Güzel bir kitapdı Sandra Morton çoğunlukla aniden oluşan tutkulu aşkları işliyor.Wilde Kardeşler serisinin ikinci kitabı Kadınlar Ne ister de öyle bir kitap idi.. Sage'i mutlak bir tecavüzden kurtaran Calep Wilde bu güzel kadının etkisine girdikten sonra ondan ayrılamaz aralarındaki önce mutlak bir tutku sonra yakıcı bir aşktır..Aralarında yanlış anlamalar olur birbirlerini kırarlarsa da..Yollarının tekrar kesişmesi kaçınılmazdır... Sevdim ben bu romanı...Kafayı dağıtmak için birebir...
Wilde Kardeşlerden Jacop Wilde'in hikayesi idi..Savaş Kahramanı Jacop Afganistandan gözünü kaybederek dönmüştü.Yaraları ve kabusları vardı..Evine döndüğünde geçici olarak dönmeyi düşünmüştü ama olaylar planladığı gibi gitmedi.. Sandra Marton'un kurgusu yine devrede idi..Jacop tedavi olduğu süre içinde kesinlikle cinselliği aklına getirmediği gibi bununla ilgili bir isteği yoktu bile. Fakat karşısına çıkan Addson'u gördüğü andan itibaren bu adam yeni yetme ergene dönüşmesi bana çok ilginç geldi..Fakat Addison çok zor bir kadındı geleceğinde Jacop gibi buyurgan bir adama yer yoktu.. Aralarındaki çekim ne kadar yakıcı olursa olsun..
Orjinal Adı One Unashamed Night olan Welligham Serisinin ikinci kitabı Fırtınada Bir Gece'yi genel anlamda beğenerek okudum..İlk kitapta Ağabey Asher Wellingham'ın hikayesi vardı..Bu ikinci hikaye onun kadar çarpıcı olmasa da daha derin bir hikaye idi bence.. Kocasından evli olduğu on iki yıl içinde zulüm gören Beatrice Maude(Bea) kendisini pek güzel bulmayan eğitimli bir kadın..Kocasından gördüğü zulüm nedeniyle onun ölümünden sonra elde ettiği özgürlüğün tadını çıkarmak istemektedir..Ölen eşinden kalan miras ile rahatça yaşayabilecek bir gelirede sahiptir..Fakat bu gelir nedeni ile hayatı da tehlikede dir..Bunun farkında da değildir. Asher'in küçüğü Taris Wellingham ise karizmatik oldukça yakışıklı ama görme yeteneğini kaybetmekte olan bir genç adam..Bu görme yeteneğini yengesinin babası ile ağabeyinin hayatını kurtarmak üzere girdiği mücadelede sırasında aldığı darbeden dolayı olmuştur.. Fakat Taris'in görme yeteneği iyice bozulsa da bundan sadece en yakınlarının haberi vardır.. Bu ikilinin yolları bir yolculukta kesişir.bu yolculuk sırasında geçirdikleri kaza yüzünden yardım bulmaya çalışırken bir ambarda bir gece geçirmek durumunda kalırlar..Aralarında oldukça ateşili bir yakınlaşma olur.İkisi de bir daha ykarşılaşacaklarını düşünmemişlerse de..Çok yanılacaklarını kısa sürede anlarlar.. Güzel sade bir anlatımı var Sophia James'in zevk ile okudum..Şimdi serinin üçünçü kitabını merakla bekliyorum.. Wellingham Brothers Series: 1. High Seas to High Society (2007) 2. One Unashamed Night (2010) 3. One Illicit Night (2011) 4. The Dissolute Duke (2013)
Tatlı Bela Orjinal Adı: Beautiful Disaster olan Jamie McGuire kitabını nasıl buldum?.. Bu kitap bir bomba gibi düştü piyasalara normal olarak çok daha iyi bir kurgu ve daha da duygusal bir roman bekliyordum..Çünkü öyle yorumlar okudum ki o yüzden beklentim çok yükseldi..Fakat araştırdıktan sonra anladım ki bu roman New Adault kategorisinde yani Genç yetişkin dilimize çevirirsek..Bu benim sevdiğim bir tür değil....Ama yine de okurken büyük keyif alsam da benim beklentilerimi karşılayan bir kitap olmasa da bu romanı okurken büyük bir zevk ile okudum birincil ağızdan yani kahramanın tarafından anlatılan bir hikaye idi..Ben şahsen birincil ağızdan yazılan hikayeleri okumayı sevmiyorum belki o yüzden istediğim gibi ısınamadım..... Bu kitap liseli gençlerin aşkını