Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Sıkı bir dostluk... Aslında hikâye onların hikâyesi, Ender'in ve Çetin'in... Günün birinde hayatlarına bir genç kız girer. Şimdi düşünme, hatırlama ve kendini didikleme zamanıdır. “Nihal’e başından beri olduğumuzdan farklı göründük. Böyle gerekmişti. Koruyucu, kollayıcı, soğukkanlı, ne yapması gerektiğini bilen, Nihal düzgün yürüsün, üniversiteyi uzatmadan bitirsin, yaşadığı felaketten makul adımlarla uzaklaşsın diye asfalt döşeyen iki orta yaşlı, deneyimli erkek. Biri göbekli, diğeri kel.” Barış Bıçakçı, bu çağa özgü lâf kalabalığından; dil, duygu, düşünce kirliliğinden paçalarına tek damla çamur bulaştırmadan çıkabilen, şaşırtıcı bir içışığı cömertçe yayan bir yazar. Nefes alır gibi, su içer gibi yazıyor.
Baskılar2
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (368)Son zamanlarda okuduğum, duyguları en gerçekçi anlatan kitap. Hiçbir aşırılığı yok. Olsaydı böyle olurdu, böyle yaşanırdı, böyle hissedilirdi. En nihayetinde benim duygu durumum da yazara göre hareket etti. Kitaptan biraz içim buruk ayrılıyorum. Başka türlüsü mümkün değil.
barış bıçakçı'nın orta yaş bunalımlarından oluşan ve kendisinin okuduğum ilk kitabı. su gibi akıyor. "bizim büyük çaresizliğimiz nihal'e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. asıl çaresizlik buydu." kısmıyla sizi, bir elinizde top, bir elinizde salçalı ekmek tuttuğunuz günlere götürerek kitabı da bir anlamda özetliyor aslında. geçmişi hep bir adım önde gören ve anın içinde olamayan iki yakın arkadaşın bir kadına duyduğu sevgiyi, aşkı ve ondan öte bir hezeyanı konu alıyor. yazarın tarzına gelince, sabahattin ali'ye çok benzettim. aynı naiflik, aynı dolaysız, açık ve duru anlatım... bu sebeple bir süre yere paralel gittikten sonra isimli kitabını da aldım. onu da begenecegimi düşünüyorum. ve son olarak sana gelelim çetin: uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür, olduğundan biraz daha fazladır...
Çok güzel bir kitaptı. Okumaya doyamadım. O kadar güzel cümleleri vardı ki bu kitapta, cümleyi çeksen, alsan hiçbir işe yaramayacak. Ama orda, o kullandığı yerde öyle güzel durmuş ki bir daha bir daha okuyası geliyor insanın. Anlatım, kurgu hepsi çok güzeldi yalnız kitabın sonunda küçük bir bölüm Çetin'e de söz düşsün isterdim. Yine de kalemine sağlık diyorum Barış Bıçakçı.✌
Bir solukta okunan , insani içine ceken , hüzün kokan Barış Bıçakçı kitabi. Ellerinde büyümüş olan arkadasinin kiz kardesine aşık olan "biri kel , biri göbekli " iki orta yasli ( Ender ve Çetin) kisinin hazin öyküsü. Konu sadece bundan ibarer mi ? Yuzeysel bakinca belki evet ama aslinda gecip giden zaman, yitirien onca sey, yitirilen yillar ve neticesinde sonucu belli bir hikaye, bizim büyük çaresizliğimiz...
