Son Ada
Livaneli'den alegorik ve sarsıcı bir roman... Darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. Başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. Bu doğrultuda tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir. Önceleri sıradan görünen bu müdahaleler, sonunda düşmanı düşmana kırdırmaya dek varacaktır. Başta martılar olmak üzere, ada halkı dahil tüm canlılar Başkanın acımasızlığından payını alacaktır. Bu arada durdurulamaz görünen bu gidişe direnen bazı sesler de vardır... Livaneli Son Ada'da, düşsel bir ülkede yaşanan aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken, politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.
Baskılar5
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (366)1984 hayvan çiftliğinin Türkiye versiyonu çok iyi
Biz bu kitapta anlatılanları yaşadık, yaşıyoruz ve sanırım hep yaşayacağız.
Son zamanlarda okuduğum, izlediğim çoğu şey bana Sineklerin Tanrısı'nı hatırlatıyor. Daha politik ve yalın hâli sadece. Belki de dönüp dolaşıp vardığım nokta aynı olduğu içindir. İnsanın aç, aciz, vahşi, zayıf ve korkak oluşu. O adada neler döndüğünü ve nasıl hissettirdiğini bizden başka kim daha iyi bilebilir ki? O adada yaşıyoruz neticede...
Kitap hakkında görüşüm; http://gokichik.blogspot.com/2015/07/zulfu-livaneli-son-ada-ve-son-adann.html
Küçük bir ada değil aslında anlatılan; koca bir dünya. Ütopyanın distopyaya dönüşü. Günümüz "demokrasi"sinin çok güzel özeti. Akıcı bir dilinin olması da cabası. Kesinlikle okunması gereken bir roman.
Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır. Gerçekten de okurken bir dünya klasiği okuyormuş gibi hissettim. Yaşar Kemal'in de referansı ile son derece beğendiğim bir kitap oldu kendileri. Son Ada, konu olarak bir ütopyanın distopyaya dönüşme hikayesini anlatıyor. Yazarın kitaptaki tabiri ile Son Ada, son sığınak, son insani köşedir ve sakinlerinin tek istediği bu dinginliğin bozulmamasıdır. Fakat bir gün adalarına "başkan" isminde eski bir albayın gelmesiyle işler hiç de istedikleri gibi gitmemeye başlar. Bu "başkan" önce adanın huzurunu ve sessizliğini bozar ve daha sonra yönetimi ele geçirerek ada sakinlerine diktatör bir şekilde hükmetmeye başlar. Konuya ilişkin bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum. Bu kısımdan sonraki anlatacaklarım ise bir kısım "spoiler" özelliği gösterebilir. Bu sebeple dikkatli okunmalıdır. Zülfü Livaneli kitap boyunca ada sakinlerinin başkana karşı direnç gösterememesini eleştiriyor. Ada sakinleri birçok yerde haksız olduklarını bildikleri başkana karşı gelip baş kaldıramıyorlar. Protesto dahi etmiyorlar. Yavaş yavaş da başkanın diktatörlüğü perçinlenmiş oluyor, halkın bu kabullenişi karşısında. Kitabın 52. sayfasında yer alan şu alıntı aslında bu bahsettiğim konuyu özetliyor: "Şimdi geriye dönüp baktığım zaman, bu tavrımızın aşırı bir tembellikten, uyuşmuşluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum. Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk." Bir haksızlığa karşı çıkmak veya zulme karşı gelmek için illa yılanın bize dokunması gerekmiyor. Montesquieu'nun dediği gibi " Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir." Kitapta bazı karakterler veya imgeler dikkatimi çekti. Onlardan ikisine değinmeden geçmek istemiyorum. Bu karakterlerden ilki ada sakinlerinden olan "yazar" lakaplı kişi. Yazar ilk günden beri başkana karşı gelebilen ve başkanın adayı felakete sürükleyeceğini görebilen entelektüel bir kişiliktir. Her zaman doğruları söylese de "yazar" bir süreden sonra halk bu karaktere bir "vatan haini" edasıyla yaklaşıyor. Ancak her şeye rağmen "yazar" doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmiyor. İkinci dikkatimi çeken simge ise, martılar oldu. Martılar adanın en eski sahipleridir ve başkan martıları adadan göndermeyi geldiği ilk günden aklına koyuyor. Modern hayatta martılar ile aynı adada insanların yaşamasını bir utançmış gibi anlatıyor ve halkı ikna ediyor. Bu kısımları okurken İstanbul'da eskiden ne kadar çok martı olduğunu hatırladım. Yaklaşık 15 sene öncesinde İstanbul'da çokça martı görüyorduk; fakat şimdilerde sayıları bir hayli azaldı. Çünkü maalesef "modernleştik." Martılarla ilgili ikinci değinmek istediğim konu ise, adadan sürgün edildikten sonra insanların başına taş yağdırmaları oldu. Bu kısımda dini bir hikaye olan "ebabil kuşu hikayesi" geldi aklıma. Livaneli romanın bu kısmında ebabil kuşu hikayesine bir atıfta bulunarak insanlığa ders verme amacı gütmüş veya aba altından sopa göstermek istemiş olabilir... Yine kitapta mevcut siyasi iktidara ilişkin sıkça eleştiriler ve inceden inceye laf sokmalar mevcuttu. Fakat hiçbiri rahatsız edici bir nitelikte değildi. Zaten Livaneli de bu kitap için en siyasi kitabım demekten çekinmiyor... Netice itibarıyla kurgusunu ve mesajlarını çok beğendim. Hem güncel hem de evrensel nitelikte bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
Livaneli kitabında dikta rejimi anlatıyor.Dikta rejimi ile değişen , huzuruna kastedilen ada halkının hikayesi..
