http://illekitap.blogspot.com/2014/01/julie-garwood-smscak.html Çıktığında göz diktiğim ve ilk karşıma çıktığında da görmemişler gibi saldırıp aldığım ardından da gizli kapaklı eve soktuğum yeni kitabım Garwood kaleminden "Sımsıcak". Garwood'un şimdiye kadar hiç günümüz romanlarından okumamıştım ve açıkçası nasıl olacağını bilememiştim. Ki okurken başlarda biraz sıkılır gibi oldum çünkü o kadar alakasız karakterleri okuyordum ki bana hep aynı monotonlukta gidecek gibi geldi ama... gel gör ki konuya Sam Kincaid girince... adam bir de İskoç olunca... eridim bittim... keşke kollarında eriyip biten Lyra değilde ben olaydım dedim :P Tamam itiraf ediyorum İskoç erkeklerine karşı aşırı bir zaafım var :) sanırım bir tane bulmadan da rahat edemeyeceğim... Allah'ım duy sesimi :)) Kitaba geri dönmek gerekirse benim biricik yazarım kalemine tapındığım yazarım Garwood bana kendini günümüz aşk romanı türünde de kanıtladı. Zaten eski çağ kitaplarında mükemmel kalemi olduğunu gösteren yazarım bu türde de şaheserler yarattığını gösterdi. Ki zaten kitap nasıl bitti anlamadım bir baktım bitmiş... Tamam yazara daha fazla iltifat etmeyeceğim gerçi iltifat etmiyorum samimi olarak düşüncelerimi belirtiyorum :) Kitabın ilk 50-60 sayfasında biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim cidden bazı karakterlerin nasıl bir araya geleceğini falan düşününce sıkıcı göründü gözüme ama daha sonra kitap aldı başını gitti. Ne oldu, nasıl olaylar gelişti ne ara sonuçlandı anlamadım... bir yaprak gibi kitabın rüzgarına kapıldım ve bittiğini anlamadım ama bittiğinde de biraz daha okuyaydım keşke dedim. Sam Kincaid... sanırım bu bizim Gelin kitabında okuduğumuz Alec Kincaid'in soyundan gelen bir adam :) hem kitabın içeriğinde de diyordu zaten İskoçya'da toprak sahibi olarak Lord Kincaid olacak diye... işte kalbimi tam 12'den vurdu adam ya.... Açıkçası kitaptan çok Sam'in rüzgarına kapıldım ben sanırım... itiraf ediyorum :) Lyra'da çok sevimli bir karakterdi ama o kadar iyi yürekli ve sevecen ki alıp içime sokasım geldi. Gerçi hiç yoktan bir maceranın içine atıldı orası farklı bir konu ama neyse.. gerçi nasıl bilebilirdi ki projesinin yapacağı parktaki gizemli olayları... Neyse kitap içeriğine giren bir yorum yapmayacağım ama Sam ve Lyra'nın olduğu satırları çok severek okudum. Sohbetleri, tavırları muhteşemdi. Hele ki Sam'in onun yerine görevi devralmak, Lyra'yı korumak için gelen iki yakışıklı podyumdan fırlamış korumaları kıskanıp geri göndermesi müthişti. :) Şimdi kitaptan bir iki alıntıyı da sizinle paylaşıp yorumumu bitiriyorum: *** "Bir sorum daha var, sonda susacağım," diye söz verdi Lyra. "Ciddi bir ilişkin var mı? Sen de bana John Forest hakkında sorular sordun," diye vakit kaybetmeden hatırlattı. "O sorunun belirli bir nedeni vardı," dedi Sam. "Benim sorumun da belirli bir nedeni var." "Öyle mi? Ne?" "Merak ediyorum." Sam birkaç saniye duraksadı. "Hayır" Lyra içini çekti. "Hayır, ne?" "Ciddi bir ilişkim yok." "Hiç aşık oldun mu?" "Evet." "Ne oldu?" "Onunla evlendim." *** Sam, "Şimdi ne düşünüyorsun?" diye sorana kadar gözlerini onda diktiğini fark etmedi. "Seni." Sam kaşlarını çatarak ona baktı. "Öyle mi?" "Gittikten sonra seni bir daha görüp göremeyeceğimi merak ediyordum." "Tahmin yürütmem gerekseydi, sanmıyorum derdim." "Bu yeterli değil. Bilmeliyim." "Neden?" "İleride seninle tekrar karşılaşacağımı bilirsem, bu gece sakin bir gece olur. Biraz televizyon izledikten sonra odalarımıza çekiliriz." Sam'in merakı uyandı. "Peki beni bir daha görmeyeceksen?" "Bu durumda, bu gecenin sakin geçmeyeceğini sana garanti ederim." *** İşte bir İskoç erkeği... sever ve onunla evlenir... Biliyorum... biliyorum... bu aralar İskoç erkeklerine takmış bulunuyorum... Susuyorum ama ondan önce size bu kitabı tavsiye ediyorum. Ayrıca "Sımsıcak" kitabı Julie Garwood'un "Buchanan-Renard" serisine ait bir kitaptı. Serinin daha önce yayınlanan kitaplarını da aşağıda sizlerle paylaşıyorum: Buchanan-Renard Serisinin ülkemizde yayınlanan kitapları: Sende Yanarsın Gölgede Dans Ateş ve Buz Sımsıcak