Hikaye birbirini çok seven iki arkadaşın bir diğer arkadaşlarının kız kardeşine aşık olmalarını konu alıyor. Kafamda oluşan resimde bu durum itici görünüyor ama Barış Bıçakçı bunu anlatırken bu iki arkadaşın ilişkilerini öyle kuvvetli öyle masumane anlatmış ki Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabındaki George ve Lennie’nin ilişkilerine benzettim . O yüzden hikayeyi aşk değil de dostluk hikayesi olarak okudum. Hani hep ilişkilerimize bir isim koyması çabası içinde oluruz ya Ender ile Çetin arasındaki ilişki öylesine güzel ki kitapta geçen şu satır ; - “Seni aramıştım Çetin, çünkü sen ilktin. Biz ilktik”, “Sınır var mı? İlişkiler için gerçekten bir sınır var mı?… İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil, kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer. Benim bildiğim tek sınır bu”, “…Evli olduğumu söylediğimde aklıma hanginizin geldiğini gerçekten bilmiyordum… Seninle mi evliydim, yoksa Nihal’le mi?” İşte dostluk dediğinde olması gerek bu dedirtti.. Kitapta aşk, dostluk, aynı ve yalnız bir kıza aşık olmanın ulaşamamazlığının vermiş olduğu melankoli var ama en önemlisi büyümekle çocuk kalmak arasında bir sıkışmışlık onun verdiği bir hüzün var. -“Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal’e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu”. Bir kitabın filmini izlememeyi eğer kitaptan haberim olmadan filmini izlediysem de kitabını okumamayı prensip edindim kendime. Çünkü okuduğum kitaplarla bir bağ kuruyorum aramda. Ve gerek hikâyeyi gerekse karakterleri hayal dünyamdan bir şeyler katarak zapt ediyorum belleğime. İşte o zaman o kitap benim için özel oluyor ve zaten genellikle de sinemaya aktarıldığında aslını yansıtmıyor. Bu kitabında filmi varmış izlemedim tabi.. Filmi güzel oldu mu bilmem ama kitapta anlatılan hikaye bilindik ama duygu yüklüydü diyebilirim. Kitaptan Altını Çizdiklerim: - Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir? -Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum; hâlâ öyle!" -Birlikte geçirdiğimiz o güzel günlere ne olmuştu? Benim aklım hep o günlerdeydi. ne olmuştu o günlere? Yaşanan şeyler ne olur çetin, nerede durur? Hatırlamaya ve belleğe ilişkin eğretilemeler beni kesmiyor. Tozlu tavan arasına girmek, eski bir sandığı açmak, sararmış bir defterin sayfalarını çevirmek filan diyorum, beni kesmiyor. Geçmişimizle bağlantı kurmanın tek yolu hatırlamak mıdır? Başka bir eylem yok mu, olamaz mı?"
Ciddi anlamda hayatımdaki ilk 10 a rahat girecek bir kitap.Her kelimesinden etkilenir mi insan.Vurucu cümleleri ile deftere not almama gerek kalmadı.Başucumda dursa yeter:)
Düğün hazırlıkları telaşından mıdır bilmem, hikâyeye bir türlü odaklanamadım. Sonra bir kez daha okur muyum... emin değilim!
Birbiriyle mükemmel uyumu yakalamış iki arkadaşın, çok sevdikleri bir arkadaşları kız kardeşini onlara emanet edip yurt dışına gider. Kızın annesiyle babası trafik kazasında ölmüştür. 2 sene sonra fakültesi biteceği için abisiyle gidemez. 2 erkek, bir körpe genç kız. Tabi ki ikisi de kıza aşık olacaklar ama neyse ki fırsat kollayıp kıza kötü bir şey yapmak yerine, içi dünyalarındaki fantazileriyle idare edecekler. Tema hoşuma gitmese de yazarın anlatışının hakkını vermeliyim. Akıcı bir dili var. Altı çizilebilecek baya da bir satır var. Kısa bir kitap olduğu için de hemen okunabilir. Aşkın anlatılışında sınır tanımayanlardansanız bence okuduğunuzda pişman olmazsınız.
Böyle bir dostluk.. Daha ne denir ki ?
Hikaye birbirini çok seven iki arkadaşın bir diğer arkadaşlarının kız kardeşine aşık olmalarını konu alıyor. Kafamda oluşan resimde bu durum itici görünüyor ama Barış Bıçakçı bunu anlatırken bu iki arkadaşın ilişkilerini öyle kuvvetli öyle masumane anlatmış ki Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabındaki George ve Lennie’nin ilişkilerine benzettim . O yüzden hikayeyi aşk değil de dostluk hikayesi olarak okudum. Hani hep ilişkilerimize bir isim koyması çabası içinde oluruz ya Ender ile Çetin arasındaki ilişki öylesine güzel ki kitapta geçen şu satır ; - “Seni aramıştım Çetin, çünkü sen ilktin. Biz ilktik”, “Sınır var mı? İlişkiler için gerçekten bir sınır var mı?… İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil, kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer. Benim bildiğim tek sınır bu”, “…Evli olduğumu söylediğimde aklıma hanginizin geldiğini gerçekten bilmiyordum… Seninle mi evliydim, yoksa Nihal’le mi?” İşte dostluk dediğinde olması gerek bu dedirtti.. Kitapta aşk, dostluk, aynı ve yalnız bir kıza aşık olmanın ulaşamamazlığının vermiş olduğu melankoli var ama en önemlisi büyümekle çocuk kalmak arasında bir sıkışmışlık onun verdiği bir hüzün var. -“Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal’e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu”. Bir kitabın filmini izlememeyi eğer kitaptan haberim olmadan filmini izlediysem de kitabını okumamayı prensip edindim kendime. Çünkü okuduğum kitaplarla bir bağ kuruyorum aramda. Ve gerek hikâyeyi gerekse karakterleri hayal dünyamdan bir şeyler katarak zapt ediyorum belleğime. İşte o zaman o kitap benim için özel oluyor ve zaten genellikle de sinemaya aktarıldığında aslını yansıtmıyor. Bu kitabında filmi varmış izlemedim tabi.. Filmi güzel oldu mu bilmem ama kitapta anlatılan hikaye bilindik ama duygu yüklüydü diyebilirim. Kitaptan Altını Çizdiklerim: - Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir? -Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum; hâlâ öyle!" -Birlikte geçirdiğimiz o güzel günlere ne olmuştu? Benim aklım hep o günlerdeydi. ne olmuştu o günlere? Yaşanan şeyler ne olur çetin, nerede durur? Hatırlamaya ve belleğe ilişkin eğretilemeler beni kesmiyor. Tozlu tavan arasına girmek, eski bir sandığı açmak, sararmış bir defterin sayfalarını çevirmek filan diyorum, beni kesmiyor. Geçmişimizle bağlantı kurmanın tek yolu hatırlamak mıdır? Başka bir eylem yok mu, olamaz mı?"
