Benim Adım Kırmızı
Orhan Pamuk'un 'en renkli ve en iyimser romanım' dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbulda karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı'nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce... Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.
Baskılar3
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Tüm puanları gör (428)ölüler konuşmuş, ölümü anlatmıştır. sonra ölüm almıştır sazı eline. şeytan'a kendini savunma hakkı verilmiştir. sırf bu canlı, cansız farklı ağızlardan hikayenin anlatılması tekniği bile takdiri hak eder. konusu da akıcı, Pamuk'un aşırı çalışkan yazarlık tarzını yine gösterdiği, ancak belli noktalarda ilhamla çalışkanlığın arasındaki dikiş izlerini yine saklayamadığı bir romandır. Gülün Adı'naysa hem benzer hem hiç benzemez.
Kitabın daha iyi algılanabilmesi için resimlendirilmesi şart. Biraz daha kısa tutulabilir ve Nazan Bekiroğlu havasında yazılsaydı daha güzel netice alınabilirdi diye düşündüm. Ki Nar Ağacı gözümde canlandı. Kitabın arkasındaki Kronoloji yerine resimlendirme daha faydalı olacaktır. Hacmen daha faydalı olur. Çok emek verilmiş ama konu çok dağılmış gibi geldi. Tabi bu naçizane fikrim. Alkışları da unutmayalım. Çok emek verilmiş, çok.
Tarihi romanları pek sevmediğimden olsa gerek kitabı uzun sürede ve çok zor okudum. Minyatür sanatı, sanatçılardaki Doğu-Batı ikilemi, üslup kaygısından bahsedilen tasvirler fazlasıyla uzun. Kitabın tarihi-polisiye yapısı bana Umberto Eco’nun Gülün Adı romanını anımsattı. Kitabın sonunda yazarın o kitabı yazma serüvenini okumayı severim ancak burada Orhan Pamuk’un mağrur tavrını sezdim, bana yazarın onca araştırmayı heba etmemek adına kitapta hepsine zoraki yer verme kaygısı olduğunu düşündürdü. Okuduğum diğer kitaplarında da olduğu gibi Orhan Pamuk bu kitapta da kendi hayatından izlere romanda yer vermiş. Yani romanda bahsedildiği gibi “kusuru imzası olmuş”.
Orhan Pamuk'un siyası tavrından dolayı nöbel ödülü aldığı söylemlerinin yanlış olduğunu bu kitabı okuduktan sonra gördüm. Osmanlı zamanında yaygın olan nakkaş sanatına pek ilgi duymadığım için kimi yerlerde o uzun tasvirlerden sıkıldım ancak genel olarak çok iyi bir kitaptı.
http://moonlightcat13.blogspot.com/2016/01/benim-adm-krmz-orhan-pamuk-eskiden.html
Yıllar sonra ikinci kez okudum, çok keyifli bir kitap. Kurgusu çok güzel, akıcı, farklı. Özel bir ilginiz olmadığı sürece hayat boyu öğrenemeyeceğiniz nakkaşların dünyasına giriyorsunuz. Dönemin sosyal hayatına kenarından köşesinden bakıyorsunuz. Hikayeyi bazen bir resim, bazen bir ölü, bazen bohçacı kadın anlatıyor. Aslında biraz düşününce teknik olarak bir cinayet romanı, ama en eğlencelisinden.
Orhan Pamuğu tanımaya başladığım ilk kitap. İyiki okumuşum diyorum şimdi.
Bence Pamuk'un en iyi romanlarındandır... Yazım tekniği, dönem panoraması, doğu-batı karşılaştırması... Çok katmanlı bir yazım tekniği içinde, hem sürükleyici bir cinayet romanı okur gibi okunabilecek, tekrar okumaları hak eden bir kitap...
Canlı cansız her şeyin "kırmızı"nın dahi kendi dilinde konuştuğu aşk ve evliliğe dair tarihi bir roman.Akıcı ve güzel bir dil kullanımı mevcut.