Alabildiğine sade bir ütopyadan distopyaya geçiş romanı. Yazarın akıcı ve yer yer özet geçen tarzı okuduklarım içinde en çok bu esere yakışmış. Zira abartmadan, köpürtmeden ilerleyen bu yalınlık insanı daha çok çarpıyor. Ve maalesef o kadar tanıdık ki... Aymazlıklara, hırslara, yaklaşan treni göremeyenlere kızarken o trenin bizzat içinde olduğunu fark etmek en acısı.
Ha-ri-ka! Tek kelimeyle bayıldım.. Okuyun, okutun..
Okuyunca ne kadar çok günümüz ülkesine benzediğini göreceksiniz. Livaneli, yine ustalığını konuşturmuş, çok güzel bir kitap olmuş. Okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Belki biraz geç oldu ama ilk defa okuduğum bir Zülfü Livaneli kitabı Son Ada. Politika ile sosyal yaşamın irdelenmesi, elinde politik güce sahip şahsiyetlerin kişisel ihtiraslara kapılıp insanlara, hatta doğaya nasıl geri dönülmez sonuçlar getirebiliceğini anlatan bir anı romanı. Kişinin sosyal ve toplumsal bakış açısını degistirmek demeyelim de resmi daha büyük göstermeyi hedefleyen bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Kitabın sayfasını açtığınızda o adaya gidiyorsunuz sanki öyle içine çeken bir anlatım. Sanki o diktanın içinde yaşıyormuş gibi içiniz daralıyor bunalıyorsunuz. Sonra kitaba ara verdiğinizde yine romandaki gibi bir diktatörlük içinde olduğunuzu anlıyorsunuz. Herkesin eşit bir şekilde yaşadığı toplumu sınıflara bölerek itaat ettirerek nasıl ayrıştırdığını çok güzel bir kurguyla anlatıyor. mutlaka okunmalı.
Livaneli bu kitabında insan müdahalesinin doğaya ve insan yaşamına verdiği zararları anlatmış gibi görünebilir fakat düşünüldüğünde siyasi çıkarları uğruna yaşanılan alanı mahvetmek anlatılıyor. Kitapta anlatılanları ülkemiz için düşündüğümüzde de söylediklerinin hemen hemen aynısının yapıldığını görürüz herhalde. Bazılarının koltuk sevdası uğruna bu halkı uyuşturucu sözleriyle beyinlerini uyuşturup kendini haklı gibi gösterdiklerini, doğanın tahrip edilip daha sağlıksız ve yaşanmaz bir hâl aldığı gerçeği var bu ülkede. Dili de gayet akıcı ve kendini okutturan bir kitaptı. Kesinlikle öneriyorum. 9/10
''Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.''
Zülfü yazmış, daha büyük eksende Türkiye'de oynanmış gerçek bir hikaye.
Martılar...Hem güçlü,ama bir okadar da masum...Son Ada okunulması gereken bir kitap.Güzeller güzeli bir yer ve o yeri bozan Devlet adamı.Yeşilliği,hayvanları yine yok etmeye çalışan Devlet adamı.Darbe ve diktatötlük...Kitap bittiği zaman tek söylediğim şey"Bu gibi olayları yaşadık ve hala yaşıyoruz".Dili ve anlatımı çok güzel.Kısacası kesinlikle tavsiye ediyorum.