http://illekitap.blogspot.com/2013/12/fatih-murat-arsal-sahane-gelin.html Imm.... insanın ağzında inanılmaz tat bırakıp yüzünde gülümseme ilke kitabın kapattıran FMArsal kaleminden bir kitap daha bitirdim. Çoğunuzun yeni mi okuyorsunuz dediğini ya da düşündüğünü duyar gibiyim ama yanılıyorsunuz yeni okumuyorum. Bu kitap benim ilk FMArsal kitabımda ve e-kitapken okumuştum ve birçok sahnesini, sayfasını hatim etmiştim şimdi de basılı haline elim giderken engel olamayıp aldım ve kuru kuru almadım tabi ki! Yazarımıza da imzalattım diyip havamı attıktan sonra yorumuma geçeceğim. Gerçi Fatih hocanın kalemine dair bir yorum yapmayacağım. Daha önceki kitaplarının yorumlarından anladığınız gibi ben bu adamın kalemine tapıyorum! Aman şimdi Fatih hoca okur yorumumu da 'adam' kelimesine takılır falan... hocam bu kelimeyi tamamen heyecanımı anlatmak ve kaleminizi ne kadar sevdiğimi göstermek amacıyla kullandım. Neyse açıklamaya çalışırken daha fazla batırıyormuşum hissine kapıldım birden :D Bir anlık heyecan ve sevinç belirtisi ile kurulan bir cümle işte :) Kitap dediğim gibi benim ilk FMArsal kaleminden okuduğum kitaptı bu yüzden bende yeri ayrı ve her ne kadar Doğan'ı sevsem de en çok ya da Tamer'i Osman'ın yeri bende ayrı tıpkı Gülay gibi :)) Kimse Osman hakkında diyeceklerime kızmasın lütfen! Ama Osman bildiğiniz öküz... hatta odun! hatta kütük! Arkadaş ne olursa olsun bir insan bir insanı aşağılayamaz ya! Her okuduğumda Gülay'a söylediği sözlerde içten içe baya saydırmışımdır! Vallah bu adam insanı kanser eder! Ya bari sevindiğini göster bari ya... adam sevinse bile surat asıyor... Ayrıca Gülay'da.. ya ne diyeyim ben sana güzelim ya... ben olsaydım onda laftan sonra resti çeker, tavrımı koyar, defol git derdim... Sendeki de iyi sabır her şeyi sineye çektin! Gerçi sonunda Osman'ı adam ettin ya bravo sana... :)) Bir de kitabı kötü olarak eleştireceğim bir yer yaratmış Fatih hoca :) Osman İstanbul'a döndükten sonra Mustafa ile telefon konuşmasında Mustafa Osman'a 'kuzum' diye sesleniyor... Açıkçası bu kelime olmamış be hocam... Bu kelime artık eski siyah beyaz ya da 80'lerde 90'larda kalma Türk filmlerinde kaldı. Hani şu Hülya Koçyiğit filmlerinden :)) ki her şeyi bir kenara bakalım hangi Türk erkeği bu kelimeyi kullanır ki? Tatlım, hayatım demeyenler... olmamış be hocam bu kelime... Cidden komik ve gülünesi geldi bana... alınmayı lütfen ama okuduğumda bunu düşündüm ilk olarak ve tarafsız olarak yorum yaparken söylemem gerektiğini düşündüm :) ki biliyorsunuz ki kitaplarınızı ne kadar severim :) Sanırım ilk defa kitap içeriğine giren bir yorum yapmayacağım ama kitabı okurken o kadar çok yere post-i yapıştırdım ki sizlere alıntılarla dolu bir yorum okutacağım :)) Ahh bir de fikirlerimi açıkça söylüyorum ki kitap kapağını ilk aşta beğenmemiştim. Benim hayalimdeki Gülay çok daha farklıydı! Her ne kadar kitapta seksiliği ve çekiciliği vurgulansa da ben daha çok masumane bir kızı canlandırdım gözümde... İlk gördüğümde kapağı dolayısıyla beğenmedim. Dediğim gibi benim hayalimdeki Gülay bu değildi! Ama... ama kitabı elime aldım ve kapaktaki yüzle okumaya başladığımda "evet" dedim. Bu anlatılan Gülay'a benim canlandırdığımdan daha çok uyuyor... ve kapak cidden hoşuma gitmeye başladı... Sonrasında ise kapak benim için tablo misali izlemelik oldu! Tıpkı Gülay'ın izlenmelik bir kadın olduğu gibi... :)) Duygu ve düşüncelerimi belirttikten sonra sizlere bir sürü alınt yazıyorum :)) Okuyanlar hatırlasın, okumayanlar da meraklansın :) *** Gülay'ın gülümsemesi çekingen ve bir o kadar da sevimliydi. Mustafa daha da cana yakın gülümsedi. Doğrusu bu garip saçlı kızın gülümseyişi güneşi yeryüzüne inişi gibiydi. Herkesin içini ısıtabilirdi. Aynı anda aynı şeyi iki erkek birlikte düşündüler. 