Siddhartha
Hermann Hesse edebiyat - roman Siddhartha varlıklı ve itibarlı Brehmen bir ailenin çocuğudur. Ailesi onun büyük bir bilge ve din adamı olmasını istemektedir. Fakat o ateşli bir hakikat arayıcısıdır; ondaki bilme ihtirası tüm öğretilerden şüphelenmesine ve bu yüzden baba evinden ayrılmasına sebep olur. Gençlik arkadaşı Govinda ile birlikte hakikati, Atmanı yani gerçek Beni aramaya başlarlar; Samana olmaya karar verirler ve asketizmi (münzevî hayatı) öğrenirler. Perhiz, oruç ve meditasyonla nefislerini terbiye ederler; ancak bu mutlulukları için yeterli değildir. Birkaç yıl sonra bu hayatı terk edip Gotama Buddha ile buluşurlar. Govinda, Buddhanın yanında karar kılar; Siddhartha, hakikati, gerçek Beni, aşkı ve hayatın anlamını aramaya devam eder. Hakikati, aşkı, hayatın sırrını ve anlamını arayanların mutlaka okuması gereken harikulade bir roman... Sadece bu romanında değil hemen bütün eserlerinde Batı tefekkürüyle mistik Hint hikmetini mezceden Hesse, Muhammed İkbalin hayranıdır. Hesse dünyanın on büyük romancısından biridir; mutlaka okunmalıdır, iyi okunmalıdır. ****** Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buda yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitaptan kat kat üstün bir ilaçtır... 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Millera bu sözleri söyleten Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hermann Hessenin başyapıtıdır. I. Dünya Savaşını izleyen yıllarda, insanları kendi yaşamlarını kurmaya çağıran, Doğu gizemciliğini yücelten Siddhartha, kuşaklar boyunca nerdeyse bir kutsal kitap gibi okunmuştur. Siddharthada, Budanın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla anlatan Hesse, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler. Bu kitapta, der, tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım. ******
Baskılar11
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (384)Okudum ama cokta buyuleyici gelmedi bana. Farkli birsey aradim ama bulamadim sanirim. Belki de benim zamanima uymadi. Bilemiyorum ilerleyen zamanlarda bir daha okumayi deneyecegim galiba.
Doğru zamanda okunduğu zaman altın gibi gelen kitap.
Tasavvuf: Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım (Bknz. https://sozluk.gov.tr/ ) Budizm: Brahman şekilciliğine ve kast sistemine karşı çıkan, soyut metafizik tartışmaları bir yana bırakarak duyguları dizginleme, ahlâken temizlenme, insanları eşit görme, insanlara ve diğer canlılara sevgi ve şefkat duyma.. (Bknz. https://islamansiklopedisi.org.tr/budizm ) www.okunmuskutuphane.blogspot.com Evren ve insan.. Hayat ve insan.. Birbirlerini hiç anlamamış kavramlar bütünü. İnsanlık tarihinden bu yana bu kavramlar filozofların ve tasavvuf ehlinin başlıca düşünme konusunu oluşturmuş. Biz bu evrende neredeyiz ne yapıyoruz niye varız? Düşünün düşünün. Cevabı bulabilen acaba kaç kişi vardır. Cevaplar hangi dine göre nasıl verildi bu da bir tartışma konusu. Fakat cevabı bulabilenlerden bazılarını biz, filozof, tasavvuf ehli, evliya, alim olarak tanımlıyoruz. Enel Hak.. "Ben Allah'ım" demiş vakti zamanında Hallac-ı Mansur. Demiş demesine de idam etmişler adamı, kendisini Allah zannediyor diye. Hallac-ı Mansur