Çok güzel bir konuydu ama nakkaşlığın bu kadar detayı beni sıktı açıkçası.Üslubu okutuyor kendisini yani nobelli yazar olduğu belli:)) Bir şans daha:))
Hayatımda okumakta zorlandığım yegane kitap. Orhan Pamuk u hiç sevmedim hayatım boyunca. Ve hemen hiç bir kitabını bitiremedim, kendimi çok zorladım ama olmadı. Şahsi fikrim anlatma yetisi olmayan Roman yazamayan bir yazardır kendisi. Nedense ülkemizde şişirildikçe şişirilen, bazı localarla arası çok iyi olan, Atatürk karşıtı alttan alta olan nefreti ile Fransa da Ermeni meselesinde ülkesini satan bir yazar olan Pamuk. Sen bir yazar değilsin !
orhan pamuğun bence en iyi romanı
Eco'nun Gülün Adı romanından az biraz esinlenmeler olsa da Orhan Pamuk'un en güzel romanıdır.
tek okuyabildiğim orhan pamuk kitabı. böyle şiir gibi masal gibi
Kitabın ortalarına doğru sıkılmış, bunalmış, isyan etmiş ve iyi bir romanın bu kadar ağır mı yoksa akıcı mı olması gerektiğini sorgulamıştım. Şimdi düşüncelerim daha farklı. Neden her biten kitabın ardından çocuğunu kaybetmiş bir anne gibi yas tutuyorum, bilmiyorum. Ama hüzünlüyüm. Hele de bu roman nedeniyle çok hüzünlüyüm. Yıllarına nakşa veren ama batıdan gelen usullerle önemlerini yitiren her bir nakkaş için üzüldüm. Biz onlara benzedikçe sevinç ve hırsla gülümseyen her bir Avrupalıya öfkelendim. Değişen her bir padişahla değişen dengelerde kimi sanatların tarihe gömülmelerine kızdım. İçimdeki hüznü nasıl anlatacağımı, ne diyerek "bizden" olan nakşa ağıt yakacağımı bilmediğim için sizleri direk bu kitaba yönlendiriyorum. Orhan Pamuk'un gerekeni yaptığına inanıyorum çünkü. Karakterlerin her birinden ayrıca nefret ettim. Ve iyi ki insanların akıllarından geçenleri bilmiyoruz, dedim. Bir kez daha anladım ki kusursuz ve çıkarını düşünmeyen bir insan yok. Allah bilir ben kendimden neleri saklıyorum da haberim yok. Doydum. Edebi anlamda doyurdu beni roman. Ama tekrar soruyorum: Bir kitabın iyi olması için bu kadar ağır mı olması gerekir? Belki de sorgulamam gereken şey "iyi" kavramıdır. Ama yazarın yeteneğine, harcadığı emeği ve yaptığı araştırmaya laf yok. Bu konuda çok başarılıydı, çok.
oxuduğum bu kitab çox sıxıcı gəldi mənə..bəlkə də səbəb azərbaycanca tərcüməsini oxuduğum üçündür..ama bu kitabı sevmədim.
Özellikle yazım tarzı ilgi çeken bir kitap. Roman çoklu ağızdan sırayla ama kronolojik olarak yani birinin bıraktığı yerden diğerinin devam etmesi şeklinde değil, biri sözünü bitirdiğinde diğerinin söz alması şeklinde ilerliyor. Ve böyle olunca bizler de cinayeti/cinayetleri kendini gizleyen katil ve olayın tarafları kadar, bizzat meftanın kendisinden ve para, ağaç, nakşa can veren renkler gibi cansız tanıkların da anlattıklarından öğreniyoruz. Olayların fonunu oluşturan nakış sanatıyla ilgili son derece önemli bilgiler ve olaylar eşliğinde yeri geldikçe anlatılan hikayeler dikkat çekici. Roman içerisinde bir çok iç hikaye barındırıyor ve bunlar araştırma kısmının çok sağlam tutulduğunun kanıtı. Bu iç hikayelerden ötürü ana olayın heyecanı zaman zaman ağırlaşsa ve katili tahmin etmek çok zor olmasa da, sadece cinayetin nasıl aydınlanacağına değil, nakkaşların yaşamına da duyulan merak kitabın akıcılığını koruyor. Tarihi polisiye diye adlandırabileceğimiz türün sevenlerini memnun edeceğini düşündüğüm başarılı bir roman.
Okuduklarım arasında bence en zayıf romanı
sevmediğim, sevemediğim bir kitaptı..fazlasıyla uzatılmış sıkıcı bir romandı. Zatende bir daha pamuğun kitaplarını okumadım nerde cevdet bey ve oğulları nerde beyaz kale nin kurgusu sürükleyiciliği
Şimdilik puanım 7 okuyunca tekrar yorum yazıp benden geçer aldığı puanı yazacağım .













