Kırmızı Pazartesi
Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.
Baskılar6
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (663)Bir cinayet romanı. Öyle ki cinayeti, maktulü hatta katilleri bile ilk sayfalardan itibaren biliyoruz. Ve bu eserin heyecanını ya da merak unsurunu bir nebze olsun azaltmıyor. Yazar çocukluğunda tanık olduğu bir cinayetten kurguladığı eserde, hem “töre”yi hem mahalle baskısını hem de toplumsal duyarsızlığı dantel gibi işlemiş. Nihayetinde bu üç olumsuz güçten bir tanesi aradan çekilebilse belki de hiç gerçekleşmeyecek olan o vahşet, katillerinin bile işlemeyi istemediği bu cinayet hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor. Bu açıdan Santiago Nasar’ın öldüğünü bile bile okuyan bizler ile bağıra çağıra gelen bu cinayeti engelleyemeyen kasaba halkı arasında bir fark yok aslında. Adeta bir toplu akıl tutulması, akacak kan damarda durmaz atasözünün -kelimenin tam anlamıyla- kanlı canlı örneği. İşin gerçeği Marquez ile aram çok iyi değildir ya, yıllar önce oyununu izlediğim bu eserini oldum olası sevmişimdir. Ayrıca genellikle kitabın ismi için çeviri faciası deniliyor ama Türkçe ismi orijinalinden çok daha çarpıcı bence.
Kırmızı Pazartesi- Bir cinayetin anatomisi. Bağıra bağıra gelen bir cinayet, kasaba halkının duyarsızlığı, basiretsizliği, santiago nasar'ın ölümüne yol açar. S. nasar, ilgisi olmadığı bir namus cinayetine kurban gider.. Cinayete kurban gitmesinde en büyük etken; S. nasarın zengin ve hovarda olması.. Herkese okumasını tavsiye ederim.
Kitaptaki cinayet ve çözülemeyen sırrın yanında beni en çok etkileyen şeylerden biri genç yargıcın ve valinin tavrının tasviri oldu. O kadar başarılıydı ki bu tasvirler ayrı bir kitap bile olabilirmiş.
"Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım." (Sayfa, 90) Kitabı bitirdiğimde bana ne hissettirdiği konusunda oturup uzun uzun düşündüm. İlk hissettiğim Santiago Nasar'ın suçsuz yere öldürülmüş olmasının beni çok üzdüğü oldu. Bir toplum nasıl bu kadar vurdumduymaz olur, nasıl hiçbi şey yapmadan öylece durabilir bu sorular kitapta çok güzel bir şekilde gözler önüne serilmiş.
Kitap güzeldi ancak bir o kadar da karışıktı. Yazar yan karakterlere aşırı yer vermiş ve bütün kasaba sakinlerinin isimlerini bilmemizi iştemiş. Toplumun duyarsızlığı ve sorumluluktan kaçışı iyi bir şekilde işlenmiş. Kisa ve öz demek isterdim ama kısa ve yorucu demek daha doğru olur.
Kesinlikle bir çırpıda bitirebileceğiniz, çok akıcı bir kitap. Puanımı da bu akıcılığına verdim. Kendimi bir an Brezilya dizisi izliyor sandım. Öte yandan kitabın sonunun baştan belli oluşu, bana ileride başlayacağım Fantastik kitap serileri hakkında ipucu verdi. Örnek çok tartışılan Zaman Çarkı serisi okuma sırası gibi.
Kırmızı Pazartesi, işleneceği belli olan bir namus cinayetinin , kimse tarafından engellenmemesi üzerine yazılmış ilginç bir romandır. Bizi anlatan bu roman Marquez sayesinde görürüz ki farklı toplumlarında ortak sorunuymuş. Ülkemizde 2017 de tam 409 kadın, 2016 yılında 328 kadın cinayeti işlendi. Ve bunların büyük çoğunluğu, işleneceği belli olan ama kimse tarafından engel olunmayan , cinayetlerdi. İşleneceği belliydi, çünkü katiller onlarca kez Vicario kardeşler gibi kurbanlarını tehdit etmişlerdi. İşleneceği belliydi çünkü, bunu Vicario kardeşler gibi sağda solda kaç kez göstermişlerdi. İşleneceği belliydi çünkü, kadınlar öncesinde şiddet görmüştü. Kurbanlar emniyete sığınmıştı. Ama her defasında, Nasar'ın annesinin, oğlunun son kurtulma ihtimalini, kapıyı bizzat onun yüzüne kilitleyerek (istemeyerek de olsa) engellemiş olması gibi , sevgili devlet baba da kadınların son kurtulma ihtimalini istemeyerek de olsa bürokrasi uyuşukluğu ile engelliyor. Kırmızı pazartesi, salı, çarşamba,perşembe, cuma, cumartesi, pazar bizim hikayemizin adı.
yani sürükleyici tabi ama herkesin aksine bayılmadım maalesef.
Bir cinayetin anlatıldığı harika bir roman..ince bir kitap ama o hazzı insana veriyor.En çok okunanlardan..Tavsiye ederim..
Bugün toplumda yaşanan duyarsızlığı, bananeciligi hatta 'bekleyelim bakalım ne olacak?' şeklindeki başkalarının yaşadığı olumsuzlukları kendilerine heyecan malzemesi yapan bir kesimin bakış açısını yansıtması adına oldukça güzel bir kitaptı. Kısa olması kitabı sıkıcı olmaktan çıkarıyor. Kısa sürede zevkle okunabilecek bir kitap.