neden öyle bir laf etmiş. Anlayabilir miyiz? Zor ama anlamaya ve anlatmaya çalışalım. Siddhartha romanımızın baş kahramanı. Çinli bir Budist. Bir gün babasının evinden evreni anlamak ve dünyanın her türlü nimetinden feragat etmek üzere yola çıkar. Maksadı kendine bir "Mir" bulmak ve ona bağlanmaktır. Evden ayrılışından itibaren tüm dünya nimetlerinden el etek çeker. Dilenir, az yer, az uyur ve acı çeker. Fakat Siddhartha'nın aradığı bu değildir. O anlamak istiyordur aslında. Evreni anlamak, onunla konuşmak, onu özümsemek... Çıktığı bu yolda her şeyden, herkesten bir ders çıkarır kendince. Bir eksiklik vardır. Ne kadar dünyadan uzak kalmaya çalışsa da içinde bir yerlerde hala bir insan taşır. Evrenle bütünleşemez bir türlü. Bunu anladığı anda sıradan dünya hayatına döner, zengin olur. Dünya nimetlerini yeniden tatmaya başlar. Ama çıktığı bu kutlu yol uzun bir aradan sonra ona tekrar seslenir. Siddhartha daveti almıştır. Dünya içinde, sıradan bir insan olarak elde ettiği her türlü nimeti bırakır ve tekrardan kutlu yoluna girer. Bir ırmağa gider, ona akıl danışır, onunla konuşur. Siddhartha evreni anlamak üzeredir artık. Bir süre sonra Siddhartha evreni, insanlığı, ezayı, cefayı her şeyi içinde hisseder. O artık evrendir ve evren O'dur. Siddhartha'nın Buda olmuştur ve insanlık onu bu adıyla tanımıştır artık. Siddhartha yani Buda artık Nirvana'ya ulaşmıştır. Yahu bu adam ne anlatmış? Tasavvuf demiş, evren demiş, insan demiş, nirvana demiş, Enel Hak demiş, Hallac-ı Mansur demiş. Ne demiş bu adam? Düşünmek dediğimiz yani felsefe dediğimiz şey bir yönüyle hayatı, evreni anlamaya çalışmak değil midir? Her düşünen bir insan değil midir? Aradığı cevapları bulanlara biz bir dönem Mevlana, Hallac-ı Mansur, Yunus Emre demedik mi ey insanlık. Çinliler cevabı kendi yoluyla bulana Siddhartha yani Buda demiş. Yollar, zamanlar, hayatlar, araçlar farklı ama bence tüm inanışlarda ortak bir felsefe var. Allah'ı bulmak. Bu kitabın konusu Buda belki farkında belki değil ama bence O'da Allah'ı aramıştı. Mevlana'dan tek farkı belki de bunu kendi kendisiyle, kendinden yok olarak yapmıştı. İslam felsefesinde nefsi öldürmek galiba bu oluyor. İşte İslam felsefesiyle Buda'nın buluşma noktası bu kavramdı bence. Nefsi öldürmek! Bu kitabı okurken bu kavram sonuna kadar bana eşlik etti. Bir budist değilim ama Budizm felsefesini az çok İslam felsefesi özelinde anladım galiba. Felfesefeler, inanışlar, roman ve karmakarışık aklımla baş başa kaldınız. Biraz da manadan çıkıp maddeye yönelelim. Hermann Hesse'nin Siddhartha kitabı başlarda "beni sarmaz, muhtemelen yarım bırakırım" gibi ön yargılarıma rağmen başından sonuna bir solukta okuduğum ve Nobel Edebiyat ödülünün yanında "Okunmuş Kütüphane'nin kitaplığında çok güzel bir yer edinme" ödülünü de almış bir roman, bir hayat hikayesi olmuştur. Kesinlikle tavsiye ettiğim ve tüm inanıştaki insanlar açısından okunması gereken bir kitap. İyi okumalar. Diğer roman incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/search/label/romanlarc
Altını .çizmekten okuyamadığım kitaplardan oldu. Bu saate kadar okumadığım için çok pişman oldum. Soru soran gerçeği arayan herkesin okuması lazım...
