Eylül
Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdi.SUAT, HACER, SÜREYYA VE NECİPİN HİKAYESİ.Evli bir çift. Bir kız kardeş.Yakın bir dost.Yalnızlık. Tuhaf bir temas.Önlenemez bir açlık.Tüketen bir kıskançlık ve feci bir son.Tüm aşkların sınırsızca imkan dahilinde olduğu, imkansız temasının neredeyse tamamen saf dışı bırakıldığı günümüze inat bir zamanlar aşk neredeyse yasak, acı ve hasret demekti. Kadınların ve erkeklerin kaderlerini başkaları çizer, onlar da bir şekilde bu kadere ayak uydururdu. Ya da her şeyden, hatta hayattan vazgeçilirdi. ****** Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olan Mehmet Rauf un Eylül ü yazarın diline hiçbir surette dokunulmadan, eserin üslûb ve ses musikisi olabildiğince korunarak Enfel Doğan tarafından yayına hazırlanmış, kitabın son kısmına romanda geçen kimi kelime ve terkipleri içeren bir sözlük de konulmuştur. Eylül ü, yazılışından yaklaşık yüz yıl sonra özgün diliyle yeniden yayınlayarak kültürümüze hizmet ettiğimiz inancını taşımaktayız. ****** Eylül, mutlu bir evlilik sürmesine karşın eşi Süreyya Beyin arkadaşı Necib Bey ile gizli bir aşk yaşayan Suad Hanımın çıkmazlarını, dönemine göre oldukça derin ve ayrıntılı bir psikolojik yaklaşımla ele alıyor. Bu özelliğinden ötürü Eylül, Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilmektedir. Bir yaz, Boğaziçinde bir yalı kiralayan Süreyya Bey ile Suad Hanımın aile dostu Necib onları sık sık ziyaret eder, gece yatılarına kalır. Necib Beyin derin bir saygı beslediği Suad Hanıma ilgisi şiddetli bir sevgiye dönüşür, ancak bunu kendi içinde gizler. Bir gün dayanamaz, Suadın eldivenini çalar. Sonunda hastalanır, humma nöbetleri arasında bu eldiveni sayıklar. Suad bunu öğrenince eldivenin öbür tekini de verir, böylece her ikisinin de birbirine duyduğu aşk açığa çıkmış olur. Arkadaşı ve aşkı arasında kalan Necib ile kocasına bağlı Suad, nefislerini yenerek bu aşkı küllendirmeye çalışırlar.Eylül: Edebiyatımızda ilk psikolojik roman. ****** Bu kitap, edebiyat tarihimizin ilk psikolojik romanıdır.Salonda bahçedekilerin kahkahaları işitilebiliyordu. Süreyya canı sıkılanlara özgü bir tahammülsüzlükle, Çılgın kız! diye söylendi.Balkona açılan büyük kapıdan parmaklığa dayanmış dışarıya baktığı görülen karısı dönüp; Bu gece hava ne güzel! dedi. ****** İlk defa 1900 - 1901 yılları arasında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edilen Eylül ün kitap halinde ilk baskısı 1901 yılında yapılmıştır.Rauf un en önemli eseri olan Eylül, zamanının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilir.Romanda, Suad, Süreyya ve Necib üçlüsü arasındaki aşk-sadakat-evlilik üçgeninde, bu insanların ruhsal çözümlemesi yapılmıştır. Evli bir kadınla, kocasının yakın arkadaşı olan bir adam arasında yaşanan yasak aşk ve bunlardan habersiz kocanın ruhsal durumları, kadının ve erkeğin toplumsal rolleri, dönemi itibariyle cesur bir dille anlatılmaktadır. ****** Servet-i Fünun döneminin en önemli romancılarından biri olan Mehmet Raufun Eylülü psikolojik roman türünün yazınımızdaki ilk örneğidir. Yasak bir aşkı psikolojik boyutuyla anlatır, acılar o kadar dayanılmaz bir hal alırki, aşk ateşi daha büyük bir ateşle bitirilir.. ****** Bir sonbahar...Sarıya çalan yapraklarla beraber sararan umutlar ve heyecanlar...Yasak bir Aşk var Eylülde, yasak olduğu kadar da temiz ve içten. Yaz mevsimiyle başlayan bir aşkın, sonbaharla birlikte solmaya başlaması ve hayat gibi bir son... Eylül bir Aşk romanıdır. Bazen