik karşı tarafın haberi olmadan...
Stefan Zweig uzun zamandır okumamıştım. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kısa, mini bir kitap. Çeviri ve anlatım gayet başarılı, Koridor Yayınları'nın bez baskılı ciltli kitaplarına bayılıyorum. Kitabın anlatımını sevdim ama içerik biraz huzunlendirdi. Bir insana kız erkek farketmez bu kadar bağlanmak, sırf o acı çekmesin, hayat düzeni değişmesin, eskisi gibi gezsin tozsun vs diye kendinden ödün vermek yada tüm zorluklara tek başına göğüs germek bana biraz aşırı geldi. Aşk sevgi kesinlikle fedakarlık isteyen bir olay ama bu kadar ileri boyutta sevmiş olan "Bilinmeyen Kadın"ımıza tebrikler. Ben bu kadar herşeye göğüs gerer miydim? Belki evet, değecek ve emeğime saygı duyacaksa! Yoksa 🙋♀️ Zweig'in diğer kitabı Satranç'a başlayayım ben en iyisi 😁
Kitabı okurken çok zorlandım; oysa bu kadar kısa bir kitabı bitirmek ne kadar uğraştırıcı olabilir öyle değil mi? Ama öyle değildi işte! Çünkü kelimeleri seçebilmek için sürekli gözyaşlarımı silmem gerekiyordu. Ve ağladım. Mektubun ilk satırlarında ağladım. İlerledikçe daha çok ağladım. Bittiğinde de, başa dönüp yeniden okumak istediğimde de... Kaldı ki gerçekten öyle yapmayı planlıyorum. Tekrar ve tekrar, belki de ezberleyene kadar okurum. Kolay da olur; tanıdık satırlar olduğu için... kendimi gördüğüm için... R.'yi sevdiğim için. Sevmeye devam ettiğim için. Uzun süre bu mektup dışında başka bir kitabı elime almak istemiyorum. Yalnız bu, sadece bu mektubu okumak istiyorum. "— artık dünyada senden başka sevecek kimsem kalmadı. Ama sen benim için kimsin, beni hiç, hiç tanımayan, suyun yanından geçer gibi yanımdan geçip giden, taşa basar gibi üstüme basıp geçen, daima giden ve gitmeye de devam eden ve beni sonsuz bir bekleyişe terk eden sen?"
Aşk tam da böyle bir şey. Yerini sadece tek bir şey doldurabilir o da kendisi.
64 sayfanın yaklaşık 60 sayfası bir kadının, bir adama nasıl aşık olduğunu anlatıyor. Uzun betimleme ve bana göre sıkıcı düzeyde aynı şeyleri tekrar ediyor. Kitap ne anlatıyor derseniz 1 sayfa bile tutmaz derim. Bana göre değil ama bu tarz kitapları sevenler beğenecektir
https://illekitap.blogspot.com/2018/07/stephen-zweig-bilinmeyen-bir-kadnn.html ~~~*~~~ Çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklarda ki bir çocuğun fark edilemeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz. ~~~*~~ Modern klasik severlerin ya da sadece okumayı sevenlerin neden Zweig kitaplarını ayrı bir sevdiklerini okuduğum 2. kitabıyla anladım. Çünkü Stephen Zweig, kaleme aldığı öyküleriyle etkileyici olmanın yanı sırada öyle noktalara değiniyor ki insan psikolojisine ve insanların iç dünyalarındaki yaşamlara dokunuyor. Bu kitapta da bir yazar olan adama seyahatinden döndüğünden kimden geldiği belli olmayan bir mektup geliyor. Mektupta herhangi bir isme hitap kullanılmayı sadece "Sana, beni asla tanımamış olan sana," diyerek hitap ederken aslında kadının içindeki gerçek kişiliği tanımayıp hayatındaki herhangi bir kadının yerine koyduğunu hissettiriyor. Kitap, erkek karektere on üç yaşında aşık olmuş olup onun aşkını ölene kadar içinde yaşatmış olan kadından geliyor. Bu kadın artık ölümün soğuk nefesini hissederken içindeki o eşsiz aşkı artık erkeğin öğrenmesini isteyerek mektubunu kaleme alıyor. Bir yerde eşsiz görünen bir aşk ama bir yerde de oldukça saplantılı görünen bir aşk... aslında okuyan kişinin psikolojisine ya da aşka olan inancına göre değişen br aşk.. Açıkçası kitaba dair ne söylemem gerekir bilmiyorum ama şunu biliyorum ki aşk platonik olsun, karşılıklu olsun ya da saplantılı olsun her haliyle yaşandığında eşsiz oluyor. Ve bir erkeğin bunu bu kadar güzel kaleme alıp anlatması ise... kelimeleri kifayetsiz bırakır. Ben sevdim bu kitabı ve şunu biliyorum ki favori Zweig kitaplarımdan biri...