Ayşe Esin Filippidis 30 Ağustos 2016 · Oncelikle, Hermann Hesse yi ilk defa okudugumu itiraf etmeliyim... Gec kalmisim, hem de cok. Siddhartha"yi 1950 yilinda yazmis Hesse. "Ic yolculugu" daha o zamanlarda baslamis yazmaya, Buddha"nin ogretisinin de ustunde aramis, tum bireylerin benimseyebilecegi ortak yani. Son yillarda, cogumuzun asina oldugu, hayata ait, insana ait, icsel yolculuga ait bir cok kitap, ogreti var. "Siddhartha", guzel bir kurgu icinde, yalin bir sekilde, cabuk okunabilen, ama en onemlisi hala, yeni "bir seyleri" gosterebilen, ogretebilen bir kitap. Bir agacin altinda, uzun uzun dusunmek, bir irmagin uzun uzun sesini dinlemek, ve butunle bir olmak, belki belli insanlarin yapabilecegi bir sey... Ama sonunda Siddhartha sunu anliyor: "Kör sadakatleri, o kör gucleri ve diretkenlikleri icinde sevilmeye ve hayran kalinmaya layikti bu insanlar. ...bilge ve dusunurlerde bir tek kucuk sey vardi ki, ondan yoksundular yalnizca, bu da bilincti, tum yasamin birligi ve butunlugune iliskin bilincli dusunceydi...." diyor ve devam ediyor Hesse...
Okuması kolay ve akıcı.Yorumlardan etkilenerek almıştım fakat bana birşey kattığını söyleyemem.İnsanın kendini bulma çabasının anlatıldığı bir kitap için çok basit.
kitap doğu bilgeliği hakkında ipuçları sunuyor. kesinlikle okuyunuz. özellikle çevirmenin Kamuran Şipal olması benim için kitaba ayrı bir değer kattı
Icine dogru yolculuga cikan bir yolcunun hikayesi Siddartha.. Aramanın, bulmayı, görmeyi ne denli engelledigine bir kez daha sahit oldu ve gulumsedi gozlerim.. Sonsuz olan tek sey 'an'di evet.. Ve evrenin o aranilasi bilgeligi, gordugun tum detaylarin icindeki sadelikti aslinda.. Hep uzaklarda, daglarin ardinda, denizlerin derininde aranan bilgelik.. Bir zamanlar bir seyler karalamistim..Aklima getiriverdi yine kitap.. "Cehalet" biraz ironik, biraz gercekti kendime yakistirdigim.. Cehaletim uzerine bir zamanlar sunlari yazmistim.. " Icinde yasadigim zaman dilimi ve sahit oldugum onca seyin disinda, benimin disinda, benden milyonlarca yil oncesinde, simdi de yasayan, ölen milyonlarca insan, onlarin an'lari..Biriktirdigimiz tum detaylar, renkler, sarkilar, yerler, asklar, fikirler..kesfedilen ve kesfedilecek bir suru sey..ve benden sonra da kesfedilecek nicesini dusundugumde tek gercek olan su anda bildigim her seyin su andaki hali.. Ve mukemmel olan tek sey de bu..." Evet sonsuz olan tek sey "an" Yollari neden sevdigimi bir kez daha anladim. Yine harikaydin Hermann Hesse...
Bence faydalı bir yaşam kılavuzu şeklinde bir eser. Sanırım okuyan herkesin zihninde bir ampul yakmayı başarmıştır.
Siddhartha Gautama’nın (Gotama Buda) hayatını biyografik olarak değil de yazarın kendi hayatından yansımalar eşliğinde ve kendi yorumuyla ele alan bir eser. Yine günümüzün imkan ve çeşitliliği ile değil, yazıldığı dönem itibariyle değerlendirilmesi gereken kitaplardan. Yoksa üzerine ne Simyacı’lar ne Ferrarisini Satan Bilge’ler geldikten, maneviden ticarisine her türlü bakış açısına rahatlıkla ulaşabildikten sonra aynı etkiyi yaratmasını beklemek haksızlık olur. Bir arayış hikayesi. Aslında aranan hiç de öyle uzaklarda değil fakat yüzleşilmesi en güç olan insanın kendi benliği ile yüzleşmesi olduğundan ulaşması en zor hedeflerden biri olsa gerek. İyisiyle kötüsüyle hayat, her bireyin öncelikle kendini keşfetmesiyle keşfedilen bir şey. Ya da kitapta çok güzel özetlendiği gibi; “Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.“
Hayatı; öğretilerle, insan algısı cümlelerle değil de yaşayarak, görüp dokunarak, deneyimlenerek keşfetmeye çalışan, arayışta olan Siddhartha nın hikayesi.. Damağımda aromatik bir tat, ruhumda dinginlik, aklımda düşünceler bıraktı... Bir de alıntı; "Bilgelik bir başkasına anlatılamaz; bir bilgenin başkalarına anlatmaya çalıştığı bilgelik aptalca bir şey gibi gelir kulağa.. Bilgi bir başkasına aktarılabilir,bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez."