soluk soluğa bazen hüzünle okuyacağınız bir Aşk. Roman karakterleri aşkları sebebiyle bir takım toplumsal irdelemelere girerler, namus, Aşk, hayat, evlilik sorgulanır. Günümüzde sıradan adına Aşk adı verilen ilişkilerden çok daha saf ve derin bir Aşk anlatılıyor Eylülde. Salt birbirlerini düşünen, dünyayı umursamayan bir Aşk değil Suad ve Necipin aşkı, Suad kocası Süreyyayı da düşünür ve Necip kuzeni Süreyyayı da düşünür. Suad ve Necip, Süreyya uğruna kendi aşklarından vazgeçerler.Eylül romanı Türk edebiyat tarihinin önemli eserlerinden biridir, hem psikolojik hem de toplumsal incelemeler vardır romanda. Gerçekçi-Doğalcı akımın başarılı bir örneğidir.Kısançlıklar, heyecanlar, umutlar, umutsuzluklarve gözyaşı ve Aşk... Eylül... ****** Mehmet Rauf, Sanat için sanat ilkesini reddederek daha iyi bir insanlık, daha mutlu bir gelecek için uğraşma iddiasıyla yola çıkarak Eylülü yazar.Paul Bourget etkisindeki yazar, Eylülde olayları çok yavaş gelişen bir üçgende Suad-Süreyya-Necib ilişkisini inceler. Ancak tek konunun dışına çıkamayıp yoğunlaştığı için edebiyatımızın ilk psikolojik romanını yazmış olur.Süreyyanın denizle oyalanması, çocuksuz ve genç bir kadın olan Suadı tek başına bırakır. Müzikle avunmaya yönelen duyarlılığı, akrabaları Necible sık sık görüşme olanaklarında bir sevgi haline gelir. Necib de kadınsız hayatının ülküsü olarak, hep iyi durumlarda görüştüğü Suadı beğenip sevmeye başlar... ****** Süreyya Bey ve Suad Hanımın mutlu bir evlilikleri vardır. Evliliklerinin üzerinden beş yıl geçmesine rağmen Süreyyanın ailesiyle birlikte oturmaktadırlar. Fakat evin havası, artık Süreyya ve Suada sıkıcı gelmektedir. Süreyya, bir an önce bu evden ayrılıp, denize bakan sakin bir evde yaşamanın, en azından yazı orada geçirmenin hayalini kurmaktadır. Kısa bir süre sonra Süreyyanın hayali gerçekleşir ve Suadın babasından aldığı para sayesinde Boğaziçinde bir yalı kiralarlar. Süreyyanın arkadaşı Necip, ailenin yakın dostudur. Suad müziğe; Süreyya denize meraklıdır. Biri çoğunlukla evde, diğeri denizde vakit geçirmektedir. Daha çok Suad ile evde kalan Necip, onu sevmeye başlar; Suad da bu sevgiye kayıtsız kalmaz. Zamanla ikisi de iç hesaplaşmalara başlarlar ve sevgilerinin kirletilmemesi için çaba harcarlar. Roman, psikolojik tahlillerin yapıldığı ve bu yönüyle edebiyat tarihimizin ilkleri arasında yer alan bir eserdir. ****** Salonda bahçedekilerin kahkahaları işitilebiliyordu.Süreyya, canı sıkılanlara özgü bıkkınlıkla Çılgın kız diye söylendi.Balkona açılan büyük kapıdaki parmaklığa dayanmış dışarıya bakan karısı dönüp: Bu gece hava ne güzel! dedi. ****** Suat, Necip, Süreyya ve diğerleri; Hacer, Fatin, dadı. Boğaziçinde bir yalıda geçirilen upuzun bir yaz mevsimi. Eylül, esas itibariyle Necipin, yakın arkadaşı Süreyyanın karısı Suata olan yasak aşkından ve Suatın da giderek bu aşka karşılık verişinden ibaret görünse de, onu sıradan bir aşk romanı olmaktan çıkaran asıl özellik, karakterlerin ruh tahlillerinin derinliğinde kendini gösterir. Bu özelliğinden dolayıdır ki edebiyatımızda ilk psikolojik roman olan Mehmed Raufun bu ölmez eseri, orijinalitesini bozmayacak seviyede bir sadeleştirmeye tabi tutulmuş olarak, okuyuculara sunulmaktadır. ****** Yazıldığı dönemin en önemli romanı sayılan EYLÜLün Mehmed Raufun ünlü bir yazar olarak anılmasında önemi büyüktür.EYLÜL, gerek yayımlandığı dönemde, gerekse günümüzde psikolojik roman tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Psikolojik roman