'Gerçekten kahkaha atsa ne olurdu acaba?' *** "Bu kazan sana Allah'ın bir hediyesi. Bu kadında öyle! Ama sen ne yapıyorsun? Ailesi için hissettiğin nefreti ondan çıkarıyorsun. Kim tanımadığı bir adamla evlenmek ister? Söyle bana kim? Üstelik de senin gibi huysuz ve duygusuz bir adamla! Sen şimdi onu üzdün de, ailesinin haberi oldu mu sanki? Onların da canı yandı mı? Yanmadı tabii... Ama o, şu sakat haliyle bile sana itiraz etmedi, seni onurlandırdı." *** "Ben senin yerinde olsam, önüme bakar, yeni bir hayat kurmanın tadını çıkarırdım. Sana nasıl bakıyor görmüyor musun? Sen ne dersen yapacak kadar sana tapıyor! Bunu nasıl becerdin bilmiyorum ama kızcağız kendini tümüyle sana bırakmış... Kaderini kabullenmiş! Ben bunu asalaklık olarak tanımlamazdım. Belki sana mahkum kalan bir melek diyebiliriz? Şeytana boyun eğen bir melek!" *** "Aşk denen şeye zaten inanmam. Ayrıca varsa bile ikimizin arasında olmasına izin vermem. Şu anda tüm istediğim bu evliliği bir an önce bitirip hayatıma kaldığım yerden devam etmek. Sen olmadan..." *** 'Bende senin gibi bir kızla karşılaşmadım!' diye itiraf etti. Tabii ki içinden! 'Sen çok farklısın ve bu beni korkutuyor...' *** "Seni sevmemi isterdin değil mi?" diye azıyla sordu. "Seni sevseydim, intikamını tam almış olurdun. Bana çektireceğin başka acı kalmazdı. Ayrıldığımızda için rahat ederdi." Osman dik dik Gülay'a bakıyordu. "Sana acı mı çektiriyorum?" "Bana bir an çok yakınsın, bir an çok uzak! Bir an harika bir sevgilisin bir anda en büyük düşman! Bir an müşfik bir koca bir anda ayrılmak için çırpınan bir evlilik mahkumu... Ve... en kötüsü... senin böyle mutsuz olmanın sebebi benim.. Kendime her bakışımda, senin gözlerinden kendimi görüyorum ve... kendimden nefret ediyorum. Keşke o gün hiç dışarıya çıkmasaydım. Keşke o gece beşik kertmemin evlilik teklifini kabul etseydim. Keşke babam her şeyi oluruna bıraksaydı. Sen şuanda özgür bir adam olarak hayatını yaşıyor olacaktın. Benim için ise hiçbir şey fark etmeyecekti. Yine beni sevmeyen, yine bana değer vermeyen, bedenimi kullanan başka bir adamla evli olacaktım..." *** Genç kadın ona sarılıp başını göğsünün sıcağına gömdü. Dudakları adamın teninde gezinirken "Bu gece beni üzme..." diye yalvardı. "Kadın gibi hissetmemi sağla... Beni sev... Artık kötü söz söyleme... Hiç değilse bu gece!" Genç adam onu kucakladı. Yatağa bırakırken, çok nazikti. Elini güzel yüzünde gezdirip ıslak yanaklarını sildi. "Söz..." diye mırıldandı. "Bu gece senin için çıldıran bir koca göreceksin..." *** Evet... alıntılarımızı bitirdikten sonra tekrardan kitabı ve yazarın bütün kitaplarını tavsiye ederek yorumumu bitiriyorum... Ahh bir de unutuyordum bahsetmeyi.... "Şahane Gelin" kitabı "Zoraki Koca" serisinin ilk kitabı... İkinci kitap "Yemin" de yine Ephesus logosuyla çıkacak ve sanırım yakın zamanda çıkar. Sanki Tüyap'ta yılbaşından sonra denildiğini hatırlıyor gibiyim :))
http://illekitap.blogspot.com/2013/12/irene-cao-seni-izliyorum.html Uzun zaman sonra ilk defa bir kitaptan yarım bırakacak derecede soğudum...Normalde hiç huyum değildir bir kitabı yarım bırakmak ya da bir kitabı 'kötücül' bir şekilde eleştirmek. Gerek yazarın gerek çevirmenin emeklerini göz önünde bulundurup yaparım yorumumu ama bu sefer her şeyi bir kenara bırakıp, düşüncelerimi filtrelemeden söylemek istiyorum! Kitabı beğenmedim. Aslında zorla da olsa bitirmeye çalışıyordum ama tek bir cümle kitabı bırakma sebebim oldu! Kitap kesinlikle beklentilerimi karşılamadı! Açıkçası yapılan