Oku. Okunası bir kitap. Ama anlayana tabii Bir arayış; gerçek ve hayatın özü olan bilgiyi ve yüceliği arayış, kitabı... Doğu felsefesinin, Buddha'nın ve insanın bu mertebeye erişmeye çalışmasının detaylarını anlatıyor. Hesse'nin kaleminden, akıcı ve detaylı anlatımıyla mutlaka okunması gereken, içinde hayata ve insana dair birçok öğreti ve ders olan bir kitap... Okunması tavsiye olunur efenim...
1946'da Nobel Edebiyat Ödülü olmak üzere 1954’te de bilim ve sanat alanında Pour le Mérite Ödülü’nü alan doğu felsefesini iyi bilen Hermann Hesse; eğitim sistemindeki kısıtlamalar ve misyoner babasının dinsel baskılarının kendisini rahatsız etmesiyle tıpkı kahramanı Siddhartha gibi kendi yolunu bulmak için uzun süre mücadele etmek zorunda kalmıştır. Makinist çıraklığı yapmış, kitapçıda çalışmış fakat aradığı huzuru bulamamış. Schopenhauer’un eserleriyle birlikte Hindistan’a dolayısıyla , Budizm’e ilgi duymaya başlamıştır. Çıktığı seyahatler onun zaten psikolojik sorunlar yaşayan eşiyle arasını açmış, 13 yaşındaki oğlunun menenjit olması da buna eklenince ailevi açıdan zor günler geçirmiştir. Hesse; yazdığı birçok kitap dışında, hayatı boyunca bilgi aktarma, teşvik ve yapıcı eleştiri alanlarında 60 farklı gazete ve dergi için yazdığı yaklaşık 3000 kitap eleştirisi hazırlamıştır. Uzun zamandır kan kanseri olduğunu bilmeyen Hermann Hesse 85 yaşındayken beyin sektesinin sebep olduğu bir nedenden uykusundayken ölmüştür. Hesse’nin anısına iki edebiyat ödülü,” Calw Hermann Hesse Ödülü” ve “Karlsruhe Hermann Hesse Edebiyat ödülü.” verilmektedir. Siddhartha; kitabın kahramanın da adıdır. Kahramanımız kitabının özünde anlatıldığı gibi “İnsanoğlu hep arayıştadır ve hep aramaktan bulma fırsatını yakalayamayacaktır” felsefesinden yola çıkarak kendini bulmak adına arkadaşı Govinda ile evinden ayrılır. Düşünmek-Beklemek ve Oruç Tutmak sahip olduğu yetenekleri arasındadır. Siddhartha’nın çıktığı bu içsel yolculukta aşık olmasından, baba olmasına, zenginlikten, açlığa, kayıkçılık yapmasından tüccarlığa hatta kumarbazlığa kadar geçtiği evreleri anlatıyor. Kitaptaki en dikkat çekici nokta; diğer kitaplardaki Hint felsefelerinin aksine burada, “ yol göstericilerin izinden giderek erişilmeye çalışılana erişilemeyeceği, öğretenlerin yolunu izlemek yerine özgün yeni bir yol bulmaktan” bahsediliyor. Ve bu yolun; hayattan koparak değil, tam tersine her yönüyle hayatın içinde olarak yaşanması gerektiği anlatılıyor. Siddhartha; akıcı dili, öğretici ve merak uyandıran hikâyesiyle bir kolay ilerleyen bir eser. Can yayınevinden çıkma ve tercümesinde herhangi bir sıkıntı yaşamadığım bu kitap bende zaman, algı ve sabretmek üzerine biraz daha yoğunlaşmam gerektirdiğini düşündürdü. Özbenlik arayışı deyince aklıma Tutunamayanların Turgut Özben’i geldi. Sonumun öyle olmaması dileğiyle sizlere keyifli okumalar diliyorum Kitaptan Altını Çizdiklerim: -Senin ruhun bütün dünyadır. -Ölümlü nesneler hızlı bir değişim içindedir. -Hiçbir şey öğrenilemeyeceğini öğrenmek için hayli zaman harcadım ve harcıyorum hala, dostum Govinda; şimdiye kadar öğrendiğim tek şey, hiçbir şey öğrenemeyeceğim oldu. İnanıyorum ki, bizim ‘öğrenme’ dediğimiz şey gerçekte yok. Tek bir bilgi var, dostum, bu da dört bir yandadır, bu da Atman’dır, benim içimde, senin içindedir bu da, her varlığın içindedir. Ve artık şuna inanıyorum ki, bu bilginin bilme isteğinden, öğrenme isteğinden daha azılı bir düşmanı olamaz.