:) kitaptan hiçbir şey anlamadım. sadece bir töre cinayeti var ötesi karanlık benim için.. Belki de anlamam gereken budur
Bir cinayetin etrafında dönen, kahramanların hikayelerinin anlatıldığı güzel bir kitap. Kısa bir sürenin anlatılmasına rağmen, bir anın üzerinden yola çıkıp böyle bir hikaye ortaya koymak gerçekten başarılır. Akıcı ve sürükleyici bir kitaptı. Tek sıkıntısı bir sürü yabancı isim olmasıydı sanırım. Bir de nedense kitabın sonuna kadar Santiago Nasar'ın masum olduğunun ortaya çıkacağını bekledim :) Güzel bir kitap. Tavsiye ederim.
Mükemmel bir Marquez kitabı. Çarpıcı betimlemeler, gerçekçi diyaloglar ve edebi bir akış... Her duyguyu iliklerinize kadar hissettiren nadir romanlardan. En sevdiğim kitaplardan biri oldu. "Beni öldürdüler, Wene hala." sözü hala aklımdan çıkmıyor.
Kitapların en sevdiğim yanlarından biri ne kadar sözünü kesseniz de her zaman anlatmaya hazır olmaları.
Sürükleyici, başarılı bir roman.
Evet ilk cümlesinden itibaren Santiago Nasar'ın öldürüleceğini biliyorsun, fakat olaylar giderek gün yüzüne çıktıkça ve en sonda Nasar'ın çaresizlik ve şaşkınlıkla ortasında kaldığı cinayet sahnesi gözlerinin önünde canlandığında, önceden haberdar olupta olaya müdahele etmeyen herkese okkalı küfür savurasın geliyor. Ama ne yazık ki elden bir şey gelmez, artık kendisinin de dediği gibi "Beni öldürdüler, Wene hala."((( Belki de gerçekten: "Kader bizleri görünmez kılar."
Hukuk okuyan herkesin mutlaka okuması gerek
Kitabın ana fikri güzel ama ben sevemedim kitabı. Okurken çok sıkıldım. Karakterler çok fazlaydı ben anlayamadım kitabı açıkçası. Sonunu beğendim ben sadece o kadar.
Herkes tarafından bilinen bir cinayeti engellemek için kimsenin hiçbirşey yapmadığı geri sarmallı bir yapısı bulunan bir kitap. Üslup da Marquez imzası var. Karakterlerin yansıtılması şahane...
http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/08/krmz-pazartesi-kitap-yorumu.html Dünya çapında ses getiren ünlü bir roman olmasına şaşmamak gerek Kırmızı Pazartesi'nin. Üstüne üstlük kitabın konusu yazarın çocukken bizzat yaşadığı gerçek bir olaydan alıntıymış. Bunu öğrenmek beni hem şaşırttı, hem biraz üzdü. Ancak günümüzde yaşanan olaylara baktığımızda da bunu pek fazla garipsememek gerekli belki de. Bu ilgisizliği, tepkisizliği. İşimize geleni istediğimiz biçimde görmeye yatkınlığımızı.
Küçük bir kasabada kızkardeşlerinin düğün sabahı, Santiago Nasar'ı namuslarını temizlemek için öldüreceklerini ilan eden ikizler, bir kaç saat içinde emellerine ulaşırlar. Hemen hemen bütün kasaba halkı, onların niyetlerini duyar fakat bir türlü engelleyemez. İkizler sanki bu cinayeti işlememek için uğraşır gibi, her önlerine gelene söylerler. Belki de o yüzden kimi inanmaz, kimi ciddiye almaz , kimi de Nasar'ı uyarmak istese de ona ulaşamaz. Kitabı okumayan arkadaşlar sonucu söyledim diye bana kızmasın çünkü kitabın ilk sayfası hatta ilk cümlesinde Santiago Nasar'ın öleceği yazıyor. Yazar, gerçekte çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanmış olan bu olayı, ustaca anlatım tarzıyla bizlere aktarıyor. Kitapta kısa olmasına rağmen onlarca isim geçiyor. Yazar bu insanlarla görüşüp, adım adım cinayete giden bu olay örgüsünü sıraya koyup, kurbanın arkadaşı sıfatıyla anlatıyor. Bir tarafta; her ne kadar bazı şeyleri bilseniz de önüne geçemeyeceğinizi, bir tarafta da; insanların davranışları, düşünceleri, yaptıkları veya yapmadıkları eylemlerin başka hayatları nasıl etkilediklerini gösteren bu eseri, kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Yalnız aklıma kitapta ki iki bilinmezden en merak ettiğim olan soru takılıyor: O sabah yağmur yağdı mı? Yağmadı mı?
Toplumdaki umursamazlığın, ilgisizliğin ve yetersizliğin sonunda el birliği ile "Namus Cinayeti" adı altında Santiago Nasar'ın adım adım ölüme gitme öyküsünü, sıkılmadan, yorulmadan okurken, sonunu en başından bilmeme rağmen ilgimi hiç kaybetmedim. Marquez'in yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazdığı bu kısa öyküde, kendi toplumumuzdan da bir şeyler var. Akıcı ve sade bir dille yazılmış, Marquez'in tarzı gereği detayları bu kadar yoğun vermesi bende konu detaylar arasında dağılmış hissi yaratsa da hatta dikkatimi dağıtsa da, sürükleyiciydi.