İlk olarak filmini izlediğim BBÇ`yi kitabını okuduktan sonra daha çok sevdim. Çetin ve Ender benimde yanlarında yaşamak istediğim insanlar.
Barış Bıçakçı'nın okuduğum ikinci kitabı. Kitabı bitirdikten ertesi gün sonra filmini de izledim. İyice yerleşti içime. Ankara'sı ile, müziği ile, naifliği ile. Şimdi, bu hikayenin rahatsız edici bir yanı var. İlk başlarda ısınamadım bu yüzden, okumakta direndim ve suçladım kendimce yazarı. İki adamın, bir kız çocuğuna aşık olması. Bu cümle, bu kitabın özeti olamayacak kadar çirkin. Ama yazar bunu öyle bir yazmış, duygusallaştırmış ve derine indirmiş ki saflaşıyor ve yumuşuyor bu gerçek. Biraz çocuksulaşıyor. Sanırım, mükemmel bir dostluk, en fazla bu samimiyetle anlatılabilirdi. Ender ile Çetin'in dostluğu, benim için ayrı bir ulviyete sahiptir. Barış Bıçakçı'yı ve bu romanı sevme sebebimdir. Taze fasülyeyi sevme sebebimdir. Altı çizilecek çok satır, üzerinde konuşulacak çok ayrıntı var. Bir de Reşit Bey'in güzel bir doğu-batı anlatımı var yaşamak ve yaşamamak üzerine. Tatlı, sakin (bknz: hamur işleri) ve sade hayatlar.
Çok beğendim. Dili su gibi duru ve akiciydi.
Çok etkileyici bulamadım. Belkide okuduğum dönemden kaynaklıdır.
İnsanoğlunun daha az çaba harcama eğiliminin toplumlara yansıması, Osmanlı'nın bu sebeple Batı'ya yönelişi, Batının bu eğilimle birlikte "yaşamak" fikrinin de üzerine kurulduğu, Doğu'nun yaşamamayı bir halt sanması... Bu bölüme bittim. Tabi bir de bizim büyük çaresizliğimiz ve çocuk seslerine...
Bazı acemice cümlelere rağmen, hüzünlü ve güzel anlatımından dolayı beğendim. Hikaye ilgi çekiciydi.
çok keyifli, dil ve edebiyatı çok başarılı bir roman :)
beklentimin çok çok altında çıkan kitaptır. tavsiye etmem doğrusu :/
Tek kötü yanı kısa olması...
Filmini çok beğenen biri olarak kitabı daha da beğendim. Su gibi akıp geçiyor bizi anlatan hikayesi. Mutlaka okuyun.
Çağdaş Türk Edebiyatına olan ilgimi yeniden canlandıran, klasiklerden sonra da güçlü kalemlerin olduğunu hatırlatan yazar Barış Bıçakçı. Ama diğer kitapları bu kadar etkileyemedi ne yazık ki.
Birinin arkadaşlığına aşık olmanın mümkün olduğunu anlatan etkileyici bir kitap .
kitabın anlatımı çok detaylı olmasına rağmen.havada bırakılan şeyler var.Barış Bıçakçı'nın okuduğum 2.kitabı olmasına rağmen sanki kitapları arasında benzerlikler vardı.
Barış bıçakçının en güzel kitabı. Okumaya burdan başlamıştım, iyi ki de öyle yapmışım.
Dili güzel, anlatımı akıcı, samimi bir kitaptı... Zaman kaybı diyenler olmuş, bence değildi... Tabii ki daha fazlasını bekledim okurken ve yarım kalan şeyler oldu ama haksızlık edemem, tavsiye ederim...