Altı çizili cümleler kalır geriye sanmıştım, sadece hafif bir bilgi esintisi kaldı maalesef.
Dili anlatımı çok güzel..içeriği insanı düşünmeye sevk ediyor..ve tümüyle okunmaya değer bir kitap.
2014 yılında okuduklarım içinde bir numaraydı benim için.
Gerçekten çok akıcı ve mükemmel bir kitap. Ön yargıyla başlamıştım ama okudukça keşke önceden okusaymışım dedim.
Şiirsel anlatımı, ilgi çekici konusu ve sürekliliği, felsefi içeriği ve anlaşılabilirliğini basit hale indirgemiş kitaplardan biri. Konunun iddialığına karşın hiçbir özgün öğreti barındırmayan, içinde klişeleşmiş sözler barındıran bu kitap yeni bir şey söylemiyor (söylemesi mi gerekiyordu, sonuçta bu bir roman). Bir boşluk içindeyseniz kendinizi arama durumundaysanız ve "Ben"den sıyrılma olgusundan hoşlanıyorsanız ve Budist felsefesini merak ediyorsanız, şiirsel edebiyat parçalamanın felsefi Nirvana'sına ulaşmak istiyorsanız çok seveceğiniz bir eser. Ama eğer "Ben" ile bir sorunuz yoksa, "O"na ulaşmışsanız, varoluşsal konum itibariyle bu öğretiyle farklı konumlarda olduğunuzun ayırtındaysanız ve kendi tasavvuf kültürümüze aşinaysanız kitap size çok sığ ve basit gelecek. Kitap hayata dair önemli göndermeler içerse de, "Bir"e inanmış biriyseniz eser size sadece düşünce dağarcığınızı geliştirme konusunda yardımcı olacak, yolunuzu aydınlatacak bir eser olamayacak ve başvuru kaynağı olarak kullanabileceğiniz bir işlevi olmayacaktır.
Spoiler spoiler spoiler.Okumayanlar okumasın lütfen:)) Ben olmaktan çıkmayı, farklı benler yaratmayı yaşamayı amaçlayan Siddharta senden öğreneceğim çok şey var.Ne kadar öğretmen bulsan da içindeki sevgiyi en sonunda farkettin.Dağa taşa ırmağa itiraf ettin ama sonunda Nirvana...O nasıl bir yükseliştir nasıl bir anlatım şeklidir.Hesse ile yeni tanıştım ama başucu kitabım olacak görünüşe göre dön başa tekrar tekrar oku.Sıradaki diğer kitaplarına da kısmet:)) ''Zaman gerçek değildir.Zaman da gerçek değilse dünya ile sonsuzluk,Acı ile mutluluk,kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka bir şey değildir.''