liseli gençlerin beklentilerini,hayallerini anlatan bir hikaye idi..Eh aşkların en güzelleri de o çağlarda yaşanmaz mı zaten..En güzel şiirleri o yaşlarda yazar,en coşkulu aşkları o yaşlarda yaşarsınız.. Bu hikayede yazarı biraz Stephenie Meyer biraz E L. James'den etkilenmiş olduğunu gördüm..Fakat daha çok Stephenie Meyer'den etkilenmiş gibi geldi bana..Kitabın çevirisi ve editini de vasat buldum.Roman çok akıcı da olsa bazı yerlerde hatalar sırıtıyordu.. Bazı yerlerde kullanılan tuhaf kelimeler okuma keyfimi bozdu.. Hikayedeki aşk biraz fazlaca saplantılı gibi geldi..Travis kitabın en başından beri Abby'ye kafayı inanılmaz bir şekilde taktı..O yüzden bu saplantıya kadar varan aşk beni biraz huzursuz etse de güzel bir hikaye idi..Erkek karakter kötü çocuk kadın karakter ise iyi kızı oynuyorsa da ondan etkilenen iki erkeğe de tam açık olmadı..Böyle insanları oldum olası pek sevmemişimdir..Bir ara tam olarak olmasa da kısmen iki erkeği idare etti bence..Çünkü arkadaş olarak nitelendirdiği erkeğin evinde kalırken ve aynı yatakta uyurken başka erkek ile çıkması bana çok ters geldi..Tamam kendinden emin değildi vs.vs. ama sevmedim bu durumu..Bence insanlar gerek özel yaşantısı,iş,sosyal yaşantısında bir takım duruşları vardır Abby'de o duruşu ben göremedim...İşte en çok bu belki durum yüzünden belki de mıymıntı kendinden emin olmayan geçmişi dolasıyla ikili ilişkilerinde güvensiz Abernathy karakterini pek sevemedim ..Karar verdiği zaman direkt söyleyebilen bir karakter değildi..Hikayenin çoğu yerinde beni sinir etti diyebilirim...Zoru görünce kaçan bir tip olarak gördüm..Bu belki de geçmişi ile de alakalı idi..Belki de ailesi ile ilgili bir durumdu... Romanın bir sahnesinde Travis'in başka hatunlarla oynaşması vs..bu sahne mesela beni çok rahatsız etti..Kısaca iki tarafta birbirlerini deli etmeyi bayağı iyi başardı...Okurken de ben saçımı başımı yoldum bazı sahnelerde Bundan etken sanırım iki tarafında çok genç,tecrübesiz karakterlerinin özellikle Tavis'in baskın olmasının rolü büyüktü.....Kadın karakterin bir türlü ne istediğini bilememesi ve kendini ifade edememesi beni kitabı okurken oldukça gerdi... Travis Maddox karakteri ne kadar saplantılı olursa olsun aşkına sahip çıkışı sevdiği kadın için kendini düzeltme çabaları çok güzeldi.. Travis Maddox'un ailesini çok sevdim o birbirlerine sahip çıkmaları Maddox erkeklerinin çılgınlığı delişmenliğini,Abby'yi aralarına almaları aile sıcaklığı nedir pek bilmeyen Abby'ye o sıcaklığı hissetirmeleri çok güzeldi.. Yazarın kurgusunda yan karakterlerin de hikayeye katılımı çok güzeldi Abby'nin arkadaşı America ve Shepleyîn aşkları,arkadaşlıkları,dostluklarını okumayı sevdim..Özellikle kriz zamanlarında bu çift de çok etkileniyordu bu iki deli aşığın durumundan.. Yine de bazen bana ters gelen şeyler olsa da güzel bir hikaye idi..Son zamanlarda çok moda olan erotik aşk romanı adı altında neredeyse pornoya kaçan bir kitap değildi..En azından erkek karakter sahiplenici ve çok seven,aşkına sahip çıkan bir erkekti..Bir kaç sahnesinde çok etkilendim çok..Travisin aşkını Abby'nin aşkından daha çok hissettim..Ama bence aşkı saplantılı idi..İyi ve Kötünün aşkı,özellikle sevilmeye ihtiyacı olan iki sevgiye aç insanın sevme sevilme hikayesi idi..Belki sevgilerini ifade tarzları değişikti...Sevgiyi aramanın ifade etmenin değişik yolları vardır..Bu hikaye de öyle bir şeydi.. Kısaca özellikle gençlerin çok beğeneceği bir roman bence..Her yönü ile bana hitap etmezse de tavsiye ederim...