Zülfü Livaneli müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen kişiliğiyle; 1996 yılında Unesco tarafından büyük elçilik verilmiş, dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulunmuş, 19 Mayıs 1997 tarihinde Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır. Benimse beş kitabını okumuş biri olarak daha çok yazar yönüyle tanıdığım biridir Livaneli.. Son Ada yazarın okuduğum 5. kitabı. Zülfü Livaneli her kitabında farklı, insanı bir yerinden tutan, tanıdık gelen, akılda kalıcı bir hikâye anlatıyor. Şahsen okuduğum tüm kitaplarında kalbime ya da aklıma dokunan bir yeri var. Mesela; tarihle harmanlanmış hüzün veren masum tutkulu bir aşk hikâyesiyle “Serenad” kitabında gece ve keman eşliğinde Wagner'ın yazdığı Serenad Für Nadia'yı dinlemek, töreye kurban hayatları anlatan “mutluluk” kitabında insanlığa dair bir umut vadeden İrfan’ın annesinin söylediği "insanlar bir araya geldiklerinde birbirinin zehrini alırlar" sözü, farklı kültürdeki insanları ortak bir kaderde birleştiren “Leyla’nın Evi” kitabında Leyla' nın evi Leyla' ya diyerek o göz yaşartıcı final sözü, merak uyandıran polisiye hikayesiyle “Kardeşimin Hikayesi” kitabında Athos Dağı’nın yani Ayranoz’un benimde zaman zaman ah keşke dediğim hikayesini anlatayım size. 15. yüzyılda bugünkü 20 manastırın 19’u tamamlandı. Daha sonra yapılan eklerle manastırlar genişledi. ” Dinsel amaç ya da bilimsel araştırma isteğiyle yalnız erkekler Aynaroz’a gidebilir” gerekçesiyle 1045’te çıkarılan bir fermanla kadınların Aynaroz’a girmeleri yasaklandı. Bugün hala burada 1.500 keşiş; sade ve dünyadan uzak bir yaşam sürerler, ekim yaparlar ve bazı el sanatlarıyla uğraşırlar. Yani dünyada kadınların olmadığı bir yer sizce de kulağa hoş gelmiyor mu:) “Son Ada” kitabındaki martıların zekası ve cesareti. Aslında orada bir anne pelikanların yavrularına yiyecek bulamayıp aç kalmamaları için kendi etinden parçalar koparıp doyurduğu hikayesi vardı ama araştırdığımda bunun gerçekliğine dair bilgi bulamadım ki öyle bir şeyin olma ihtimali bile can acıtıcı..İşte tüm bunlar edebi nitelik açısından tatmin edici olmasa da itiraf etmeliyim ki çoğu Türk insanının edebiyat anlayışıyla paralel giden bir çizgi taşıyor. Kimi yerlerde birbirini tekrar eden cümleler olması ve özelliklede anlatıcıyı anlatırken yazar bir arkadaşına “sen bunu daha iyi yazardın ben pek başarılı sayılmam ama yinede yazdım” gibi cümleleri gereksiz laf kalabalıklığı hissi uyandırsa da yazarın anlatım dilini yalın, sade, anlaşılır, gerçekçi ve akıcı olarak nitelendirebilirim. Zaten bu kitabı Zülfü Livaneli yazmasaydı başka bir yazar yazsaydı hikayenin bize geçişi nasıl olurdu merak etmedim değil.. Kitap; hikayenin içinde geçen yer, kişiler açısından hem ülkemizin yaşadığı hem de halk olarak olaylar karşısındaki tutumumuzu yani sormayan-sorgulamayan, “aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cı, geçmişini unutan, yaşadıklarından ders almayan, savaşı kimin başlattığı, kimin haklı olduğu arasında gidip gelmelerle asıl resmi görememek, kısacası bize hiç yabancı gelmeyen olayları ve insanları anlatıyor. Faşizan bir düzende, diktatör birinin yönetiminde ütopya denebilecek güzellikte bir ülke nasıl savaş alanına çevrilir, birlik ve huzur içindeki insanlar arasında iç savaş çıkar birbirine düşman olur, kişisel çıkarlar uğruna hayvanlar nasıl katledilir, ekolojik denge nasıl bozulur bu kitapta bunları göreceksiniz ve “iyi insan-kötü insan, gerçekte medeniyet nedir?” diye kendi içinizde sorgulamaya gideceksiniz. Daha önceden George Orwell’ın 1984 ve Hayvan çiftliğini okuduğum için bunların bir harmanlanmış hali olan Son Ada’yı daha basite indirgenmiş buldum ama alegorik bir anlatımı kullanmış olması başarılı. Önsöz de Yaşar Kemal’in yazısı kitabın anlatılmak istenileni anlatmada ne kadar başarılı olduğuna dair övgü dolu sözler içeriyor. Kitaptan Altını Çizdiklerim: -Eşitlik, dostluk, demokrasi...Bunlar hep zayıfların uydurduğu saçmalıklar. Çünkü onların yaşayabilmek için bu gibi kavramlara ihtiyacı var. Güçlünün is bir tek isteği vardır.daha fazla güç. -İnsanlar mı olaylara göre değişir, yoksa olaylar mı insana göre oluşur. -Halk dediğin değişken bir şeydir.