Bütünleştiğim ve hep hissettiğim şeylerin mürekkeple kağıda aktarımı olmuş bu kitaptakiler. İlk satırlarda kelimelerinin sihirli akıntısına kapıldım. Siddhartha'nın güneşin altında benliğinden tamamen sıyrıldığı o anlarda güneş,yağmur dinlemeyip iç yolculuğuna çıktığı o ilk sayfalarda onu oradaki satırlar gibi benimsedim. Aynı zamanda her türlü batak içerisinde olan bizlerin hayatlarına girip uyum sağlayışına ve sonra yine çıkışına tanıklık ettik. Bu da demek oluyor ki ; burada bizlerde kendi yollarımızı ayırabilir ve kendimizi keşfedebilirmişiz. Tabi ne kadar mümkünse :) Bir insanın ; kendini arayış yoluna , değişimine ve gelişimine tanıklık etmek çok keyifliydi. Ama bu keyif bizim sınırlarımızı zorlayacak türden bir yolculuktu. Bazı cümleleri insana vurgun yemişçesine yerine mıhlamakta çok iyiydi. Mesela ; "Kendini aramaya fazla veren bir insan, aramaktan bulma fırsatını bir türlü yakalayamayacaktır" Bu cümle güzel bir etki bırakıyor insanda. Çünkü insan hep arayıştadır. Aramadan var olamaz, keşfetmeden yaşayamaz , içindeki iblisi dizginleştiremez. İşte bu sebeple alttaki satırları açıklar kendisi ; "Bir kimse arıyorsa , gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır , çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak , bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak , dışa açık bulunmak , hiçbir amacı olmamak. Sen , ey saygıdeğer kişi , belki gerçekten arayan birisin , çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun." Hiçlik ile varlık arasındaki fark ne de ince aslında. Hiçbir gerçek yoktur ki , karşıtı da gerçek olmasın! dersek neye çıkar sonumuz ? :) Ama yeter , daha fazla yazmayayım. Sözcükler gizli saklı anlamı zedeliyor dile getirilen her şey o an değişiyor biraz , biraz çirkin, biraz aptalca niteliğe bürünüyor :) Ve ekler Siddhartha ; "Dünyanın iç yüzünü görmek , onu açıklamak,onu aşağılamak büyük düşünürlerin işidir belki. Ama benim için tek önemli şey, dünyayı sevebilmektir; onu aşağılamamak,ona ve kendime hınç ve nefret beslememek, ona ,kendime ve bütün varlıklara sevgiyle , hayranlıkla ve huşuyla bakabilmektir." "Tüm çile ve kahırlar zaman değil miydi , tüm uğraşıp didinmeler ,tüm korkular zaman değil miydi?" Hepsi zamandı evet , bir kırıp atamadık bu pisliği/yükü üzerimizden...
Yazarın biyografisini okuyunca, bu romanda kendini, dünya görüşünü ve içine bulunduğu ruhsal durumu anlattığı hissine kapıldım. Biraz otobiyografik bir roman, biraz kişisel gelişim kitabı gibi geldi bana. Gerçek bilgeliğin peşine düşen Siddhartha ile uzun bir arayışa başlamak isteyenlere tavsiye ederim... Altını çizdiğim cümleler: “Her sevi şenliğinden sonra sevgililer birbirlerinden, biri ötekine hayranlıkla bakmadan ayrılmamalıydılar; hem yenmiş hem yenilmiş olmalı, herhangi birinde aşırı doymuşluk ya da bıkkınlık duygusu uyanmamalı, sömürdükleri ya da sömürüldüklerini hissetmemeliydiler.” “Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir ama bilgelik başkasına anlatılamaz ve öğretilemez.” “Asla bir insan ya da bir eylem tümüyle Sansara, tümüyle Nirvana değildir; asla bir insan tümüyle kutsal ya da tümüyle günahkar olamaz.” “Hiç kimse bir başkasının yürüdüğü yolda ne kadar ilerlemiş olduğunu göremez, haydutların ve zar atıp kumar oynayanların içinde bekleyen bir Buddha, Brahmanların içinde bekleyen bir haydut vardır.”
düşündürücü ve ilham verici bir kitap farklı kültürlerden hoşlananların da ilgisini çekebilir


















