http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/ozge-erkin-masum-koza.html Yeni bir yazar ve yeni bir kalem... Özge Erkin, birçok okurun wattpad'den tanıdığı yazarlarımızdan biri, kendisinin daha önce hiç takip etmemiş hikayelerini okumamış bir okur olarak Masum Koza kitabına tarafsız bir yoruma ne dersiniz :) İşte... size bomba gibi tarafsız bir yorum geliyor... İyisiyle... kötüsüyle... :) Evet, eleştirebileceğim noktaları var ama ne derler "yıkıcı değil yapıcı" eleştiriler yapmalıyız ki yazarlarımız, yorumlarımızı okuduklarında moralleri bozulup performanslarını düşmesin, yorumlarımızla moral alıp daha iyi olsunlar! Bunu niye söylediğime gelirsem, bazen okuduğum yorumlarda cidden çok yıkıcı cümleler görüyorum bu da ister istemez hem yazarın moralini bozuyor hem de okurlar o kitaptan soğuyor ya da ön yargılı yaklaşıyor... özellikle söylemek istedim bunu siz ne kadar yapıcı eleştiri yaparsanız yazarlar kendilerini o kadar geliştirirler! Yorumuma gitmeden önce şunu söylemek istiyorum daha öncelerden hiç Türk yazar okumayan biriydim, şuan da çok fazla Türk yazarın kitabı var elimde ve yazarlarımızın bu kadar başarılı olmaları ve çarpıcı konularla karşımıza gelmeleri cidden çok güzel! Özge Erkin, akıcı, sıkmayan bazen fazla acıtasona girmiş gibi hissetsem de kurgusunu sağlam bir şekilde oluşturmuş bir yazar. Aslında oldukça sağlam olmasa da güçlü bir depremle yıkılmayacak kadar iyi bir kurgu! Yalnız bu kitabını okuduğum için sadece bu kitabını baz alarak kalemine dair konuşuyorum, Özge hanımın diğer hikayelerini bilmiyorum o yüzden bu yorumumda onları baz almıyorum! Masum Koza... başlarda konusu ilgi çekici geldi, o şekilde başladı tahmin edilebilinir bir şekilde ilerledi ama... ama... ama... esen rüzgarla kurgunun içerisine öyle güzel şeyler serpiştirilmiş ki... okurken konu tahmin edilebilirlikten çıkıp bir şeyler gizemli ve ilgi çekici gelmeye başladı! Tipik geçmişi dolayısıyla erkeklerden nefret eden bir kadın,Hayal, ve onu görünce vurulan bir adam, Poyraz... İçindeki ateşi söndürmek için Hayal, Poyraz'ı hedef alır, onu baştan çıkaracak kalbini kazanacak ve onu yıkıp paramparça edip arkasında kırık kalple bırakacaktı ama evde hesap çarşıya uymadı misali, hiçbir şey düşündüğü gibi olmadı... Birbirlerinden etkilenen iki insan... aşkın ateşi onları sararken Hayal'in geçmişi peşlerini bırakmaz ve karşılarına çıkar. Kitabı klişelikten yani erkeklerden nefret eden kadın ve onu görünce vurulan adam klişeliğinden çıkaran olay, Hayal'in geçmişiydi! Evet, o kısmın kurgusu süperdi, o kurgunun kitaba yön vermesi de çok iyiydi. Sonlara doğru biraz action katmıştı yazar kurguya, azıcık ucundan dokundurmuş gibiydi, biraz daha fazla olsaydı hayır demezdim ama bu şekilde de güzel olmuştu. Tadında ve dozundaydı. Böyle de iyiydi. Vıcık vıcık bir aşk olmaması da çok güzeldi, o tür aşk romanlarını sevmiyorum her şey seviyesiyle olmalı ilk okul çocuğu gibi vıcık vıcık olmamalı diye düşünüyorum ve bu konuda yazarın kalemini sevdim. Zaman zaman aralarda fazla acıtasyon gibi vurgulanan geçmiş ve aralarda şiirimsi konuşmalar bana sıkıcı