reklamdan ve alıntılardan sonra biraz Grinin Elli Tonu tarzında bir kitap bekledim. Öyle bir aşk olmasını istedim ama aradığımı bulamayacağımı düşündüren şeyler oldu ve yarım bıraktım! Kitabı beğenmemişim, yarım bırakmışım daha ne yorumunu yapıyorsun diye düşünülebilinir ama henüz okumayan ve okumak isteyen takipçilerimize fikir vermek, bu konudaki düşüncelerimi açıkça belirtmek görevim gibi düşünüyorum şuanda! Öncelikle normalde pek önemsemesem de bu kitaptaki şimdiki zamanla kurgunun yazılması beni yordu. Dediğim gibi normalde takılmazken bu detaya bu kitapta fazla dikkatimi çekti ve beni yordu, sıktı! Arayıp buldum bu cümleyi... o kadar yer etmiş ki bende yazmazsam içimde kalırdı vallahi! "Burada olsaydın, gitmeseydin, hala seninle sevişiyor olurdum, Leonardo'yla değil." Tamam ne kitaplar okuyoruz ihanetler diz boyu ama bu laf bendeki ipleri kopardı! Ne yani o kadar mı erkeğe susamıştın! Her neyse lafı uzatmayacağım. Kitabı beğenmedim. Aslında bunu söylemek için belki de kitabı bitirmem gerekirdi ama... yok işte yapamadım bitiremedim kitabı! Tavsiye eder miyim? Bilemiyorum. Tercih sizin diyerek sıyrılıyorum! :) Ama... özellikle yayınevini takdir ettiğimi de söylemeliyim. Kapak tasarımı, matlığı parlaklığı müthiş bir şekilde göz dolduruyor! Kitap konusu ile olmasa da kapak ile ben buradayım diyor :) Ayrıca cidden okura merak uyandırıcı bir reklam yaptılar ve kitaba inanılmaz ilgi çektiler bu konuda kendilerini ayrıca tebrik ediyorum. Dilerim yayınevinin logosuyla başka kitaplar okuma şansı yakalarım. Ahh unutmadan kitap "Dei Sensi Üçlemesi"nin ilk kitabıydı. Seni İzliyorum Seni Hissediyorum Seni İstiyorum
http://illekitap.blogspot.com/2013/12/brenda-joyce-tehlikeli-ask.html Kalemine tapındığım ve sadece adını duyduğumda kitaplarını aldığım yazarlardan biri Brenda Joyce ve durum böyle olunca da kitabı ayrı bir zevkle, şevkle okunuyor :) Ki bu kitabında her satırında ayrı bir zevk alarak okudum :) Şimdiye kadar Brenda Joyce'un "De Warenne" serisi olarak 5 kitap okumuştum ve şimdi de o okuduğum kitaptaki karakterlerin mutlu bir evlilikle bıraktıktan sonra onların çocuklarını okumak... ımmm...muhteşem bir tat ve inanılmaz bir keyif verdi. Cliff De Warenne'ı bir korsan, aşık bir adam olarak okuduktan sonra bir baba olarak okumak muhteşemdi ama bir kız sahibi bir baba olarak okumak ise... paha biçilemezdi! Ariella De Warenne, Cliff'in gayri meşru doğan kızı... Aşka Yelken Açanları okurken adını okumuştuk... küçük kitap kurdu olan Ariella şimdi büyüdü ve aşık oldu! Onun aşkını bu kitapta okuyoruz. Ariella, cidden hayran olunası bir karakterdi. Vazgeçmeyen, pes etmeye, tutkulu, inandığı şeyler uğruna savaşan bir kadın. Özgür, birçok erkekten daha fazla eğitimli ve kültürlü bir kadın! Gel gör ki bu kadın bir meleze aşık oluyor! Roman bir anneden ve İngiliz bir babadan olma Emilian'a... Durum böyle olunca da baya zorlu bir aşk ortaya çıkıyor. Ariella'nın tutkulu bir şekilde Emilian'dan vazgeçmemesi, aşkını en başından beri savunması ve savaşması.. .Emilian'ın Ariella'yı başka kullanması ama sonra ona tutulması... kitabın her kelimesi mükemmeldi. Kitabın her satırında aşkı hissediyorsunuz, nefreti intikam hissini de ve soluksuz okuyorsunuz! Kitap hiç durulmuyor ve bir olay, atraksiyon var eee durum bu şekilde olunca da... ben, İnci... kitabı soluksuz okuyup her satırından ayrı bir zevk alıyorum :) Kitabın biraz da içeriğine giren bir yorum yapacağım şimdi :) Ariella ve Alexi'yi büyük ve yetişkin okumak çok güzeldi. Alexi'nin davranışları ve ağabey tavırlarından sonra onun kitabını daha çok merak etmeye başladım. :) Hatta kitabın sonlarında olsa da Tyrell'ı okumak ve onun varisi küçük oğlu Ned'i yetişkin olarak okumak çok güzeldi. Düşünsene okuduğunuz beş kitaptaki karakterler