tanımlaması, özellikle Suat ve Necip arasında dile getirilemeyen, iç dünyada yaşanan, toplumun geleneksel yapısının reddettiği duygulardan kaynaklanmaktadır.Romana ismini veren Eylül, yaz mevsiminin ve bu mevsimde başlayan imkânsız bir aşkın bitişini simgelemektedir. Eylül, hüznün de ifadesidir. Romanın sonunda eylül ayı ile tabiatın görüntüsü üzerine yapılan tasvirlerde de bu hüzne rastlanır. ****** Güneşin kavurucu ateşinin yürekleri yaktığı, o ilk sıcaklığın, zamanla karşı konulamaz bir tutkuya dönüştüğü yaz...Ayrılık rüzgarlarının etrafta sinsice kol gezdiği sonbahar..Kah güneşli sevdaları, kah fırtınalı pişmanlıkları tarif edilemez bir acıyla içinde saklayaonbaharın o en yalnız Eylülü... Türk Edebiyatının bu ilk psikolojik romanında, Suad, Süreyya ve Necib arasındaki fırtınalı ilişkiler ve kahramanların iç dünyalarına doğru uzun ve keyifli bir yolculuk sizleri bekliyor. ****** Süreyya Beyle Suat Hanım beş yıldan beri evlidir. Bir yaz, Boğaziçinde, Yeni Mahallede küçük bir ev kiralarlar. Mutludurlar. Süreyyanın arkadaşı Necip, sık sık gelip yanlarında konuk olarak kalmaktadır. Necip, Suata çok değer vermekte, ona karşı derin bir saygı beslemektedir. Bu değer veriş ve saygı bir gün şiddetli bir sevgiye dönüşür. Genç adam, sevgisini içinde gizlemektedir. Bir gün dayanamaz..
Baskılar22
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (441)Burada yazılan olumsuz yorumlar çok şaşırtıcı. Kitabı günümüz Türkçesiyle yazılmış olarak okudum ve oldukça akıcı buldum. Karakter çözümlemelerini çok başarılı buldum. İkilemleri, hayatı yorumlayışları, girdikleri çıkmaz hepsi beni çok etkiledi. Son sayfaları merakla okudum ve tüm romanın bütünlüğü içinde final de anlamlıydı. Mehmet Rauf’un fotoğrafına baktım ve kafamda Necip canlandı. Onu görür gibi oldum.. okunması kesinlikle tavsiyemdir..
Türk Edebiyatının ilk psikolojik romanı olan Eylül'ü liseden beri okumak istiyordum.Okuduğum için pişman değilim.Ancak çok beğendiğimi de söyleyemeyeceğim.Şöyle anlatayım: kitap kısaca yasak bir aşkı; Süreyya ile evli olan Suat ve Süreyya'nın kuzeni Necip Bey'in gün geçtikçe birbirlerine aşık olmasını anlatıyor.Hikaye çok güzeldi.Tasvirler de güzeldi ama biraz fazlaydı.psikolojik tasvirler doğal olarak vardı ama biraz aşırı geldi bana.Bu eleştirileri yapmak haddime değil belki ama bir yerden sonra sıkılmaya ve hikayeden kopmaya başlamıştım.Belki de psikolojik bir roman olduğundan bunlar normal.Bilmiyorum yanlış yorum yapmak istemem. Son olarak kitabın sonu hakkında kafamda soru işretleri kaldı.Aceleyle yazılmış bir sonmuş gibi geldi.Sondan pek tatmin olamadım. Her ne kadar sondan memnun kalmasam ve tasvirleri fazla bulsam da bir aşk nasıl anlatılır,o duygu okuyucuya nasıl geçirilir bunları öğretmek için yazar olmak isteyen herkese bu kitap ders niteliğinde okutulmalı.Ki zaten okutuluyordur da. Ne olursa olsun dünya klasiklerinin yanında Eylül gibi türk klasiklerini de okuyun derim.
Dönemine göre çok iyi bir kitap diyebilirim, eğer psikolojiye ilginiz varsa ve bu kitabın da Türk tarihinde yazılmış ilk psikolojik roman olduğunu varsayarak okursanız kitaptan zevk alabilirsiniz. Tavsiye ederim.
bu ikinci okuyuşum, ilk okumam 2 yıl önceydi ve bayılmamakla birlikte hoşuma giden bir kitap olmuşti, yer yer sıkıldığımı da hatırlıyorum. ancak şimdi okuyunca farkettim ki aslında çok akıcı bir kitapmış, o geçen iki senede bir şeyler öğrendiğimi ve bu yüzden kitabın bana daha çok hitap ettiğini düşünüyorum. güzel bir okuma oldu.
