Hiç Kimse Sıradan Değildir
''Neden ben?'' diye sordum Tanrı'ya. Bir şey söylemedi. Güldüm ve yıldızları izledim. Yaşamak güzeldi... Hiç Kimse Sıradan Değildir Markus Zusak ''19 yaşındayım, taksi şoförüyüm. Sadece bu işe yarıyorum, bir de arkadaşlarımla kâğıt oynamaya. Başka hiçbir uğraşım, isteğim, hedefim yok. Bir ev arkadaşım var, adı Kapıcı. Kendisi aynı zamanda köpeğim olur ve karşılıklı kahve içmekten büyük keyif alırız. Kısacası sıradanlığın mihenk taşıyım ve bundan şikâyetçi değilim. Ama bir gün posta kutumda bulduğum iskambil kartının, çerçevedeki bu resmi değiştireceğini nereden bilebilirdim ki? ''Hiç'' oluşum, kimliği belirsiz birini rahatsız etmişe benziyor ve belli ki benimle oyun oynamak istiyor. Neden sorusunun cevabı aslında çok basit: umursamak için. Peki o halde, oyuna hazırım!'' Dilde sadeliği kullanma yeteneğini başarılı bir şekilde ortaya koyan Markus Zusak, Hiç Kimse Sıradan Değildir adlı eğlenceli olduğu kadar düşündüren romanıyla, herkesin yapabileceklerinin ötesine geçebileceğini en sıradan insanlar üzerinden göstererek zekâsını gözler önüne seriyor. ''Zusak dilde abartıdan uzak duran, sadeliği kullanarak hayal dünyanıza girmeyi ustalıkla başaran bir yazar. Hiç Kimse Sıradan Değildir de bu yeteneğini ortaya koyan iyi bir örnek.'' Time Magazine ''Yalın ve akıcı bir dille anlatılan, güzel olduğu kadar etkileyici bir roman.'' Kirkus Reviews ''Olağanüstü bir kitap. Mutlaka okunmalı.'' School Library Journal
Baskılar2
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (278)Kitap Hırsızı'nı çok beğenerek okumuştum. Beklentimin altında kaldı.
Akıcı ve sürükleyici. Tek oturusta okudum meraktan.
Kitap hakkında yorumları okudum öneriler oldu başladım. Bu kadar geç okuduğum için pişman oldum. Başlarda sıradan birinin sıradan hayatı ufak tesadüfler diye düşündüm, fakat yazar gerçekten benim pişman etti bunu düşündüğüm için çok etkileyici bir kitap . Bu kadar küçük değişiklikleri küçücük bir iyilik etrafında olanları umursamak gözlemlemek insanlığa bir katkıda bulunmak bir kişi dahi mutlu edilse bu dünyada ne kadar güzel bir yaşama imkanı sağlıyor aslında en yakın olduğumuz kişiler bile bazen yabancı görünebiliyor tanımadığın birine dönüşebiliyor. Bu düşüncelere yöneltti beni bu kitap, mutlaka en kısa zamanda okuyun ve düşünün okuduktan sonra. Sıradan bir insanın oyun kartları aracılığıyla ihtiyaç sahibi kişilere yönlendirilmesi ile küçük iyiliklerin insanların yaşamlarında nasıl büyük değişiklikler yarattığınıa tanık oluyor bu kitapta.
Kitap gayet akıcı gidiyor ve hızlı bitirilebilir bir kitap. Hedefi hızlıca kitap bitirmek olanlar için bulunmaz fırsat. Fakat, edebi olarak bana ne kattı diye sorarsanız, cevabım sıfır olurdu. Sıradan bir kitaptı. Tamamen kör tesadüfler üzerine, bin bir ayrıntıdan sadece doğru olan birini iç güdüsü ile seçmesiyle olayların devam ettiği, büyük heyecanlar verilerek sonunda küçük olayların yaşandığı ve aslında kişisel gelişim kitabı olması gereken bir roman.
Sıcacık hikayesiyle içinizi ısıtan, anlatımıyla sizi yormayan, hem eğlendirip hem düşündüren çok güzel bir kitap.