artık orta yaşa gelmiş yetişkin çocukları var ve sizlerde onları okuyorsunuz! Cidden muhteşem! Neyse... o kısmı geri de bırakacak olursak... Emilian ve hatta Roman'laırn hayatları cidden insanın içine dokunuyor. Hani bir yandan kasabalının yaptıklarından sonra 'onlarda insan' diye sitem edesi geliyor insanın... Zaten Emilian'ın roman bir çocuğu korumak için kırbaçlanması... işte o an tüylerim diken diken oldu... Ki Ariella'da tam ondan beklediğim şekilde davrandı. Ben olsam bende öyle davranırdım ayrıca okurken o sahneleri, hep hadi bir şey yap be kızım modundaydım. Emilian ve Ariella'nın romanlarla beraber yolculukları çok güzeldi. Keşke daha uzun okuyabilseydim o kısımları dedim zaman zaman... Cidden çok sevimli bir çiftlerdi benim nazarımda... Zaten hep İskoç hayranı olan ben bu kitabı okurken bir 'roman'da ben bulmalıyım Emilian cinsi olanından dedim :)) Şimdi hoşuma giden alıntıları da sizlerle paylaşıp yorumumu bitireceğim :) *** Elindeki kamçıyla Tollman'ı ve yüzü çimenlere gömülmüş, kanlar içinde hareketsiz yatan Emilian'ı gördü. Silahı Tollman'ın göğsüne doğrulttu. "Yeter," diye bağırdı.Tanrı aşkına, yaptığı şey yüzünden bu adamı öldürmeye hazırdı. Tollman ona döndü. Gözleri açıldı. "Ateş etme." Ariella'nın görüşü bulandı ve silah elinde kontrolsüzce titredi. "Yaşıyor mu?" diyebildi. Emilian öldüyse, Tollman'ı vuracaktı. Bu piç kurusunun canına okuyacaktı. *** "Sizinle tanıştığım andan beri endişelerim vardı," dedi De Warenne açıkça. "İnsan sarrafıyımdır ve endişelerim, sadece uçarı tavırlarınızla alakalı değil. Sinirlisiniz, saldırgansınız ve nedense yaralısınız; fiziksel yaralarınızdan bahsetmiyorum. Kızım muhteşem ve sonsuz bir aşkı hak ediyor. Uçarı insanlar tavırlarını değiştirebilirler ama yaralı bir adam ona hak ettiği aşkı veremez." *** Ariella onun yanında olabilmek için her şeyden bir anda vazgeçmişti. Kendisi de onun için her şeyden vazgeçemez miydi? *** "Buraya benim isteğim dışında geldin. Bende seni geri gönderiyorum. Bir Çingene fahişesi olmana izin vermeyeceğim." Ariella'nın gözleri kocaman açıldı ve yanakları kızardı. "Arkandan böyle söyleyecekler. Duyabileceğin kadar sesli bir şekilde hem de," dedi karamsar bir tonla. Ariella çenesini kaldırdı. "Tamam. O halde ben bir fahişeyim." Omzunu silkti. "Bu hakaretler canımı yakabilir ama üstesinden gelebilirim. Yanından ayrılmıyorum." *** Aradığın şeyi bulman ve eve dönmen için dua edeceğim. Döndüğünde, kendini mutluluğa hazır hissettiğinde, ben burada olacağım Emilian. *** Ariella De Warenne kendisini derin, sonsuz, de Warenne kadınlarının ve erkeklerinin hayatlarında bir kez yaşadıkları o aşkla seviyordu. *** Alıntılarımı bitirdikten sonra kitabı hatta seriyi şiddetle tavsiye ediyorum. Her bir satırını zevkle, keyifle okuduğum bir kitap oldu ve keşke biraz daha uzun olsaydı... "De Warenne" serisinin ülkemizde yayınlanan kitapları sırasıyla aşağıda sizlerle paylaşıyorum: Bir Avuç Aşk (Devlin ve Virginia) Maskeli Balo (Tyrell ve Elizabeth) Kaçak Gelin (Sean ve Elenour) Aşka Yelken Açanlar (Cliff ve Amanda) Kusursuz Gelin (Rex ve Blache) Tehlikeli Aşk (Ariella ve Emilian)
http://illekitap.blogspot.com/2013/12/isl-parlakyldz-kole.html Immm... ummm... hmmm... ilk defa bir kitaba yorum yaparken nasıl başlasam bilemedim. Kitabı yerin dibine mi soksam yoksa göğe mi çıkarsam bilemiyorum. O karmaşık hisler uyandırdı bende bu kitap! Ama... ama ayırdığım her dakikaya harcadığım her zamana değdi! Cidden nasıl başlasam bilemedim şimdi ama tatlı yerken yazıyorum bu yorumu dolayısıyla da tatlı yerlerden başlayayım öncelikle :) Yalnız uyarıyorum bolca kitap içeriğine gireceğim. Kitaptaki aşk çok güzeldi. Prens Edward'ın bir kadına -köle dahi olsa- aşkını okumak, onun için eriyip bittiğini her şeyi karşısına aldığını