Kitabı bir heyecanla elime aldım. Lise yıllarında ismini duyup, merak ettiğim bir kitaptı. Yalnız biraz okuduktan sonra o kadar sıkıcı ve ağır geldi ki anlatamam. Bir kere kitapta çok fazla tasvir var. Artık içim bulandı. Gereksiz konuların üzerinde fazla durulmu. İlk 150 sayfa ''Bu nedir ya, işkence gibi'' dedirtecek cinsten. Ondan sonra da aşk başlıyor. Burdan sonrası biraz daha akıcı. Yalnız kitabın sonu tamamen hayal kırıklığı. '' sıkıldım artık bitsin şu kitap'' dermiş gibi yazmış yazar kitabın sonunu. Sonu daha uzun anlatılmalıydı. Madam Bowary'nin ölüm anı çok iyi kurgulanmıştı mesela. Bunda aynı tadi asla bulamazsınız. Yine de fena değil diyebilirim.
Hikayenin anlatımı sıkıcıydı ama karakterlerin psikolojik durumları ve içlerinde yaşadıkları ikilem güzel yansıtılmış. Okurken kimi yerlerde sıkılsam da ilk yazılan psikolojik roman olması hasebiyle okunabilir.
📌 Eylül... Birkaç gün hava ne kadar güzel olsa bu kadarcık geçici bir güzelliğe bile gönül borcu duymak gereken bir ay.İçine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların sürekli yazın artık nasıl geçmiş, yalnızca bir mazi olmuş olduğunu duyuran bir yazıklanma ve özlem ayı... 📌 Eylül... Artık ne bir çiçek, ne bir koku kalmış... Artık onlara tahammül bile kalmamış,hepsi çürümüş. Yağmur kış hepsini çürütüyor;her şey çürüyor, her şey... İnsanlar da çürümeyecekler mi?
Lise yıllarında okuduğum için bir süredir tekrar okumak ve eserden bu sefer nasıl bir anlam çıkardığımı gözlemlemek istiyordum. İlk olarak çıkardığım sonuç şu ki o zamanlar eserin zor aktığını düşünmüştüm şimdiyse tam aksine ağır bir dile sahip olmakla birlikte akıp gittiğini fark ettim. Sanırım hayatı daha tanımış olmak ve duyguları daha olgunlukla karşılıyor olmak bakış açısını da bir hayli değiştiriyor. Türk Edebiyatı'nın ilk psikolojik eseri olarak fazlasıyla haklı bir öneme sahip. Tabi burada psikolojiyi sadece karakterlerin düşüncelerine yer vermek olarak anlamamak gerek. Ruh hallerinin içeriği çok dikkat çekici. Gerek kitabın yazıldığı gerekse eserin içerdiği dönemde toplumsal hayatta pek de yeri olmayan ya da en azından söz hakkı bulunmayan diyelim, kadının ilk kez içinde bulunduğu evliliği sorgulaması, kendi duygularının sesini dinlemesi, aslında genel olarak neredeyse ilk kez hayatı algılıyor olması gibi çağına göre çok cesur bir psikolojiye sahip. Diğer karakterler de bir hayli detaylı fakat Suat karakteri kitabı sadece çıkmaz bir aşk hikayesi olmaktan çok öteye taşıyor. Aynı zamanda bugünün şartlarıyla bakacak olduğumuzda iletişimsizliğin hemen her sorunun temelinde olduğu fark ediliyor. Diğer yandan her şeyi hızla tükettiğimiz bu çağda elleri bile temas etmeden böylesine ince duygular böylesine derin hezeyanlar yaşayabilmeleri de masalsı geliyor. Hakikatten büyüdükçe kirleniyor dünya.