Dünyanın ortasında ama dünyadan uzak bir ada. Tam bir cennet... Ütopya... Her şey o kadar kusursuz ki... Ta ki... Ayak basılmamış, insan denen aslında vahşi yaratığın henüz doğal güzelliklerini bozmadığı bir adada, insanlıklarını yitirmemiş insanlar yaşarmış. Bu insanlar öyle güzel bir uyumla yaşarlarmış ki hem doğayla hem de kendileriyle... Zülfü Livaneli'nin yarattığı bu kurgusal kitap, tam da medeniyet dediğimiz ve çok özenip gerekli saydığımız şeyin; kuralların, kanunların, kurumların aslında ne kadar gereksiz ve bir o kadar da yıkıcı olduğunu ayan beyan gösteriyor. Bu kitap bir adadan yola çıkarak aslında dünya düzenini ve insanların nasıl etki altında kalıp aptallaştığını, hırslara kapıldığını da gözler önüne seriyor. Yönetmeye ve yıkmaya, kargaşaya alışmış insanların, her şey ne kadar güzel, uyum içinde ve bakir olsa da, bunlardan vazgeçemeyip mutlaka kargaşa yaratma ve bunun çözümü için muhtaç olunan kişi olma hırslarıyla her şeyi ne kadar alt üst edebileceğinin bir göstergesi, kanıtı bu hikâye. Hayatta dengelerin ne kadar önemli olduğunun, bir şeyin başka şeyleri tetiklediğinin de bir anlatısı. Bir solukta okuyacağınız ve yaşadığınız yer, yaşanan süreçler ile çok bağlantı bulacağınız ustaca kaleme alınmış bir belgesel bence... Okunmalı ve ısrarla tavsiye edilmeli... Ben bayıldım...
Yazar kitabı çok yalın bir dilde, çok sadece bir şekilde aktarmış okuyuculara. Kitabı okurken müdahale etmek istediğim noktalar, bu kadar da olmaz dediğim olaylar vardı. Genel olarak iyi bir kitaptı. Okuyucuyu avuç içine alan bir kitap. Diyeceğim o ki hissederek okudum her bir cümlesini, etkilendim her bir satırda, bekledim bir umut. Üzüldüm sayfa sayfa.
Kesinlikle bir başucu kitabı... Kitabın başındaki Yaşar Kemal eleştirisine ve sonundaki Livaneli söyleşisine bayıldım. Livanelinin her kitabında farklı bir tarz okumaksa beni oldukça mutlu ediyor.. Bir bebekten nasıl katil yaratılıyor, cennet nasıl cehenneme dönüşüyor ve insanlar geçmişlerini nasıl kolaylıkla unutabiliyor çok açık ve net anlatmış.. bir de her ne olursa kazananların direnenler olacağını...
Zülfü Livaneli, kendi yaşadıklarımızdan da yola çıkarak, sadece bu zamana ve sadece buraya ait olmayan bir roman yazmış. Dünya’nın neresinde yaşarsa yaşasın bir okur bu kitapta; geçmişinden, ülkesinden, komşusundan ve kendisinden gerçekleri görebilecektir.
ütopya görmedim romanda okurken o ada yı hep Ülkemiz olarak düşündüm. Özellikle umutsuzluk içinde inanmadığın en ufak birşeye bile umutlanmak...... Burası Türkiye dedim
Tek kelimeyel mükemmeldi! Kitabın yayınlanma tarihini bilinmese daha dün yazıldı zannedilebilir. Konusu, kurgusu, karakterleri, vermek istediği mesajı ile dört dörtlük bir kitaptı. Gönlüne sağlık Livaneli...
Beklenmedik olaylar doğa çok hassas sakın değiştirmeyi, bir türü yok etmeyi deneme