okumak paha biçilemezdi. Onun romantik, sevdiği için her şeyi göze alan bir erkek modeli olduğu sayfalar benim için su gibi aktı. Yüzümde hep bir gülümseme, içimde bir heyecan kıpırtısıyla okudum. Ama... Acı bir tat bırakan, ağız yakan, öfkeden köpürten, sinirden yerimde duramadığım, içimde sıkıntı oluşturan Edward'ı da bir kaşık suda boğasım geldi. Ya sen nasıl bir sevgili, nasıl bir aşık adamsın ki sevdiğin kadına, taptığın aşkından çıldırdığın kadına bu kadar eziyet edebildin dedim. O an var ya sayfaları yırtıp, kitabı parçalayıp hırsımı Edward'dan çıkarasım geldi! Hayır sevgili yazarımız Işıl Hanım'a da şaştım bir kadın olarak nasıl yazabildi o sayfaları. Kendisine de çok kızdım.. içimdeki feminen duyguları ayaklandırdı :P Şaka bir yana cidden öyle şeyler yaşattı ki Edward, Jaymie'ye yazarımıza şaşırdım nasıl yazdı diye. Yani kurgu da olsa ben bir kadın olarak bir kadının bu kadar eziyet çekeceği sayfalar yazamazdım! Bu konudaki profesyonelliğini tebrik etmek istiyorum. Kitaptaki göğe çıkarasım gelen sayfalar Edward'ın romantik aşık olduğu satırlar yerin dibine sokasım geldiği sayfalar da Edward'ın zalim, acımasız olduğu sayfalar oldu. Yorumumu yaparken cümleleri toparlayamıyorum... Kitap okuru etkisi altına alıyor gerçekten. Sakin düşünerek yorum yapayım dedim ama sanırım başaramayacağım. Normalde o kadar bahsetmek istediğim satır vardı ki... Edward'ın Jaymie'ye olan sevdiği, ilk sayfalarda okuduğumuz romantiklik... sonrasında Jaymie'nin kaçma zorunda kalması ve Edward'ın onları bulduğundaki tavırları... yani... Jaymie iyi davrandı. Yok kardeşi içinmiş yok onun içinmiş yok bunun içinmiş... başlarım böyle işe... ben orada ölüyorum her geçen gün kalbim parçalanıyor ruhum iyileşmesi imkansız yaralar alıyor ve ben başkasını düşüneceğim. Yok böyle bir dünya!!! tamam tamam çok bencilce oldu ama ne yalan söyleyeyim okurken o satırları çok düşündüm bu sözleri... Edward çok çekmiş... eğer Edward çok çekmişse Jaymie öldü dirildi kadıncağız yaşadıklarıyla!!! Ben olsam seçme şansım varsa... kesinlikle bu seçimi Edward'dan yana yapmazdım! ama tabi bunu hiç aşkı tatmamış biri olarak söylüyorum... aşk bu insanın şaftını kaydırıyormuş bunu da çok duydum bilemeyeceğim şimdi susayım o yüzden! Neyse çok uzatmayacağım. Ben kitabı beğendim mi? Evet! Tavsiye eder miyim? Evet! Eğer sinirlerinize hakim olabileceksiniz.. Bir de değinmek istediğim bir nokta daha var... sevişme sahnelerinin yazılış biçimi çok hoşuma gitti. İnsanı rahatsız edecek açıklıkta değil, dozunda bırakılmıştı ama asıl önemli olan kelimelerin ustaca kullanılarak satırlardaki tutkuyu açık açık anlatmaktan çok hislere vurarak anlatılmasıydı. Her ne kadar kitapta eksikler olduğunu düşünsem de beğendim, Türk yazarlar beni şaşırtmaya devam ederek okunmaya değer kitaplar yazmaya devam ediyorlar. Yazarımızın kendisine de söyledim tekrardan dile getirmek istiyorum. Kitapta bölüm yoktu bu da beni zaman zaman yarım bırakma konusunda zor durumda bıraktı. Genelde biz okurlar alışığızdır bölüm bitsin bırakayım moduna bu kitapta bunun eksikliğini hissettim. Ve birkaç yerde imla hatası değildi noktalama işaretinin eksik olmasından da küçük anlamazlıklar oldu ama bunlar benim nazarımda okunmaya değer romanların nazar boncuğudur! Yazarın 2. kitabı Köle 2'yi bekleyeceğim ve çıkınca okuyacağım. Her zaman mutlu son garantisi olan kitapları sevmişimdir ve bu da mutlu sondu :)) Ahhh bir de sizler için birkaç yerdeki alıntıyı işaretlemiştim onları da paylaşım yorumumu bitireceğim. Çok uzun bir yorum oldu farkındayım ama bu seferlik böyle olsun :)) "Ben dün geceki Jaymie'yi istiyorum. Gülüşünü, sevgini yaşamak istiyorum. Arzularını hissetmek istiyorum Jaymie. Benim olurken ürkmemeni istiyorum." *** "Neden bu inadın? Neden? Sana köle olmaktan, seni