Benim Hüzünlü Orospularım
Bu roman, Gabriel García Márquez'in, on yıl önce yayınladığı Aşk ve Öbür Cinler'den sonra yazdığı ilk roman. Yüzyıllık Yalnızlık yazarının bu yeni yapıtının kahramanı, daha önceki romanlarının kişilerine hiç benzemiyor. Benim Hüzünlü Orospularım'ın başkişisi, yaşamı boyunca hiçbir kadınla parasını ödemeden sevişmemiş yaşlı bir gazeteci. Yalnızlığının çaresini gündelik, sıradan ilişkilerde aramış bu çirkin ve çekingen ihtiyar, 90. yaşgününde kendine hiç alışılmamış bir armağan vermeye kalkışır. Eskiden tanıdığı bir genelev patroniçesini arar, el değmemiş bir genç kızla birlikte olmak istediğini söyler. Patroniçe, onun bu istediğini yerine getirecek, ama yaşlı adam her ziyaretinde uyuyan güzel Delgadina'yı seyretmekle yetinmek zorunda kalacak, yaşamının güzünde kendisine böylesi bir oyun oynayan yazgısına boyun eğecek; ne ki bu ayrıksı ilişkiden o güne değin hiç tatmadığı bir aşk doğacaktır. García Márquez, bu romanında, yaşlılığın hüznünü olağandışı bir aşkın coşkusuna dönüştürüyor. Belki de ölümü güzelleştirmek için... Ustanın bu yeni romanı yaşlılığa, cinselliğe, aşka ve ölüme bir güzelleme.
Baskılar1
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (399)Roman kahramanının iç dünyası güzel yansıtılmış. Gelgitleri, mazisi.. Kısa da bir kitap, okuması kolay. Ama hayal ettiğim öykü çıkmadı karşıma, biraz onun eksikliğini yaşadım. Yine de güzeldi.
Bir çırpıda okuyabileceğiniz keyifli bir kitap. Kendiliğinden akıyor. Aşkın 90 yaşındaki insana bile neler yaptığını göreceksiniz. Tavsiye ederim.
90 yaşını kutlayan yaşlı bir adamın doğum gününde bakire bir kız istemesiyle başlar kitap. Hayatını zaten hep para karşılığı ilişkilerle geçirmiş bir adamdır kendisi. Bize hayatın yaşın kaç olursa olsun yaşanmaya değer olduğunu , yaşının bir önemi olmadığıni ve yine bazı şeyler için hiçbir zaman geç olmadığını gösteriyor bize kitap. Aşk 9unda da 90inda da aşktır.
"İnsanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksız." ''Dünyada tek başına ölmekten daha büyük bir felaket olamaz.'' ''Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir.'' ''Bir erkek babasına benzemeye başladığı an yaşlandığını anlar.''
Marquez'in kısacık kitabı 90 yaşını kutlayan bir gazetecinin kendini bakire bir kız bularak ödüllendirmesi ve sonucunda 14 yaşındaki kıza aşık olmasının anlatımı. -Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir. -Bir erkek babasına benzemeye başladığı an yaşlandığını anlar.
aldım, okudum ve pişman olmadım. Hayat dersi niteliğinde bir roman diyebilirim. Bir insan aşırı şehvet düşkünü olduğu halde aynı zamanda nasıl ahlaklı olabilir sorusunun cevabı saklı bu şah eserde.