Arzu Şövalyesi Margaret Mallory Orta Çağ romanları okumayı gittikçe daha çok sever oldum..Nedense bu dönemdeki romanların konuları bana daha etkileyici geliyor..O dönemlerde yaşam koşullarının daha çetin olmasından tutun da tarihin sihirli yapraklarında güzel bir yolculuk yapmış oluyoruz..Margaret Mallory bu romanı Gall İsyanı zamanlarında kurgulamış..Romanın kurgusunu oldukça beğendim..Aşk,Savaş,İsyan,İhanet,Sadakat temaları üzerine kurguluydu..Ayrıca araştırdığımda yazarın ilk romanı olduğunu görüyorum.. Arzu Şövalyesi All the King's Men serisinin de ilk kitabı üç kitaplık bir seri bu..İlk romanda William FitzAlan'ın hikayesi var ikinci romanda da Kardeşi Stephen'in hikayesi.. Kitabın çevirisi bence iyi idi.Hikaye çok akıcıydı çevirden rahatsız olmam için garip kelimelerin kullanılması,yazar ile arama girilmesi yeterlidir..Fakat Arzu Şövalyesi Başarılı bir kitap idi..Özellikle kapağı..Orjinal kapaktan daha iyi idi bence.. Hikaye de baskın bir kadın karakter vardı bu historical romanlarda sıradışıdır..Yani Alfa karakter...Erkek kahramanımız ise Beta karakter daha az baskın..Romanı okurken kadının gözü pek acar olması hoşuma gitse de bazı yerlerde beni sinir etti...Fakat fazla takmamaya çalışarak okurken zevk ile okudumsa da..Kocası ile olan ilişkilerinde kendince bulduğu çare pek hoşuma gitmedi... Kısaca Konuya Gelirsek: William FitzAlan gözü pek,cesur bir topraksız şövalyedir..Kral onu son hizmetin de ödüllendirerek Gal sınırında toprak verir..Ödülünü kontrol etmek için gittiğinde de onu başka bir ödül daha beklemektedir..Topraklarını aldığı soylunun güzel karısı Leydi Catherine Rayburn..Catherine'nin kaderei sadece ve sadece ona bağlıdır..William daha onu görmeden nikahına almaya karar vermiştir..Kaleye varıp da onu karşılayan güzeller güzeli kadını gördüğünde şok geçirir..Çünkü yıllar önce Catherine evlenmeden bir gece önce aralarında sıra dışı duygusal bir yakınlaşma olmuştur..O geceyi aradan yıllar geçse de unutamamış,karşılaştığı kadınlarda o geceki güzel kızı aramıştır..Fakat Catherine onu tanımamıştır.. Fakat Catherine kocası Lord Rayburn'un hainlik ve ihanetlerini Kral'a bildirmiş,kocasıda öldürülmüştür..Geçmişte kocasından inanılmaz şiddet ve zülum gören bu genç kadının hayatı cehenneme dönmüştür..William kocasına ihanet eden bu kadına güvenebilmesi kolay değildir..Bir yandan yıllarca bereber çalıştığı kader arkadaşı Edmund'da Catherine'ye cephe almış William'a onu kötülemektedir.. Catherine William ile evlendikten sonra yeni kocasının ilk Rayburn'e benzemediğini hatta sevgi dolu olduğunu fark etmesi uzun sürmedi..Fakat yaşadığı çok çetin evlilik şartları onu da güvensizleştirmişti... Aralarındaki tutkunun alev alması da uzun sürmedi..Tutkuları her ne kadar onları yakınlaştırsa da en büyük problemleri güven idi.. Oldukça zevk alarak okuduğum bir roman oldu..Serinin devamını merakla bekliyorum... Keyifli okumalar... All the King's Men 1. Knight of Desire ( Arzu Şövalyesi) 2. Knight of Pleasure 3. Knight of Passion