sevmekten başka ne yaptım? Beni istemiyorsun değil mi? Aylardır gözlerini benden kaçırmadığın bir dakika yok. Aylardır bir gülüşünü görmek için bekliyorum, sır köle olduğun için mi? Sen üstüne bastırarak köleliğini sürekli hatırlatırken bile sana köle gibi davranmadım ben." derken nefesi kesilmiş, çıldırmış gibiydi. "Ben bir köleyim lanet olsun. Benden ne istiyorsun? Sana doya doya bakamam, kendimi sana gerçekten veremem. Ellerinin beni ne kadar mutlu ettiğini söyleyemem. Sana aşık olmam neyi değiştirecek? Evet istemiyorum... Ben... Ben köleyim bunu kabulleneli çok oldu. Bedenim senin, kalbim gibi. Belki aklım olmasa... Belki yalancı cenneti yaşardı kalbim. Üzgünüm aklım kalbim kadar salak değil. Kalbime söz geçirip haddini bildiriyor. Her sende kaybolup parmak uçlarında titrerken köle olduğumu hatırlatıyor. Yalvarırım benden daha fazlasını bekleme. Çünkü ben senden beni rahat bırakmandan başka bir şey istemiyorum." "Onu hiçbir zaman yargılamadım. Size olan aşkını anlatırken bile onu sevebildim. Beni reddettiği zaman aşkından vazgeçmedim, sabırla bekledim. Benim olmayacağını bile bile bekledim. Yanımda olmasıyla, ona yardım etmekle avundum. Yine bana gelse yine onu reddetmez olduğu gibi kabullenir yarlarını sarmak için elimden geleni yapardım." Edward duydukları ile utanmıştı. Aklından "Marlon mu daha çok seviyor, ben mi?" sorusunun geçmesine engel olamadı. *** Edward bir kere daha neden Jaymie'ye aşık olduğunu biliyordu. Jaymie onun ruh eşiydi. Tamamlandığı kalbiydi. Nefesinin yarısıydı. Gözlerinin gördüğü renkti. *** Sevgi göreceliydi. Kimi insan aşkı gözle, ruhla yaşar; korumak, kollamak, uzaktan sevmek onlara yeterdi. Bazıları tenleriyle aşık olur; Jaymie ve Edward gibi kopamaz, hayat boyu birbirlerine verdikleri acılı aşklarıyla bağlı kalırlardı. Farklı duygular yaşayan insanların tek ortak noktası ne şekilde yaşanırsa yaşansın gerçek aşktı. Bu kadar uzun bir yorumun ardından tekrardan diyorum ben kitabı beğendim ve tavsiye ederim okuyun. Zaman zaman romantik ve aşk dolu, aşk için verilen savaşın olduğu satırlarda gülümseyecek zaman zaman da hırsın ve intikamın esiri olmuş aklın ve davranışların verdiği zararlara sinirlenecek içiniz içinize sığmayacak ama yine de kitabı beğeneceksiniz! Kitabı bıraktığınız her an aklınızda olacak, ne olacak heyecanıyla okuyacak ve akşam yatağınıza yattığınızda bile kendinizce senaryolar kuracaksınız. Şahsen kitabı bırakmayıp sabahlamayı düşündüğüm çok oldu ve her bırakıp yattığımda yatağımda uykuya dalmadan önce hep Jaymie ve Edward'ın neler beklediğini düşündüm ve kendimce kurgular kurdum... Heyecan verici bir kitaptı! :)) çok karmaşık bir yorum oldu sanırım susuyorum daha fazla konuşmuyorum :)) ama kısacası tavsiye ederim.
http://illekitap.blogspot.com/2013/12/julia-quinn-kayp-duk.html Ve ve ve... Bir Quinn kitabı daha bitti. Bu kadının kalemine, karakterlerine, kurgularına tapıyorummm :)) "Brigdertons Serisi" ile tanıyıp sevdiğimiz yazar Julia Quinn'in yeni serisi "Two Dukes of Wyndham" serisinin ilk kitabını Epsilon yayınlamıştı ve ben Tüyap'ta bulamamış ardından girdiğim birçok mağazada bulamamıştım ve bir gün denk gelip de görünce hemen almış ve henüz yeni okumaya fırsat bulmuştum. Kitaplarını aldığıma hiçbir zaman pişman olmayacağım yazarlardan birisi Quinn. Yorumu yazarken bile heyecanlanıyorum :) Öncelikle kapak tasarımını çok sevdim cidden sanki orijinal kapakmış gibi bir izlenim yaratıyor ve yazarın diğer kitap kapaklarından oldukça farklı :) Çok beğendim :) Zaten kitabın konusuna ve kurgusuna diyecek bir sözüm yok :) Şu dakika kitap içeriğine gireceğim :) Jack'in tavırları, asi, serseri, umursamaz ve çekici davranışları çok sevimliydi ama ne olursa olsun benim bu kitaptaki tek kahramanım Thomas oldu :) Cidden düklüğü