Marquez'in okunacaklar listesinde gerilerde kalıyor
Dünle bugünün, gerçekte yaşanılanla masalların iç içe geçtiği ama okurken doğal bir yalınlıkla kurgulanan hikâyelerini ya da cümlelerini yadırgamadığımız Marguez; bana hep kadınları ve aşkı birçok hemcinsinden daha güzel ifade edebilme yeteneğine sahip olması nedeniyle çapkın ya da belki flörtöz gibi gelmiştir. Hani dikkat edilmesi gereken erkek tiplerinen :) Adam sanki düşler dünyasında kelimelerle oynaşan bir metafor üstadı. İşin esprisi bir tarafa Marquez’in kadınları güçlü ama hala eski dönemler Avrupa’sında ya da hala bizde olduğu gibi ataerkil bir bakış açısında erkeklerin gölgesinde kalmış karakterlerden oluşuyor. Hukuk fakültesindeki eğitimini yazarlık için bırakan bu zeki Kolombiyalı, 1982 yılında Nobel ödülü almaya hak kazanmıştır. Fakat yazarla ilgili ilginç bilgilerden birisi ölümünün ardından, Kolombiya Cumhurbaşkanı tarafından “bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı" olarak lanse edilirken diğer yandan 2015 yılında The Washington Post'un bulduğu arşivlere göre, Marquez'in Küba'lı haber ajansı Prens Latina'nın kuruluşuna yardımcı olduğu gerekçesiyle 24 yıl FBI tarafından takip edilmiş olması. İkinci ilginç bilgi ise okuduğum kitapla ilgili. “Benim hüzünlü orospularım” yazarın okurlarının uzun bir aradan sonra heyecanla beklediği kitaplardan birisi. O dönem kitap daha matbaadayken korsan kitapçıların eline geçmiş ve onlar tarafından piyasaya sürülmüş. Tabi korsanda olsa okurlar tarafından büyük ilgi gören kitabın basımı durdurulmuş ve kitap yayıncının isteğiyle Marquez tarafından tekrar son bölümünü değiştirilerek yeniden yazılmış. Şimdi soru işareti acaba asıl kitap hangisi? Benim okuduğum mu yoksa korsancıların elinde olan mı? Marquez'in bir yazar olarak hayalden kurduğu ve şekillendirdiği kitabın ilk hali asıl sayılmaz mı? Sonradan düzeltilen kitap ilk hali gibi olur mu? Bence biraz zorlama olmuştur. Marquez ise bu konuda şöyle demiş; "kitabı yaratan benim onu da değiştirme hakkım ve kudretim vardı. Gerçek olan son anda değiştirerek yayımladığım kitaptır. Diğeri artık hükmünü yitirmiştir.” O böyle demiş olsa da ben hikâyenin ilk yani bence asıl olan halini merak ediyorum. Korsan kitaba karşıyım ama bu sefer bulsam alıp heyecanla okuyacağım ilk korsan kitap olurdu :) Kolera günlerinde aşk, kırmızı pazartesi ve benim hüzünlü orospularım olmak üzere yazarın üç kitabını okudum. Nobel ödüllü Marquez için; toplumsal gerçekliğin yansımasını mesaj verme kaygısı gütmeden yazıyor diyebilirim. Yani o sadece bir olay anlatıyor, sonra siz; alt tarafı 100-150 sayfalık bir kitap sonrasında buzdağının görünmeyen yüzüyle yüzleşiyor, düşünüyor ve sorguluyorsunuz. Kolera günlerinde aşk’ta; adam aşık olduğu kıza kavuşmayı tam 51 yıl, 9 ay, 4 gün obsesif bir şekilde beklemişti. Okurken; aşktaki tutkuyu hissedecek kadar aşık olmadığımı, beklemek, acı çekmek, özlemek fedakarlık yapmak gibi hissiyatlar bir tarafa, sadece beni seven adamları severek ilişkilerimi güvenli bir şekilde devam ettirmeyi seçmiş, aşktan anladığım şeyin sadece bu olduğunu düşünmüştüm. Yani hiç “aşk için ölmeli işte aşk o zaman aşk” sözü hiç bana uymuyor. Kırmızı pazartesi’nde namus davası yüzünden bir adam öldürülüyordu. Önyargılarımızdan, kıskançlıklarımızdan, duyarsızlıklarımızdan göz göre göre insanları, insanlığı nasıl yok ettiğimizi düşünmüştüm. Benim hüzünlü orospularım ise; yaşlılık, ölüm ve aşk üzerine yazılmış bir roman. 90 yaşındaki bir adam genelevden bakire olarak doğum günü hediyesi olarak sunulan 14 yaşındaki bir kız. Tabi kahramanımız bu kıza aşık oluyor ve bakire kızla hiç sevişmiyor. Kitapta sorguladığım ilk konu; bu durumda orospuluk neydi? Bir meslek miydi yoksa karakter biçimi miydi? Sorguladığım ikinci konu ise; 90 yaşındaki bir adamla 14 yaşındaki bir kızı yan yana düşünmek neresinden bakarsanız bakın durum çok itici.Ama aşk.. Aşk yaş, zaman mekân dinler mi? Dinlerse aşk olur mu? Normalde bir kadın ve bir erkeğin duygularından söz etmek doğal geliyor ama işin içine yaş durumu girince itici geliyor. Doğa tarafından kabul görünen şey toplum tarafından reddediliyor. Kolombiyalı yazar Marquez’in okuduğum kitaplarında dikkatimi çeken iki nokta var. Birisi kitaplarında Türklere ya da Türkiye’ye dair bir şeyin geçiyor olması örneğin; ;Kolera günlerinde aşk’ta Türk halıları, Kırmızı pazartesi’nde Arap kahramanının isminin Türk olması ve bu kitapta da Ankara kedisinin olması. Marquez’in Türk takıntısı tesadüf mü yoksa bende ki algıda seçicilikten midir bilemedim ama bu durum benim için gizemini koruyan bir konu. İleriki kitaplarda belki çözerim. İkincisi ise aşk. Bazen bir lütuf bazense bir ceza olarak gelip bizi bulan aşk; mutlu ya da mutsuz sonla, yaşanmış ya da yaşanmamış olsun ölürken gözümüzün önünden geçen film şeridinde kalbimize dokunan ve belleğimizde canlanan bir his olarak yerini alacaktır. "Gitme zamanı gelmişse 'dur' demenin; zaman geçmişse 'dön' demenin ve aşk bitmişse 'yeniden' demenin; hiçbir anlamı yoktur." Kendisine yol gösterici olarak benim okumayı beceremediğim üç yazardan biri olan William Faulkner’ı örnek almış Marquez’in bu sözü ile de aşka ve kadınlara gerçek hayatında da, edebiyatta da önem vermiş olduğunu söyleyerek Marquez dosyasını burada noktalayayım. Kitaptan Altını Çizdiklerim: -Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir. -Bir erkek babasına benzemeye başladığı an yaşlandığını anlar.