Legend of the Four Soldiers Serisinin 4. ve son kitabı Yabani Aşık orjinal adı To Desire a Devil ile .Seri bitmiş oldu.Ülkemizde yayınlanan tüm serilerin darısı başına diyorum..Çünkü senelerce süren bekleyişler hiç hoş olmasa gerek..Serinin ilk üç kitabını çeviren Seden Gürel yerini Gizem Onat'a bırakmıştı bu sefer.Çeviride beni rahatsız eden bir şey yoktu..Kitabı okurken rahatsızlık duymadım şunu anlamadım diye geri dönüş yapmadım..Bence gerek kapak gerek edit,gerek çeviri ile başarılı bir kitap idi..Bu seride beni rahatsız eden ilk kitap Günahkar Aşık'taki kapak bunu her zaman da yazacağım..Umarım bu kitabın ikinci baskısı olursa bu korkunç kapağı değiştirirler... Seriyi genel olarak değerlendirirsem, bu serinin çok daha iyi olmasını beklerdim ki bence yazar bu seri ile kendini tekrar etmiş ...Hani Monica Mccarty'nin kitaplarını okurken dikkatimi çeken şey her kitabın diğerinden iyi olduğunu yazarın kaleminin büyülü olduğunu düşünüyorum..Elizabeth Hoyt'un Aslerler serisinde bunu bulamadım sadece Seni Kalbime Yazdım serinin en güzel kitabıydı o bence tüm seriye değerdi.. Seriyi vasat bulmam yazarı sevmediğim anlamına gelmiyor tabii ki.. Elizabeth Hoyt benim için üst seviyelerdeki bir yazardır..Onun anlatımını çok seviyorum..Takip edeceğim bir yazar olacak... Kısaca konusuna gelirsek: Spiner Falls'taki baskında yaralanan askerlerin hikayesi olan bu seri Yabani Aşık ile bitmiş oldu...İlk hikaye Günahkar Aşık'tan itibaren Spinner Haslls'teki Baskının da yer alan hainin izi bulunulmaya çalışılıyordu..Tam yaklaştık derkenkahramanlarımız hep elleri elleri boş dönüyorlardı..Ve son serüvenimiz Yabani Aşık'ta hain yakalanıyordu.Bu hain de baştan beri benim şüphelilerimin arasında idi..Yabani Aşık başlarda bana biraz durağan geldi fakat sonradan açıldı..Bu hikayede ölü bilinen Reynaud St.Aubyn tam yedi yıl sonra evine unvanını geri almak için geri gelmişti..Hem de nasıl geliş bir bomba gibi giriş yaparak yüksek ateşli ve delirmiş bir şekilde.. Öldüğü farzedilen Reynaud'un ünvanı Blanchard Kontluğu ise Beatrice Corning'in pinti amcası Reggie'niye devredilmişti.... Reynaud ünvanını ondan geri alacaktı..Fakat esir düştüğü kızı derilerden yedi yılda kurtulmaya çalışmak yaşadıkları onu hem çok katılaştırmış hem de deyim yerinde ise katılaştırmıştı... Beatrice amcasının yanında anne ve babasını kaybettikten sonra birlikte yaşamaya başlamıştı..Amcası ile huzurlu yaşantısı vardı taa ki Reynaud'un yaşamlarına girmesine kadar..Reynaud'un vahşi ruhunun ardında ki gerçek kişiliğini de fark etmesi uzun sürmemişti..Evlerine perişan halde gelen bu sabık kontun eski resimine amcasının yanında kalmaya başladığından beri seyrediyordu ve şimdiye kadar hiç bir erkek onu bu tablodaki erkeğin etkilediği kadar etkilememişti... Reynaud'da ,Beatrice'den anlaşılmaz bir şekilde etkileniyor du..Zaman geçtikçe aralarında ki çekim dahada belirginleşiyor idi...Reynaud esirlik günleri ile ilgili hatırlamak istemediği anılarını Beatrice'ye kendine şaşırarak anlatıyordu.. Fakat onun geri dönmesini istemeyen ve rahatsız olanlar vardı..Geldikten kısa bir süre sonra saldırıya uğraması da gecikmedi..Bu saldırıları kim düzenletti ise onun dönüşünden hiç memnun olmadığı ve yaşamasını istemediği de ortada idi.. Serinin son macerasında serinin önceki kahramanları da vardı; ilk kitaptan Samuel Hartley ve Leydi Emeline ikinci kitaptan Lord Vale ve Leydi Melisande ve favori kitabımdan Sir Aliastir Munroe ve Helen Fitzwilliam'da vardı..Leydi Emeline Reynaud'un kız kardeşi idi ve hamile idi tıpkı Melisande gibi Lord Vale ile birlikte onlarda bebek bekliyorlardı.. Kısaca beğendiğim ama tekrar okumayacağım bir kitap oldu..Ama bence yinede bu kitabı Hoyt'severler büyük bir zevk ile okuyacaklarından eminim..Keyifli okumalar.. Legend of the Four Soldiers Serisi 1. To Taste Temptation (2008) Günahkar Aşık 2. To Seduce a Sinner (2008) Bana Aşkını Söyle 3. To Beguile a Beast (2009) Seni Kalbime Yazdım 4. To Desire a Devil (2009) Yabani Aşık