bence Jack'ten daha çok hak ediyordu. Hani dük olarak yetiştirilmiş olmasının yanı sıra cidden bir Dük'te olması gereken asillik, doğruluk, adillik vardı kendisinde. Kahramanım oldu ve ben şahsen Grace olaydım Jack'i değil Thomas'ı tercih ederdim. :) Şaha bir yana ilk defa bir kitapta yan karakterlerden birine bu kadar hayran oldum :) Serinin 2. kitabı Thomas'ın kitabı onu okumayı dört gözle beklemedeyim :) Neyse... Jack ve Thomas'ın kitabın sonunda gerçeği öğrenmek için papaz evine gittiklerinde Thomas'ın tavırları cidden alkışlanacak şekildeydi. Asil ve fazla adildi... Ayrıca yaşlı düşese çok sinir oldum. Ayy parçalayasım geldi. Vallaha Grace iyi dayandı :) zaten Thomas ve Jack arasında düşes hakkında geçen konuşmalarda çok eğlendim :) Ahh, bir de kitapta çok hoşuma giden iki paragraf vardı onları sizlerle paylaşmazsam içimde kalır :) *** Jack ondan vazgeçmeyecekti. Bunu yapamazdı. Hayatında ilk defa kalbindeki tüm boşluğu dolduran birini bulmuştu. Bir kez İrlanda'ya gidip aradıklarını sandıkları şey her neyse onu bulduklarında, kendisinin kim olacağını bilmiyordu. Ama kim olursa -dük, haydut, asker, düzenbaz- Grace'i yanında istiyordu. *** Çok uzatmayacağım ve yorumumu bitireceğim. Ben Julia Quinn'in kitaplarını herkese öneriyorum. Kadın aşkı hissettiriyor ve kaleminin gücü ile müthiş kurgular yaratıyor. Okuyun mutlaka :) Two Dukes of Wyndham Serisinin kitapları: Kayıp Dük Mr. Cavendis, I Presume
http://illekitap.blogspot.com/2013/12/jennifer-probst-ilk-opucugun-buyusu.html Uzun zamandır okumak isteyip ama bir türlü alamadığım ve sonunda alıp da hemencecik okuduğum kitap "İlk Öpücüğün Büyüsü" bitti :)) Kitabı cidden cidden çok beğendim :) İlk olarak hep yaptığım gibi yapıp yazarın kalemine değineceğim. Akıcı, sürükleyici ve oldukça sade bir anlatımı var yazarın. Esprili yaklaşımlar, sohbetlerde hem kitabı hem yazarın kurgusunu hem de kalemini bence bir adım daha ileri götürmüş. Kitapla ilgili yorumuma geçmeden önce de kitap hakkında bil vereyim :) "İlk Öpücüğün Büyüsü" kitabı, "Marriage to a Billionaire Serisi"nin ilk kitabıydı seri şuanda 4 kitaptan ve bir novelladan oluşuyor. Romantik komedi tadında bir kitap. Kitabın bir aşk romanı olduğunu bilerek başladım ve açıkçası yeni tanıdığım yazarlarda büyük bir beklentiyle okumam ama eğer bu kitabı büyük beklentiyle okusaydım da beklentilerimi karşılayacakmış. Okurken sinirlendiğimde oldu eğlendiğim de oldu. Buradan sonra kitap içeriğine giriyorum :) Nick'in Alexa'ya küçüklüğünde yaptıklarından sonra dönüp dolaşıp bu kadına aşık olması onun açısından durum biraz trajedikti, ama Alexa içinse tam bir kader... :) Kız başında söylemiş seninle evleneceğim diye :D Neyse, Nick'in Alexa'ya karşı takındığı bazı tavırlar cidden çok sinir bozucuydu hatta bazen bilerek sinirlendirmesi, kendini kontrol edemeyip aşağılaması falan Nick'i parçalama isteği uyandırdı desem yalan olur nedense daha ilk sayfalardan Nick'i sevdim ya :) Alexa'nın köpekleri eve aldığı sahne harikaydı çok eğlendim o sayfalarda bir de Alexa'nın Nick'in başından aşağıya tatlı döktüğünde çok eğlendim :) Nick'in kıskançlık krizleri çok iyiydi. Her ne kadar anlaşmalı evlilik dese de kadınına sahip çıkma tavrı... bravo :) Daha ilk başlarda Nick'in ofisinde yaptıkları anlaşmada Alexa'nın takındığı tavırlar içimdeki feminen duyguları ayaklandırdı ve yürü be kızım dedirtti :) Ahh bir de bazı benzetmeler vardı ki... çok hoşuma gitmişti hele Nick'in Alexa'yı amip cinsi bir canlıya benzetmesi çok güzeldi :)) Daha fazla uzatmayacağım ve kısa keseceğim. Ben şahsen çok beğendim kitabı ve seriyi takip edecek 2. kitabın çıkmasını bekleyeceğim :) Kısacık sıcacık, çabucak biten, yazarın her şeyi tadında bıraktığı bir kitaptı ve eğer aşk romanlarını seviyorsanız tavsiye ederim okuyun :)