Herkese tavsiye ediyorum ısrarla. Çok çok etkileyici bir kitap. Kesinlikle okunmalı.
kitabı basmak için kesilen ağaca yazık. çevirmenin emeğine yazık. yalnızca çöp evet HİÇ
Ne diyebilirim ki. Markus Zusak'ın kitaplarına ölürüm
Sıcak bir kitap. Mutlulukla okudum. Sade ama güçlü. Ve müthiş bir hızla okunuyor. - “Biliyorum,” dedi kız. “Ed Kennedy.” Sesi tiz ama yumuşaktı; o kadar yumuşak ki insan içine yuvarlanabilirdi. (s. 83) - "Evet, iyi şanslar, Sophie,” dedi babası. Sophie. Hoşuma gitmişti. İsmi zihnimde dikkatle kızın yüzüne yerleştirdim. Uyum mükemmeldi. (s. 86) - Sabahlar el çırpıyor gibiydi. Beni uyandırmak için. (s. 97) - Ama hâlâ bekliyordum. Kapı biraz daha açıldı ve karşımda biri belirdi. Küçük kız. Kız önümde durmuş, yumruğuyla gözünü uykunun esaretinden kurtarmaya çalışıyordu. (s. 101) - Her şey dökülmüş süt gibi ağzımdan saçılıyordu. (s. 152) - Sadece oturuyorduk. Audrey ve ben. Ve huzursuzluk. Aramıza sıkışmış halde. “Sen benim en iyi arkadaşımsın, Ed,” dedi sonunda. “Biliyorum." Bir erkeği bu sözlerle öldürebilirsiniz. Silaha gerek yok. Mermiye gerek yok. Sadece bu sözler ve bu sözleri söyleyecek bir kız yeterli. (s. 152-153) - Kalp atışlarım kulaklarımda zonkluyordu. Önce tezahürat yapan bir kalabalık gibiydi, sonra sakinleşerek dizginsiz bir alaycılıkla tebrik eden tek bir kişinin alkışına dönüştü. Şak. Şak. Şak. Aferin, Ed. Çok güzel vazgeçtin. (s. 168) - “Neden ben?” diye sordum, Tanrı’ya. Bir şey söylemedi. Güldüm ve yıldızları seyrettim. Yaşamak güzeldi. (s. 211)
Sayfa sayfa görevden göreve koşar gibi okudum ama sonu, o son hiç olmamış. Bağlayamamış gibi, mistik bir hava katmaya çalışır gibi, Sofie'nin Dünyası'ndan aşırmış gibi...
1 gün gibi kısa bir sürede bitirdim ki zaten film izler gibi okuyunca çok bile:))Harika bir kurgusu var dili muhteşem olaylar hiç beklemediğin şekilde gelişiyor.Ne oluyor demeden olay olmuş bitmiş bile:)Esprileri çok sevdim konuşmalar diyaloglar arkadaşlık çok güzeldi.Kısaca kitap çok güzeldi ama benim için Zusak Kitap hırsızı:))
Sıradan denilebilecek Amerika toplumu için yazılmış motive edici popüler kitaplardan.. Kurgusu iyi olmakla beraber mutlaka okunması gereken kitaplardan değil. Yazar fazlasıyla uzatmış, kısacası sıkıcı..
Son derece güzel bir kitap. Çok beğenerek okudum.yazarın anlatımı da gayet hoşuma gitti. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum
Markus Zusak ın kitap hırsızı kitabından sonra bu kitaba başladığımda en başlarda biraz o kadar etkilemeyeceğini düşündüm ama öyle olmadı. Kartlar, mesajlar, Ed, Audrey aradaki ilişkiler, sonuçlar çok iyi kurgulanmış. Yazar son sayfada zaten kitabın ana fikrini tek cümle ile özetlemiş: "Belki de herkes yapabileceklerinin ötesine geçebilir"
Gayet hoş bir romandı.. Kesinlikle tavsiye ederim..! ;))
Guzel kitapa benziyo.Okudugumda iyi fikirler elde ediceyimden eminim
Hayatımda hiç birinine gerçekten minnet duyarak teşekkür etmemiştim. Yaptığım her güzel şeyi isteyerek yapıyordum, kötülükten uzak durmaya çalışıyordum ama iyilik yapmak için can attığım da söylenemezdi. Ta ki onunla tanışana kadar, Ed Keenedy. O benim her yeni güne 'Bugün Ed Keenedy olma zamanı!' diyerek başlamamı sağladı. Yapmaktan haz etmeyeceğim, yapsam bile gönülsüz olarak yapacağım şeyleri 'Ed Keenedy olmak bunu gerektirir.' diyerek yapmamı sağladı. İlk defa bir roman karakterinin hayatımdaki yeri bu kadar büyük oldu. Önceleri sıkıldığım kitapları yavaş yavaş okurdum, beğendiklerim çabuk biterdi. Seni yavaş yavaş okudum Ed, çünkü seni kaybedersem kendimi kötü hissedeceğimi biliyordum. Sonun gelmesin diye dua ettim. Önceden küçük sandığım iyiliklerin aslında sandığımdan daha büyük olduklarını anladım. -Bu noktada sakın sandığın ne kadar büyük? diye bir espri yapma, Ed.