gelse de sevemesem de kitabın genelini sevdim. Kitapta ufak tefek imla hataları vardı onları önemsemiyorum nazar boncuğu olsun diye düşünüyorum onun haricinde genel olarak kitabı beğendim, dediğim gibi acıtasyon gelen ve şiirimsi konuşmaları pek sevemesem de yazarın kendi üslubu diyor ve bu konuda çok yorum yapmıyorum, sonuçta zevk meselesi. Özge Hanım'ın ilk kitabı olduğu düşünülürse diğer kitaplarında daha başarılı olacağına inanıyorum, o ışık var kaleminde bence... Eğer güzel bir aşk hikayesi okumak isterseniz bence bir deneyebilirsiniz.
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/sophia-james-yasakl-bir-gece.html Arada bir Harlequin Historical serisini okuyup kısacık, tadı damağımda kalan hikayelerle günü bitirmek gerekir :) "Wellinghams Serisi'nin 3. kitabı olan Yasaklı Bir Gece serinin diğer kitapları gibi güzeldi. Yine türünün hakkını veren, keyifle okunacak,beklenmedik gelişmelerde bile tadından geçilmeyecek bir hikaye... Yazarın dilini seviyorum, kurgularını oldukça sağlam yapıp, okuru memnun ediyor yazdıklarıyla. Eee bir de çeviri de güzel olunca, okura da keyifle okumak kalıyor. İşte o zevkle okudum kitabı. Biliyorsunuz ki Harlequin kitapları kısacık ve bir günde bitecek türden oluyor bu kitapta bir günde bitti. :) okura istediğini vermeyi biliyor Harlequin :) Kitabın konusu; Cristo Wellinghams, Paris'te kendisine getirilen bir kızı fahişe zannedip onunla beraber oluyor ve ardından kızı bir daha görmüyor derken aradan 5 yıl geçiyor. Kızımız, Elenour bu sürede evleniyor ve Londra'nın asillerinden biri olarak boy gösteriyor. Tabi, Cristo bu gerçeği bilmiyor derken bir gün tiyatroda karşılaşıyorlar ve olaylar patlak veriyor. Elenour unutamadığı Cristo'yu geçmişte bırakamıyor...Cristo, Paris'teki geceden sonra aklından çıkaramadığı güzeli hayatına geri istiyor... Tabi oldukça yüzeysel anlattım, 5 yıl içerisinde hayatlarındaki değişimleri, geçmişle yüzleşmeleri, her ikisinin karşılaşmalarından sonraki inişleri çıkışları ve duyguları es geçtim kısaca açıklarken...ama zannetmeyin ki yüzeysel bir aşk romanı... Bence hiç de fena değildi.Ben beğendim... Okuyun beğeneceksiniz diyerek hisrotical romance severlere bu seriyi öneriyorum... Ahh,bir de bu seriyi nasıl tamamlayabiliriz ki Harlequin kitapları aylık çıkıyor dersiniz, Harlequin'in satış sitesinden alabilirsiniz :)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/nicole-williams-sana-vuruldum-crash-1.html Kapağın ilgi çekiciliğine kapılıp almıştım ama beklentimi karşılamadı ne yazık ki. Böyle bir kitaba nasıl yorum yapılır bilemedim. İyi bir şeyler söyleyecek taraflar arıyorum ve kitabı yerin dibine sokar bir yorum yapmak istemiyorum da... ama bir yerden başlamak lazım tabi... Sanırım ilk defa bu kadar eleştirel bir yorum yazıyorum :( Üstelik bu kadar hevesle başladığım bir kitaba :( Öncelikle kitabın kurgusu, olay döngüsü fena değildi ama bir okuru tatmin edecek ölçüde yazılmış olsaydı. Duygudan yoksun, birçok şeyin havada kaldığı, olayların geçiştirildiği hissi veren bir kitaptı. Eğer bu kitap, bu kurgu, daha duygu yoğunluğunda ve olayları daha