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, bir solukta okudum ve çok beğendim. Bir kadının bir adama aşk mektubu değil adeta aşk manifestosuydu. Bir kadın bir adamı anca bu kadar sevebilir ve kendini ancak bu kadar adayabilir. Onu tanımayan ve asla tanımayacak bir adamın hem hiç bir şeyi hem de her şeyi oldu; aşığı, sevgilisi, çocuğunun annesi... Yazar aşk tek kişilik de yaşanır mı, tek taraflı olan bu denli tutku ve sevgi aşk mıdır saplantı mı bunları düşündürtmek istemiş ve ortaya harika bir yapıt çıkarmış. Kısacık bir hikaye ancak bu kadar güzel ve etkileyici olur.
Zweig ile devam ediyor "Okuma Gunlugum" :) Bir saatte bitirdim bu kitabi da... Bir kadin boyle sevebilir mi dedirtiyor kitap. Bu "deli" sevgiyi bir erkegin agzindan dinlemek ise buyuluyor insani.. Bir tek mektupdan olusan Zweig"in bu kitabi da duygularin derinligini, huznu, sehveti ve kalp acisini muthis anlatiyor. Bu mektubu alan "erkegin" yerinde olmak istemezdim:)
Bilemiyorum her okuyanda aynı duyguları mi uyandırır ama beni o kadar hüzünlenirdi ki kitaptan cidden hoşlanamadım. Adamı bı kaşık suda boğasım , kadına da okkalı bı tokat atasim geldi..ama sanırım bu kitabı da klasik olarak tanımlamayı sağlayan şey tam olarak duyguları bu kadar etkileyici ve net bir şekilde okuyucuya geçiriyor olması.
Şimdiye kadar okuduklarım arasında aşkı en güzel yorumlayan ve anlamlı hale getiren bir kitap diyebilirim. Aşık olupta bunu gizleyen karakterlere hep kızardım. Ama ilk defa Zweig'in bu bilinmeyen kadınına hak verdim. Bu da üstadın kaleminin gücü... Kısaca konusuna değinirsek; komşusu olan genç adama 13 yaşında aşık olan küçük kız, onunla sadece bir kere gözgöze gelir ve bu bakış onun ömür boyu aşık kalmasının ilk adımıdır. Bu aşk onun bütün dünyasıdır. Sonraları genç bir kız ve olgun bir kadın olunca da sonsuz aşkı ile karşılaşır. Ama adam onu hiç bir zaman tanıyamaz ve her defasında ilk görmüş gibi ama tutku ve merakla yaklaşır. Kendini hiç bir zaman tanıtmayan genç kadın, yaşadığı büyük bir yıkımın ardından, adama bir mektup yazarak her olay ve duygusunu anlatır. Kısa olmasına rağmen dolu dolu bir kitap. Benim için en can alıcı kısım ise; adamın mektubu okuduktan sonra kadını hatırlamaya çalışması ve onu bir kadın olarak değil de ölümsüz bir aşık olarak düşündüğü zaman hissetmesiydi.
Stefan Zweig'in kalemini çok seviyorum. Okuyucuyu karakterinin kafasına o kadar başarılı sokuyor ki, bağlantı kurmamak elde değil. İlk kez Korku kitabını okumuştum şimdi sırayla devam ediyorum eserlerine. Ama günümüzde genç bir kadın olarak kitaptaki karakterin kendini böyle aşağılamasını hazmedemedim o ayrı. Muhtemelen karakterin geçmişi, yazarla tanışmadan önce tanıdığı erkeklerin korkunçluğu, onu yazara bu kadar bağladı. Annesiyle yalnız yaşadığı, kötü bir mahallede olan evinin karşısındaki daireye karısı döven korkunç bir adamdan sonra kültürlü, centilmen, yakışıklı bir yazarın taşınmasının 13 yaşındaki bir kızı etkilemesi çok normal. Yazara layık olabilmek için kıyafetlerine özen göstermesi, kitaplar okuması, derslerine çalışması aslında yazarın kadının o korkunç hayatında tutunacak bir dal olması.
Çok begendiğim kısa bir kitap.
Sevdiği adama tutkuyla bağlı olan kadının iç dünyasını, en başından itibaren nasıl aşık olduğunu, neler yaşadığını anlatan mektubundan oluşan bir kitap Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu. Aslında burada roman kahramanının tutkusu dikkat çekiyor. Bence bununla beraber bu tutkuya neyin neden olduğu da değerlendirilmelidir. Babası olmayan, annesi tarafından sevgi görmeyen, sevgiye aç bir çocuğun hayal dünyasında büyüttüğü kişi sonunda vazgeçmeyecek şekilde sevdiği bir adam oluyor. Tek taraflı bir aşkta gidilebilecek son nokta nedir derseniz, bu kitap bu soruya verilecek güzel bir cevap oluyor. İyi okumalar..
sana, beni asla tanımamış olan sana...Kitabı özetleyen bir cümle. Platonik aşık bir kadından aşkına duygu yüklü bir mektup. Sürükleyici, kısa bir hikaye. Zweig bir kadının ağzından aşkı çok güzel anlatmış.Okumanızı tavsiye ederim.
Tek solukta okuduğum bir kitap oldu. Okurken sinirlendiğim, kızdığım, sorguladığım, uzun uzun düşündüğüm ve ağladığım bir kitap. Harikaydı. Kesinlikle tavsiye ederim.