- Ya ya yap, sen bilirsin. Sen gerçekten bilirsin çünkü sen Ed Keenedy'sin. Sen sadece bir roman kahramanı değil, aynı zamanda benim kahramanımsın. Markuz Zusak'ın bu muhteşem eserini okurken, olağanüstü, pek çok konuda ruh ikizim Ed'i adeta içimde yaşarken, alıcılardan birinin de ben olduğumu anladım. Ed, ben sende kendimi gördüm. Tek bir farkımız vardı, sen sıfırdan zirveye çıkmayı başarabildin. Bense ilk adımımı senin sayende atabildim. Ben de o aslardan istiyorum. Joker de bana uyar. Senin gibi olabilmek istiyorum, Ed. Bazen insanlar çok güzel oluyordu. Görünüşleriyle değil. Söyledikleriyle de değil. Sadece varlıklarıyla. Bu sözleri kendin için mi söyledin, Ed? Seni sana senin ağzından anlatmak, büyüleyici bir şey. Senin gibi ben de kendi cenazemin boş ve tenha olmasını istemiyorum. Sen de gel :)) Gel ve bana bir şeyler söyle. Ya da söylemesen de olur, daha demin kendi ağzınla söyledin, sen sadece varlığınla bile muhteşemsin, Ed. Evet, doğru demişsin cenazemizde insanların arkamızdan iyi konuşması için hayatımızda bir "YAŞAM" olması gerekiyor. Benim söylediğin manadaki YAŞAMımı sen başlattın Ed. Sen sıradanlığın en mükemmel örneği değilsin çünkü sen sıradışısın. Senin gibi biri tüm o şeyleri başarabiliyor ama bunun tek bir nedeni var, inanılmaz olman. Sen, bize sadece cesaret verdin. En azından bana. Son cümlelerinde haklısın. Sen bir elçi değilsin, mesajın ta kendisisin. Markus Zusak asları sana gönderdi. Allah da seni bana gönderdi. Kitabı bitirdiğimde "Gerçekten Ed," dedim. "Teşekkür ederim." "Binlerce kez."
www.seymaatasoy.com Orjinal adı "I am The Messager" olan kitap 19 yaşında olan taksici Ed Kennedy'nin hikayesini anlatıyor. Ed en büyük eğlencesi beraber kahve içmek olan ev arkadaşı -aynı zamanda köpeği- Kapıcı ile birlikte yaşıyor. Taksicilikten başka tek uğraşı arkadaşlarıyla kart oynamak olan Ed 'in hayatı bir gün posta kutusunda bulduğu bir iskambil kağıdıyla değişir. Karo asının üstünde üç adresten başka bir şey yoktur. Kitap akıcı bir dile sahip olması, kısa cümlelerden ve bölümlerden oluşmasından ötürü kendini sıkmadan okutuyor. Ed mesajlarını iletince insanların yüzünde bir tebessüm bırakıyor. Açıkçası sonu beni tatmin etmedi. Konusu güzel, ama öyle sarsıcı bir kitap değil. Ama yine de hoş vakit geçirmek , kafanızı dinlendirmek için ideal bir kitap. Yazarın diğer kitabı Kitap Hırsızı'nı da okumadan geçmemek gerek derim.
Güzel başladı, vasat devam etti ve bitti:)
SÜPER BİR KİTAPTI. BOŞ ZAMANIMDA YENİDEN OKUMAYI DÜŞÜNÜYORUM
Gerçekten okunmaya değer bir kitap. Kitabın her satırını okurken içimde heyecan vardı. Bir sonraki cümlede neler olacağını tahmin etmek kolay değildi ve bu kitabı elimden bırakmamam için bir sebepti. Yazarın anlatım tarzı da olayların akışını çok iyi anlatmıştı. Markus Zusak'dan okuduğum ilk kitap olduğu için karşılaştırma yapamayacağım diğer kitapları ile ama bu kitap gerçekten harika! Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca size bir şeyler katan bir kitap. Not: Olumlu eleştirilerden dolayı lütfen beklentinizi yüksek tutup kitabı okuduğunuzda hayal kırıklığına uğramayın.