Aşırı sıkıcı,aşırı tekrar,bendekinde kitabın orjinali sol sayfalarda verilmiş,sadeleştirilmiş 250 sayfalık versiyonu, kelime öğrenme çalışması güzel olabilir, ist yazında güzel doğa tasvirleriyle acabamı dedim,yazar denizi seven ve evli kadına bir aşk duymuş birisi bence, "ah saadeti ruhuna sığmıyordu” tarzı onlarca sayfa devam eden tekrar aşk tanımlamaları çok sıktı, 1900 de freud psikolojiyi patlatırken bu romanda psikolojinin p si yok, baskıda 6-7 eksik harf hatası,kitabın sonunu çok dar,hızlı ve kötü bağlamış.. Servet i fünuncunun bahriyeden pornografik roman yüzünden atıldığı,t.fikretin eşiyle yasak aşk yaşadığı (halasının kızıyla evlenip aynı malikanede yaşamışlar),bazı eşlerinin romanı okuyup ona evlenme teklifi ettikleri ve uşaklıgil’in aşk-ı mennu’sundan etkilenerek yazdığı iddia ediliyor..toplam 6-7 sayfalık çizdim en basitleri; ..layık olan mesut olur yahut Goethe’nin dediği gibi layık olan kazanır, kazanamayan laik değildir./..kendisinde daima mevcut olan tahlil vesvesi ile bu saadetin de derinliklerine girip hakikatini görmek merakına düştü../..“mayıs malum ya ,büyük adanın tam mevsimidir!.. /..Sabahleyin uykunun rahatlığıyla ,akşam yorgunluğunun tozuyla deniz sinirlerine büyük bir şifa tesiri veriyordu./Hiç bir kadın böyle aşk ne kadar saklanırsa saklansın ,hissetmemesi mümkün olmazdı../..henüz kızken kendi de fena kocaya düşseydi sabreden kadınlar gibi sabredemeyeciğini ve susmaya cağını zanneder ,öyle iddia ederdi..
Okumaya baslayinca çok karışık gelen anlaşılması güç cümle yapısının da etkisiyle zor ilerleyen fakat bazı bölümlerine geldiğinizde ićinde kaybolup gittiģiniz enteresan bir kitap..Karakterlerin isimlerinden dolayı da ilk başta kim kimdir diye bir kafa karışıklığı yaşamadım değil:) aşk, karamsarlik, çaresizlik, müzik, mekanlar vs çok iyi yansıtılmış.. Okurken karakter geçişlerinde dikkat gerektiriyor.. Hazin sonuyla beni üzse de bitirmiş bulunuyorum..
Servet-i Fünun romanlarını, üslubunu ve psikolojik tahlilleri seven sıkılmayanların zevkle okuyacağı bir aşk romanı.
1901 yılında yazıldığına inanılmıyor resmen. Düşüncelerini analizlerini rahatbyakalıyorsun. Ama aşk romanı olarak okursan benim Tarzım olmadığı için hoş gelmeyecek. Birden bitişi. Her şekilde içini acıtıyor Kayıtsız kalmayıp içine daldırıyor.
Kitabı bitirmem uzun zaman aldı başka bir kitap olsaydı şimdiye dek yarım bırakmıştım dediğim zamanlar da oldu. Şimdi en sevdiklerim arasında.
Sıkıcı bulanların yorumlarını hayretle okudum. Ya ben anlamıyorum kitap işinden yada sıkıcı diyenler...
Gizli bir aşk psikolojik tahlillerle dolu bir anlatım. Başlayınca sonunu merak ediyorsunuz. Akıcı bir roman.
psikolojik kitap okurken ilk defa psikolojim bozuldu:)
Lise çağlarında öğretmen tavsiyesine okuduğum, o yaşlardaki gençlere önerebileceğim bir kitaptır. Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak adlandırılması nedeniyle bilgi yarışmalarında karşımıza çıkma ihtimali yüksektir.
kitap gerçekten çok başarılı psikolojik çözümlemeler açısından. Ancak benim okuduğum (sanırım ınkılap yayınları) kitapda o kadar çok yazım hatası vardı ki, acaba okuduğum kitap korsan mı dedim. Bu durum okumaktan keyif almamı zorlaştırdı. İnternetten almıştım. Oku oku , yada D&R dan. Bir de son sayfasında eksiklik var gibi geldi. Orada bir kopukluk var ama ...
O dönemlerde roman tarzında yeni eserler vermeye başladığımızdan biraz acemice yazılmış bir roman. Fazla diyalog yoktu belki bu açıdan sıkıldım. Karakterler birbirleriyle olamayacağını anlıyor. Bence o sahneden sonra ya Necip yurt dışına çıkacaktı ya da biri üzüntüden ağır bir hastalık geçirecekti. Ve mükemmel bir son olacaktı. Kitabı bitirdiğimde "Ne yani ben bu kadar ağır bir kitabı bu saçma sonu görmek için mi okudum?" diye çok hayıflandım. Yazar kitabın sonunda içine etmiş. Bu sondan ötürü 1 verdim. Bu son olmasaydı 7-8 arası olurdu.
En güzel öğretmen tavsiyesi olma adayıdır Eylül :) okunmalı!!