Kırmızı pazartesi daha iyiydi ama yine de Marquez olduğu için okunur
Çok fazla duyguyu alamadım ama yazarın adı yeter.
bu kitabını yazmasada olurdu
Aman aman bir beklentim yoktu kitabı okumaya başladığımda ve bir nefeste içime çektim kelimeleri... içimde kalan tek sözcük ise doksan yaşında bile olsa AŞK kalbin ritmini değiştirebiliyor...
Kitabın kahramanına Ç . harfini verdim isim olarak .çünkü kahramanımız hem çirkin hem çekingen .Sıradan ilişkilerin adamı .Öyle şahane kadın arayışıda yok bir meta olarak benimsemiş çoğunu .Ucuz rujları , keçe gibi saçları ,yırtık file çorapları olan kadınlarla kalitesiz yataklarda ,kirli çarşaflarda yalnızlığını unutmaya çalışmış Ç. Ammaa aşk bu ister 90 ' a daya merdiveni ,istersen 100 'e .Zavallı Ç. hayatının aşkı şahane Delgadina ile tanışıyor .Hayatının baharında genç kadın ve 90yaşına bastığı gece sabaha kadar dokunmadan izleyen yaşlı Ç hiçte aşinası olmadığı duygularla bir medcezire maruz kalıyor . Marquez usta aşkın duruluğuyla tatlandırmış satırları .Benim Hüzünlü Orospularım bir kitap değil , evrenin ortak acısı yalnızlığa bir reçetedir .Okuyun .Şifanızı bulacağınız bir satır illaki olacaktır .
yazarin okudugum ikinci kitabiydi.ben bunu da cok begendim.anlatimi ,dili,tarzi baska cok baska okunasi bir yazar.
Marquez beni hayal kırıklığına uğratmayan ender yazarlardan. Sıkmayan, tadında detayları ve anlatımına hayranım. Bir minik yazarcık olarak öykünürüm kendisine.
Kitabın ismine bağlı kalınmadan okunduğunda epeyce hoş düşünce ve zamana dair korkunç bir düşünce içerisinde bulabilirsiniz kendiniz. Benim hayranlık duyduğum tek karakter ihtiyarın hizmetini gören "bakiredir." Bir hayatın, amacın ve elbette kişinin gönlüne sadakatinin örneğidir vesselam.
Gabriel Garcia Marquez bu. Tabi ki daha azı beklenemezdi.
Kitabı bir arkadaşımın ısrarı sonucunda almış ve okumuş biri olarak daha önceden konusundan hiçbir haberim yoktu isminden dolayı da ön yargı da bulunmak istemeyip okumaya başlamış ve bir gün de bitirmişim zaten kalın bir kitap değil herkes bir günde bitirebilir.Gelelim kitaba kitabın 1982 edebiyat ödülü aldığını göz önünde bulundurduğumuzda bana göre biraz bunun altında kaldığını düşünüyorum.Hemen aklımda doksan yaşındaki biri torunun torunu olabilecek küçük bir çocuğa nasıl o gözle bakar hiç mi ar edep kalmamış yahu dedirtti bana açıkcası.Kitabı alıp okumuşsanız bir şey kaybetmezsiniz zaten okunan hiçbir şey boşa değildir bence ama özel olarak alınıp okunacak bir kitap gibi gelmedi bana.Bir yandan da aklıma yine ''Bir kadın adamı vezir de eder rezil de eder'' sözü aklıma geldi.Bu arada ben can yayınlarının baskısını aldım ve kitap 109 sayfa değil 94 sayfa bunu da belirtmek istedim.
Beklentim çok yüksek olarak başlamıştım ama beklediğim gibi olmadı. Fena sayılmazdı. Aynı kişi üzerinde dönen olaylar ve bu kişinin düşüncelerini anlatıyordu. Bazı yerlerde çok sıkıcı bulsam da çeviri olmasında kaynaklandığını söyleyebilirim.