detaylı, geçiştirilmeden yazılsaydı bence güzel bir eser çıkardı ama ne yazık ki ben bu haliyle yeterli bulmadım. Bir kere, Lucy ve Jude güzel tanıştı ama hemen birbirlerinden hoşlandılar hadi ilk elektrik etkilendiler birbirlerinden diyelim... Arkadaş hangi ara aile ile tanışma faslına geçip de babaya kızından hoşlandım havası takılındı anlamadım. Bir durun ya... yavaş... diyesim geldi. Hadi bunu bir kenara bıraktım... Jude'un belalı arkadaşları ile olanlar, Sawyer ile olanlar, Jude'ın yaşadıkları... bunların Lucy'e yansıması... hepsi o kadar yüzeysel geçmişti ki... Kimse alınmasın ama okurken sanki yeni yetme birinin ilk hikaye denemesi gibi hissettim. Belki aranızda beğenenler vardır ama bence bir çok konuda çok yetersiz bir kitaptı. Evet,kötü çocukları seviyoruz... kötü çocuk iyi kız aşkını okumayı da seviyoruz... ama bu kadar basite indirgenerek okumayı... siz seviyor olabilirsiniz ama ben sevmiyorum... Bunlar benim kitabın kurgusuna ve yazımına dair eleştirilerimdi... şimdi yayınevine dair eleştirilerime gelelim... Aspendos... yakışmadı size bu kitap cidden! Severek takip ettiğim yayınevlerinden biri Aspendos ve bu kitaptaki imla hataları rahatsız etti. Eğer olur da ikinci basım yaparsa bu kitap bence matbaaya göndermeden bir elden geçirin kitabı... Kitaba dair ben başka bir şey söylemeyeceğim, konusu da zaten arka kapak yazısında gayet güzel bir şekilde yazılmış... Ben yorumumu burada bitiriyorum ve ne yazık ki bu seriyi takip etmeyeceğim... Ki niye seri onu da anlamadım ya... sonu yeterince iyi bir şekilde bitti ne gerek var seri yapmaya... Sustum tamam bu kadardı... ben tavsiye etmem okumanızı... yine de siz bilirsiniz. :))
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/evangeline-collins-yasak.html Benim yeni favori tarihi aşk romanı yazarlarımdan biri oldu Evangeline Collins. Yedi Gün Yedi Gece kitabında alışılmışın dışındaki karakterlerle ilgimi çekmişti ama bu kitapta şunu anladım bu kadın aykırılık sınırını tarihi aşk romanlarında taşıyor! Alıştığımız kurguların dışında derken hiçbir zaman saf, masum kızları ya da dük, kont ya da varlıklı, hovarda, çapkın erkekleri yok bu kadının. Ki bunun yanında olsa da eminim ona bile bir aykırılık yapar... İlk kitapta, yani yazarın ülkemizde yayınlanan ilk kitabında kızımız fahişelik yaparak hayatını kazanmaya çalışıyordu bu kitapta da erkek karakterimiz öyle! Yazarın dilini seviyorum, akıcı ve kurgusunda dolayı oldukça ilgi çekici yazıyor. Zaman zaman detaylar sıkıyor olsa da kurgunun gidişatı dolayısıyla zevkle okunuyor. Çevirisi de güzeldi, ara ara birkaç eyrde imla hatası vardı ama çok göze batmıyordu bunların haricinde kitabın zaten eleştirilecek tarafı yok. Ahh bir de Olimpos dikkat lütfen, Mr. Rosedale şeklinde hitap edilmiş Gideon'a hep neden onu Bay Rosedale diye çevrilmedi? Ki bir iki yerde Bay deyip de sonrasında hep Mr. denmesi garip geldi açıkçası. Olimpos'un historical romance türündeki kitapların kapak tasarımlarını çok beğeniyorum cidden tam türün kapağı dedirtiyor... Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, henüz çok gençken seyisiyle uygunsuz bir pozisyonda yakalanan Isabella, ağabeyinin bulduğu adamla evlenir. 5 yıllık evli olan Isabella evlilikleri süresince kocasıyla bir evlilik hayatından çok uzak bir hayat yaşayıp yalnızdır ve bir gün kuzeni Isabella için bir erkek fahişe kiralar. Bu adam, Gideon Rosedale, Isabella ile iki hafta geçirecektir. Olaylar böyle başlıyor, olması gereken sadece gündüz ve gece arkadaşlığı ikisi arasında tutkunun yanında aşkında doğmasına sebep oluyor. Peki, başka bir adamla evli olan Isabella, erkek fahişesi Gideon'la beraber olabilecek mi? Bu sorunun cevabı ve daha fazlası kitapta! :) İşte yazarın aykırılık dediğim kısmı buydu. Şimdiye kadar "historical türünün kraliçesi" diyeceğimiz kadar güçlü kalemleri okuduk ve onlarda hiç bir erkeğin para ile kadınlarla olduğunu okumuş muyduk? Hayır! Farklılık, değişiklikti bu ve benim çoook hoşuma gitti :) Yazarın kurguyu ele alması, olay gidişatının hiçbir kopukluk olmadan devam etmesi çok hoşuma gitti. Bu kitapta aşkın yavaş yavaş işlenmesi, Gideon ne kadar inkar etse de Isabella'nın en başından aşkını itiraf etmesi çok güzeldi. Özellikle Isabella'nın ağabeyleri ile olan son sahneler... muhteşemdi! Kitabı çok beğendim, eğer bu türü seviyorsanız okuyun, seveceğinizi düşünüyorum :)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/02/meral-kr-ask-sectim-sancaktarlar-serisi.html Aylardan Aşk dedik aylarca... Tüyap'ta da Aşkı Seçtim diyerek çığırarak aldık imzalı kitaplarımızı... Aylardan Aşk'ın sonunda kızdığımız Doruk Akman'ın içindeki fırtınaları okuyoruz. İçindeki aşık adamı, sevdiği kadının kalbini kazanabilmek için çırpınan, kendini affettirmeye çalışan adamı... çocuklarını her şeyden çok seven bir aile olma umudu yaşayan adamı okuyoruz. Evet, Doruk Akman'ın görünenin altına iniyoruz, her şeye rağmen gülen yüzünün altındakini görüyoruz. Bir Meral Kır romanı daha... artık o hale geldim ki Meral abla yazsın çıkarsın ben arka kapak yazısına bile bakmadan alırım durumundayım. Bu kadın karakter oluşturmayı, karakterlerin yaşadıklarını ve duyguları okurlara hissettirmeyi cidden biliyor! Dört dörtlük bir kitap mı arıyorsunuz? Buyurun size iki kitap. Biri Aylardan Aşk ve diğeri de Aşkı Seçtim! Ahh üçüncüsü ise yolda. :) Meral ablanın kalemine dair bir yorum yapmayacağım. Zaten yazımını, üslubunu, kalemini sevdiğimi anlamışsınızdır! Hani Hadise'ye Türkiye'nin Beyonce'si diyorlar ya bende bu kadar iddialı davranarak Meral Kır'da Türkiye'nin J. McNaught'u derim! Çok iddialı oldu farkındayım ama onun kadar iyi olduğunu düşünüyorum! Başka söze gerek yoktur bence :) Kısaca size kitabın konusunu anlatmak gerekirse; Aylardan Aşk kitabında tanıtığımız Sancaktar Ailesi'nin biricik Asya'sı, Doruk Akman'a aşık olmuş onunla bir ilişkiye başlamıştı, ama Aylardan Aşk'ta ilişkileri yürümemiş ayrılmışlar ve Doruk Amerika'ya gitmişti ve ayrıldıklarında Asya hamileydi! Bu kitapta ise Doruk, Türkiye'ye geri dönüyor ve Asya'yla yarım kalan ilişkisini mutlu sonla bitirmeye kararlı! Asya, çocuklarıyla hayatını kurmuş, düzenini oturtmuş kalbinin acısıyla yaşamaya devam etmeye çalışırken Doruk