Marquez'in kısacık nefis bir kitabı 90 yaşını kutlayan bir gazetecinin kendini bakire bir kız bularak ödüllendirmesi ve sonucunda 14 yaşındaki kıza aşık olmasını harika yazmış.yazar. Kitap için fazla bir yoruma gerek yok sonuçta yazarı Marquez Beden yaşlanır ama ruh yaşlanmaz özlü sözüne nefis bir gönderme.
Okuduğum Marquez kitapları içerisinde en az beğendiğim buydu sanırım. Şimdi Marquez kitaplarının genel teması yalnızlıktır, bu nedenle de benim en sevdiğim Marquez kitabı, Albaya Mektup Yok' tur. Yüzyıllık Yalnızlık' tan bile öndedir o kitap benim için. Yalnızlığın bu kadar güzel anlatıldığı başka bir kitap bilmiyorum ben çünkü. Bu kitapta ise yine konu yalnızlık, tabii bir de aşk teması var. Kitabın adına bakınca birçok kadın hikayesi okuyacağınızı sanıyorsunuz belki ama kitapta 14 yaşında bir kızın, 90 yaşındaki bir adama hissettirdiklerini okuyorsunuz sadece. Benim için ne kada çok kadın o kadar çok göğüs ve dolayısıyla o kadar iyi kitaptır. Sırf bu nedenle bu kitaba iğrenç diyebilirim mesela. Şaka lan şaka korkmayın. Göğüsleri severim de o kadar da değil. Büyülü gerçekçilik neydi? Büyülü gerçekçilik emekti. Yok geyik yapmıyorum bence gerçekten fazlasıyla emek gerektiren bir iş o tarzda kitap yazmak. Yıllarca aralıksız yağmur yağdıracaksın; güzel, saf bir kızı gökyüzüne uçuracaksın, adamın birine durmaksızın yemek yedireceksin ve tüm bunları okuyan okuyucuya bir kez bile 'dur lan ne oluyor, nasıl ya, fantastik mi bu kitap şimdi, hayal mi yoksa bu' gibi şeyleri düşündürtmeyeceksin. Bu kitapta ise büyülü gerçekçilikle ilgili bir şey bana göre yok. Kitabı okurken bir süre her şey hayal filan mı acaba diye düşündüm ama değil yahu sahici bir aşk hikayesi anlatıyor Marquez kitapta. Tamam, bunu, o nefret ettiğim vıcık vıcık aşk hikayeleri tarzında yapmıyor ama yine de aşk hikayesi anlatıyor. Hiç sevmem aşk hikayelerini. 14' lük çıtırı bulmuşken sevişeceksin dedecim ne aşkı!!! Kitap da anlamsız geçişler de var ya da bana anlamsız gelmiş de olabilir artık bilmiyorum, benim kafa 14' lük çıtırda kalmıştı çünkü. En sevdiğim yanı ise Marquez' in her zaman yaptığı gibi yalnızlığı yine muhteşem anlatmasıydı, bu kez bir de yaşlılığı anlatıyor Marquez bu kitapta ve baya da fena anlatıyor. Alıntılayabilirdim ekşisözlükten filan ama yapmayacağım, merak eden girip okusun bu kitaptaki yaşlılığın anlatımını. Muazzam gerçekten. Tek bir alıntıyla bitirelim. Şimdi ben dedeye kızıyorum ya hani 14' lük çıtırı bulmuşsun yesene be dedecim diye ki yerinde ben olsam hiç affetmezdim mesela, dede de yaşlılığın verdiği bunaklıkla bana şöyle diyor; ''seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir." Bunak işte. Edit: Büyülü gerçekçilik diye bir şey yok mu demişim, votka içerken mi yazmışım anlamadım. Dalıyordu bir ara hayal alemine hatunların arasına lan. Neyse okuduysanız ve güzel de bir kızsanız bana bir hatırlatın oraları.
Yazarın okuduğum diğer eserlerinden biraz daha yavan, ama sadece tensel beraberlikler yaşayan yaşlı bir erkeğin yalnızlığını anlatması bakımından güzel.
okumak için sabırsızlandığım ve beni hayal kırıklığına uğratan bir kitaptı.Çevirisinden kaynaklı olduğunu düşünmekteyim.
Kitap beni pek etkilemedi açıkçası. Ben Yüzyıllık Yalnızlık'ı bitirip büyük bir heyecanla sarılmıştım bu kitaba ama beklentilerimi karşılamadı. Konusu kesinlikle sıradışı ve Marquez'in dili harika buna rağmen kitapta eksik bir şeyler var. Ama okunabilir.