çıkageliyor! Doruk, Asya'nın kalbini kazanmaya, gitmiş olmasının verdiği kırgınlığı tamir etmeye, kendini affettirmeye ve onunla mutluluğu yakalamaya çalışırken hiç hesapta olmayan olaylar patlak veriyor. Aynı gece içerisinde Asya'nın iş yerinde yangın çıkarılıyor ve evi soyuluyor! Kitapta, hem Doruk ve Asya arasındaki çekimi, aşkı ve kalp kırıklıklarının ardında mutlu olmaya çalışan bir çifti hem de aniden gelişen şaşırtıcı olay zincirinin içindeki gerilimle soluksuz bir şekilde sonucu merak ederek okuyoruz. Ha sadece Doruk ve Asya mı okuyoruz? Tabi ki hayır! Tüm Sancaktarlar'ı okuyoruz. Yağız ve Tanem'in aşkına bir kez daha tanık oluyoruz ve onların bir ebeveyn olarak davranışlarını görüyoruz... Ahmet, Mehmet, Sena'yı da bolca okuyoruz. Yani anlayacağınız Meral abla, aşkı kusursuz bir şekilde dokumakla kalmamış, biraz heyecan katmış, aile bağlarına değinmiş, kardeşlik ilişkisinin önemini de göstererek eserini mükemmelleştirmiş! Kitabın bitmesini istemediğim gibi soluksuz okuduğum doğrudur! Heyecanla nasıl barışacaklar diye okurken sonunda biliyordum ki mutlu bir son beni bekliyordu. Evet, mutlu son! Ama neye göre mutlu son? Doruk ve Asya için evet... Tıpkı Aylarda Aşk kitabında Yağız ve Tanem için mutlu son olurken son bölümü okuduktan sonra mutlu son muydu diyerek Asya'yı acılı Doruk'u yanında başka bir kadınla bırakmıştık. Bunda da Doruk ve Asya'yı mutlu son ile bıraktık ama öyle bir bitti ki 3. kitap çıksın diye beklemekten çatlayacağız. Biliyoruz ki - en azından takipçileri biliyor - 3. kitap Ahmet ve Sena'nın kitabı olacak ve Aşkı Seçtim kitabının sonu onlar için başlangıç oldu. Yani kısacası Meral abla bir kitabı bitirirken diğer kitabın başlangıcını yapıyor. Güzel taktik Meral abla ama biz de insanız merak tavan yaptı bekliyoruz! :)) Kitaba bayıldığımı ayrıyetten söyleme gereği duymuyorum ve sizlere şiddetle "Sancaktarlar Serisi"ni tavsiye ediyorum ve yorumumu kitaptan küçücük bir alıntıyla bitiriyorum. :)
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/01/isl-parlakyldz-alim-bir-turk-masal-2.html ~~~*~~~ Aşk tedavisi sevdiğinin kollarında olan bir hastalıktı ve ben bu hastalığın pençesinde kıvranıyordum. ~~~*~~~ Veeeeeeeee karşınızda Ali Aral!!!! Yorumuma Ali'nin sözlerinden biriyle başlamak istedim ve nasıldı ama :) (bknz: yukarıdaki alıntı) Duygu'yu okurken hep dediğim gibi. Sedat ile Bekir de kimmiş Ali varken ;) Cidden beklentilerimden daha iyiydi. Duygu'yu okurken eğlendim, kızdım, bazen aşkla beraber romantizme bağladım ama Ali'm bambaşka bir şey çıktı. Duygu'da duyguları biraz daha derin yazabilirdi dedim ama bunda da bazen öyle cümleler ve çıkmazlarla duygular aktarılmıştı ki... Süperdi! Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Ali Aral, birgün Harem'de bir karmaşanın içerisinde kalan Aslı'ya yardım eder ve İstanbul'un ileri gelen ailelerinden birinin (aile dediğime bakmayın kabadayılarından birinin) kızı çıkınca işler sarpa sarar. Ali ve Aslı zorla evlendirilirler, ikisi de istemedikleri bir evliliğe zorlanmış olmanın verdiği duyguyla her ne kadar birbirlerinden nefret ettiklerini düşünseler de aslında kalpleri birbirleri için atmaya başlar. Aşk ve nefret arasında ince bir çizgi vardır derler ya, işte Aslı ve Ali o çizginin aşk olan kısmına geçiş yaptılar. Her ikisi de kabul etmek istemedi ama kabul ettiklerinde ve bunu kendilerine ve birbirlerine itiraf ettiklerinde bile hiçbir şey kolay olmadı. İşte kitapta Aslı ile Ali'nin aşkının filizlenmesini, kedi köpek gibi dalaşmalarını okuyoruz. Eğer bir aşk romanı okuruysanız, romantik, hafif eğlenceli, biraz atraksiyonlu, aşk dolu bir kitap okumak istiyorsanız bu kitaplara bir bakın.
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/01/wendy-higgins-tatl-seytan-sweet-trilogy.html Mıknatıslı kapak tasarımlarıyla Türkiye'de bir ilki yapan Go Kitap'ın yayınladıkları 3. kitap ve benim okuduğum ilk kitapları Tatlı Şeytan, tek kelimeyle süperdi. Yazarın daha önce bir kitabını okumamıştım ama kitabın kurgusunu çok beğendim, değişik ve ilgi çekiciydi. Çeviri de müthişti, kitabın akıcılığı bozulmadan hiçbir hata olmadan okura tam bir dört dörtlük kitap sunmuşlardı. "The Sweet Üçlemesi"nin ilk kitabı olan Tatlı Şeytan, henüz on altı yaşında, ne olduğunu bilmeyen ve kendi özel yeteneklerinin farkında olan Anna'nın kendi ile ilgili gerçekleri öğrenmesini konu alıyor. Bir Nefil olduğunu öğrenmesi, yalnız olmadığını, başka nefillerinde olduğunu öğreniyor. Sadece bununla da kalmıyor, ilk kez aşık oluyor hem de bir imkansıza! Kaidan Rowe'a. Kaidan, on yedi yaşında şehvet günahının temsilcisi olan bir nefil ve tehlikeli derecesinde yakışıklı... Bu kitapta, hem Anna'nın ne olduğunu, yeteneklerinin getirilerini okuyoruz ve onunla beraber yaşıyoruz. Normalde paranormal romance çok okumamama rağmen, bu kitabı çok beğendim ve devamını heyecanla bekleyeceğim diyebilirim. Bir diğer beğendiğim şey de bölüm aralarındaki alıntı sözlerdi. Cidden kitaba oldukça uyumlu olmuş bu sözler! Kitaba dair tek şikayetçi olacağım şey yaş ortalamalarıydı. Yani demek istediğim, oburluk, kıskançlık, ihanet, şehvet... tarzı günahları bize göre henüz 'yeni yetmeler'den okumak, onların yetenekleri olarak görmek... okurken pek yakıştıramadım. Yani düşünsenize adam, insanları şehvet günahıyla test ediyor ama bahsettiğimiz adam henüz on yedi yaşında! Bu olmamıştı, yaşlar biraz daha büyük olabilirdi ya da en azından on dokuz falan olsalardı :) Bu yaş sıkıntısı dolayısıyla okurken hep aklımda daha büyük olduklarını düşünerek okudum ve o zaman her şey daha kusursuz göründü benim için :) Serinin ilk kitabı olduğu için biraz durağandı, bu bir gerçek! Bunu yadırgamamak lazım sonuçta okura önce neyin ne olduğunu öğretecek, her şeyi yerli yerine oturtacak sonrasında da olayı patlatacak :) en azından benim düşüncem o yönde :) Kısacası seriye giriş kitabı, ilk kitabı olduğu göz önüne alınırsa çok fazla atraksiyon olmaması normal! Ama bu atraksiyon eksikliği eğlenceli sohbetlerle giderilmişti. Kaidan ve Anna'nın arasındaki sohbetler, diyaloglar oldukça güzeldi. Paranormal romance türünü seviyorsanız bu seriyi hemen okuyun, eğer daha önce deneyimlemediğiniz bir tür ise bence bu kitap denemek için mükemmel bir fırsat!